31 Aralık 2013 Salı

TAYYİP’İN KEFİL OLDUĞU TERÖRİST YASİN EL KADI’NIN TÜRKİYE’DEKİ BAĞLANTILARI


TAYYİP’İN KEFİL OLDUĞU TERÖRİST YASİN EL KADI’NIN TÜRKİYE’DEKİ BAĞLANTILARI

Yıl 2004…
MASAK raporuna göre Yasin El Kadı, Mehmet Fatih Saraç ve Mohammed Omer A. Zubair’in ortak olduğu Caravan Dış Ticaret’ten BİM’e para aktarılmıştı. BİM’in Yönetim Kurullarında AKP’lilerin ağabeyi Korkut Özal, Yasin El Kadı, Cüneyt Zapsu, George Bitar, M.P. Kassamali Merali, Ekrem Pakdemirli ve Nakşibendi tarikatının önemli isimlerinden Mustafa Latif Topbaş yer alıyordu.

ORTAKLARIN KARANLIK PARA TRAFİKLERİNİ SAVCILAR NASIL ORTAYA ÇIKARDI?

Yasin El Kadı’nın mal varlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terörü finanse edenler listesinde 39. sırada yer alması nedeniyle, Bakanlar Kurulu kararı ile 22 Aralık 2001 tarihinde dondurulmuştu.
Nedim Şener, “Hayırsever Terörist” adlı kitabının 38. sayfasında Cumhuriyet Savcısı; ‘Kadı ve Jelaidan hayırsever iş adamları’ başlığı altında Kadı’nın Savcılıklardan nasıl kurtulduğunu anlatıyordu:
Değişik “siyasi ve bürokratik” engellemelerle ilerleyen rapor bir süre MASAK’ta bekledi. Nihayet iki ay sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. MASAK raporu çerçevesinde başlatılan soruşturmalardan bir tanesi “kara para aklama”, diğeri “terör örgütü El Kaide’ye üye olmak ve yardım etmekten” açıldı.
2004/22072 hazırlık numarasıyla açılan “kara para aklama” soruşturmasını yürüten Savcı Sadi Yoldaş, Yasin El Kadı’nın ortağı Mehmet Fatih Saraç’ın ifadesini aldıktan sonra verdiği belgeleri, iki haftalık bir süre sonunda MASAK’a göndererek incelemenin yeniden yapılmasını talep etti.
MASAK bu kez daha önceki raporun tersine bir rapor daha yazdı. Yasin El Kadı, Jelaidan ve Mehmet Fatih Saraç hakkındaki yeni incelemeyi 11 Kasım 2004 tarihinde yeni bir raporla savcılığa gönderdi.
Rapora, Mehmet Fatih Saraç’ın ifadeleri damgasını vurdu. Caravan Dış Ticaret Ltd. Şti’nin Albaraka Türk‘te açmış olduğu hesaplara yatan paralar bizzat Yasin El Kadı’nın kendisi tarafından yatırılmıştı. Yine Saraç’ın ifadesine dayanarak, Al Baraka Türk’teki Yasin El Kadı hesabına yatan paraları dünyanın bir çok yerinde yatırımı olan Yasin El Kadı’nın Türkiye’de yatırım yapmak için getirip kendi hesabına yatırdığı belirtildi.
Raporda Baş Müfettiş Hamza Kaçar tarafından düzenlenen 31 Mart 2004 tarihli raporun sonuç bölümünde belirtilen hususla ilgili olarak, hesap ekstrelerinden elde edilen bilgiler doğrultusunda, 1 milyon doların 13 Ekim 1997 tarihinde nakit teslimat olarak Yasin El Kadı’ya ait 143100 numaralı hesaba yatırıldığı ve yine bu hesaptan 14 Ekim 1997′de ‘Yasin El Kadı’ açıklamasıyla ‘Abrar Global Asset M’ adına Bank Of New York unvanlı bankaya havale edildiği, kanaat ve sonucuna varıldığı bildirildi.
Bu bilgilerin elinin altında olduğu İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadi Yoldaş, 24 Aralık 2004 tarihinde, “Sanıklar hakkında unsurları oluşmayan müsnet suçtan takibata yer olmadığına” karar verdi.
Böylece El Kadı ve Saraç hakkındaki soruşturma “kara para” yönünden “Takipsizlikle” sonuçlanmış oldu.
Maliye Bakanlığı’nın karara itiraz etmesi gerekirken etmediği ortaya çıkıyordu. Nasıl etsin ki, çıkardıkları af ve benzeri kararlarla bu zatlara en az 5 trilyon kazandırmışlardı.
Kara para yönünden verilen bu takipsizlik kararını eski adı Devlet Güvenlik Mahkemesi olan, yeni adıyla özel görevlendirilmiş İstanbul Cumhuriyet Savcılarından İdris Ermeydan’ın tartışmalı kararı izledi.
Danıştay 10. Dairesi’ne başvuran Yasin El Kadı, isminin listeden çıkarılmasını, mal varlığının serbest bırakılmasını istiyordu. Danıştay 10. Dairesi 20 Temmuz 2006 tarihinde bire karşı dört oyla Kadı’nın isteği doğrultusunda karar verdi.
Danıştay’ın bu kararında muhalefet şerhi olan üye; “BM sözleşmesini imzalayan ülkelerin, BM’nin aldığı kararlara uyma yükümlüğünün olduğunu vurguluyordu. Yasin El Kadı’nın ismi BM kararlarında yer aldığı sürece dondurma kararının kaldırılamayacağını ifade ediyordu.
31 Ağustos 2006 tarihinde Başbakanlık 1. Hukuk Müşavirliği Danıştay’ın bu kararını temyiz ediyordu.
Dilekçelerin ortak konusu; BM’nin kararları doğrultusunda haksızlığa uğradığını iddia eden kişilerin BM nezdinde itiraz yollarının açık olduğu belirtiliyor, ve şöyle deniyordu:
“Yasin El Kadı’nın Türkiye’deki mal varlıklarının dondurulmasıyla ilgili olarak alınan Bakanlar Kurulu Kararı’nın aksi yönde karar alan Danıştay 10. Dairesi’nin kararının uygulanması halinde, Türkiye uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen bir ülke durumuna sokulacaktır. Bu durum da telafisi güç ve imkânsız zararlar doğuracaktır…”
Başbakan, Danıştay kararının temyiz edildiğini öğrenince yaygarayı basıyordu. Yasin El Kadı’nın ortağı Mehmet Fatih Saraç ile Ansiklopedi çıkaran Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer devreye giriyor, temyiz dilekçesini hazırlayanları azarladığı iddiaları gündemi oluşturuyordu.
5 Eylül 2006 tarihli temyizden feragat dilekçesi Dışişleri Bakanlığı’ndan geliyordu. Oysa Dışişleri Bakanlığı aynı gün Danıştay’ın kararını temyiz etmişti. 6 Eylül 2006 tarihli Başbakan adına Müsteşar Yardımcısı Mustafa Çetin imzalı temyizden feragat dilekçesini veren kurum Başbakanlık oluyordu… Böylece Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı Yasin El Kadı davasını temyiz etmek istemiyordu… Kadı davasını temyiz edemeyen Bakanlık Hamza kaçar’ı bildik yöntemlerle saf dışı etme gayretine giriyordu.

Ankara 6. İdare Mahkemesi’nde dava açan Hamza Kaçar, 16 Aralık 2004 tarihinde verilen mahkeme kararıyla hukuk mücadelesini kazanarak eski görevine geri döndü. Eski görevine dönen Kaçar, yarım kalan soruşturmaları tamamlamak istedi ve ne olduysa bundan sonra oldu. Bildik senaryo oyuna kondu ve Hamza Kaçar, “Genelkurmay dâhil binlerce hesaba inceleme yaptı” diyerek görevden alındı.
Bu olay, bize Fetullah Gülen hakkında soruşturma açan DGM’ye rapor gönderen Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, Yardımcısı Osman Ak’ın ve arkadaşlarının başına gelen uydurma “Telekulak” skandalını hatırlattı. Gülenciler bu müdürlerin başını yemek için uydurma dosyalar oluşturmuş, “Genelkurmay dâhil her yeri dinlemişler” diyerek yaygara yapmış, her tarafı ayağa kaldırmışlardı. Oysa dosyalar incelendiğinde 1800‘lü yıllarda telefonların dinlendiği, bazı numaraların hiç olmadığı, 0(sıfır) dakika gibi zaman dilimlerinde dinleme yapıldığı şeklinde uydurma evraklarla dosyalar oluşturulmuştu.
Gerek Osman Ak gerekse Cevdet Saral yıllardan beri atılan bu çamuru temizlemeye çalışırken, Fetullahçılar önlerindeki en büyük engelden kurtulmuşlardı.
Şimdi aynı senaryo ile Ülker-Al Kadı, Unakıtan-Al Kadı, Tayyip-Al Kadı ilişkilerini gün yüzüne çıkaran Baş Müfettiş Hamza Kaçar susturulmak isteniyordu.

Yasin El Kadı’nın hakkındaki iddialardan en önemlisi, zengin işadamlarından topladığı paraları yönetimindeki Muvaffak Vakfı Aracılığı ile El Kaide bağlantılı kişilere ve kurumlara “Yardım” başlığı altında aktarması geliyordu. MASAK raporunda Hasan Cüneyt Zapsu’nun 60 bin dolar, Annesi Gaye Zapsu’nun 250 bin dolar Yasin Al Kadı’nın Al Baraka Türk’teki hesabına para yatırdıkları ortaya çıkıyordu.
Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun hazırladığı rapora göre Yasin Azizüddin Kadı ile para ilişkisi olan şirketler arasında Ülker gurubu da yer alıyordu. Aynı dönemde Murat Ülker sakal bırakmış, hatta sakallı fotoğraflarını resmi belgelerde bile kullanmıştı.
Yine aynı raporda; Al Baraka Türk’ten 18 Ocak 2001 tarihinde Muvaffak Vakfı’na 210 bin dolar, Usame Bin Ladin’in en yakın adamı Wael H. Jelaidan adına da 27 Ocak 1994 tarihinde 210 bin dolar gönderildiği belirtiliyordu.
MASAK raporuna göre Yasin El Kadı, Mehmet Fatih Saraç ve Mohammed Omer A. Zubair’in ortak olduğu Caravan Dış Ticaret’ten BİM’e para aktarılmıştı. BİM’in Yönetim Kurullarında AKP’lilerin ağabeyi Korkut Özal, Yasin El Kadı, Cüneyt Zapsu, George Bitar, M.P. Kassamali Merali, Ekrem Pakdemirli ve Nakşibendi tarikatının önemli isimlerinden Mustafa Latif Topbaş yer alıyordu.

31.03.2004 tarihli Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun Raporuna göre yasin Al Kadı ile para ilişkisi olan Nimet Gıda’nın yönetim Kurulu Üyeleri; Mehmet Fatih Saraç, Osman Faik Bilge, G. Abdülaziz Zapsu, Mustafa Rıza Yazan, Ahmet Erdoğan, Tayfun Ergün, Mustafa Latif Topbaş, Hasan Cüneyt Zapsu…
Yine aynı rapora göre Ahsen Plastik’te Kadı ile para ilişkisi içindeydi. Ahsen Plastik Yönetimi şu isimlerden oluşuyordu: “G. Abdülaziz Zapsu, Tayfun Ergin, M. Fatih Saraç, Hasan Cüneyt Zapsu, M. Latif Topbaş…
Yasin Al Kadı ile para ve ortaklık ilişkisine giren bir başka şirket ise Ülker Gurubuna dahil AK Gıda idi: AK Gıda‘nın Yönetim Kurulunda; Mustafa Latif Topbaş, Murat Ülker, Zeki Ziya Sözen, İbrahim Halit Çizmeci, Metin Yurdagül, Sabri Ülker, Orhan Özokur… gibi isimler yer alıyordu.

31.03.2004 tarihli Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun Raporunun, 16 Sayfasında: “Caravan Dış Ticaret Limited Şirketi ile bu şirketin ortakları Yasin El kadı ile M. Fatih Saraç’ın tespit edilebilen hesaplarına ilişkin bilgiler aşağıda açıklanmıştır” deniliyor ve şöyle devam ediliyordu:
“Caravan ve Ella şirketleri ile bu şirketlerin ortakları Yasin Kadı ve M. Fatih Saraç’ın Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş, nezdinde Türk lirası ve döviz hesapları bulunmaktadır. Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş tarafından gönderilen hesap ekstrelerinin çok sayıda olması nedeniyle, aynı kişiler adına birkaç kalemde yapılan işlemler (Hesap hareketleri) toplanarak tek kalemde yazılmıştır. Ayrıca Türk lirası ve döviz hesapları arasında gerçekleşen havale ve ya EFT işlemleri mükerrerliği önlemek amacıyla mahsup edilmiştir.

Caravan Şirketi tarafından Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş nezdinde açılan hesapların açılış tarihleri, hesap numaraları, hesap cinsi (Türk lirası veya döviz) ve çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan (gelen) ve çekilen (gönderilen) paraların toplamının özet dökümü yıllar itibarıyla aşağıda yapılmıştır.
Caravan Dış. Tic. Ltd. Şti. tarafından Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Şnezdinde 04.10.1995 tarihinde açılan 011201-142322 no’lu ABD Doları döviz hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı yıllar itibarıyla aşağıda açıklanmıştır.
1997 yılında Yasin Kadı; 7.559. 941 Dolar, Caravan; 28.894 Dolar yatırıyordu.
1998 yılında; Yasin El Kadı: 2.699.945 Dolar, Caravan:723.044 Dolar, M. Fatih Saraç; 20.000 Dolar, Caravan 66.800 Dolar, Dış işlemler havalesi:607.211 Dolar…
1999 yılında; Yasin Al Kadı: 808.754 Dolar, Caravan 1.056.075 Dolar, M. Fatih Saraç: 479.950 Dolar, Nimet Gıda: 36.050 Dolar, Ecmel Tekstil:70.000 Dolar, Ak Gıda 38.300 Dolar, Sağlam İnşaat: 5.450 Dolar, Virman: 16.916, Diğer işlemler havale:2.837.525 Dolar…
2000 yılında; Yasin Al Kadı:1.375, Caravan: 2.048.775, M. Fatih Saraç:5.000, Nimet Gıda: 25.000, Sağlam İnşaat:877.700, Virman:28.400, Dış İşlemler havale:539.947 dolar…
2001 yılında;Yasin Al Kadı:107.250, Caravan:85.252, Sağlam İnşaat:9.500, Dış İşlemler havale: 84.252, Caravan: 74.128 Dolar…

Aynı hesaptan çeşitli zamanlarda para aktarılan şahıslar yıllar itibarıyla aşağıda gösterilmiştir:
1997 yılında; Nimet Gıda:34.311, Dış İşlemler Havalesi 620.151, Caravan: 1.619.465,Caravan 24499 hesaba 5.214.617, Yasin Kadı: 50.363 Dolar….
1998 yılında; Dış İşlemler Havalesi; 437.123, Yasin Kadı: 200.000, Caravan 24499 TL Hesabı 3.474.288 dolar…
1999 yılında; Sağlam İnşaat; 624.228, Ella; 63.900, Ecmel Tekstil; 13.000, Nimet Gıda; 23.650, Caravan; 902.392, İktisat Bankası Maslak şb. 128.000, Dış İşlemler Havale; 100.000, Yasin Kadı; 84.110 Dolar…
2000 yılında; Sağlam İnşaat: 929.050, Ella: 42.310, M. Fatih Saraç; 77.200, Nimet Gıda; 25.000 Dolar…

Bu hesaptan, 1997-2001 yılları arasında;
Orhan ÖLÇEN, Hilmi YILMAZ, Remzi ÇAKIROĞLU, İzzet ÖZKALAYCI, Savaş SAĞSÜS, Serkan KIZILAY, Bülent AKSOY, Mehmet TARI, Abdurrahman ŞEKER, İrfan AKICI, Sema ÇETİN, Saim OĞUZCAN ve Davut ÇOŞKUN, adlı şahıslara da çeşitli tarihlerde, muhtelif defalar ve miktarlarda ödemeler yapıldığı tespit edilmiştir.

Caravan Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. nezdinde 23.02.1995 tarihinde açılan 011200-024499 no’lu Türk Lirası hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı şu şekildedir.
Caravan : 242.564.365.000 TL
Yasin Al Kadı : 6.951.380.000 TL
Dış İşlemler Havalesi : 29.497.526.000 TL
Ahsen Plastik : 10.690.000.000 TL
Caravan 242383 DEM Hs. : 122.395.421.000 TL
Caravan 242392 DEM Hs. : 137.346.288.000 TL
Caravan 142322 USD Hs. : 863.978.865.000 TL

1997 yılında: 1.418.782.510.000 TL Al Baraka Türk’teki hesaba yatırılmıştı…
1998 yılında: Caravan: 106.006.708.000 TL, Caravan 242392; DEM Hs: 302.861.208.000 TL, Caravan 242383 DEM Hs.: 30.905.762.000 TL, Caravan 142322 USD Hs.: 920.619.144.000 TL. yatırılmıştı. Yasin El Kadı’nın hesabına 1998 yılında toplam1.372.052.044.000 TL yatırılmıştı.

1999 yılında Caravan: 51.731.195.000 TL, Sağlam İnşaat:10.180.446.000 TL, Nimet Gıda :6.916.760.000 TL, Dış İşlemler Havalesi; 269.568.000.000 TL, Caravan 142322 USD Hs.: 796.964.439.000 TL, toplam; 1.140.982.850.000 TL yatırılmıştı…

2000 yılında; Caravan: 12.918.466.000 TL, Ahsen Plastik:3.000.000.000 TL, Nimet Gıda:4.030.000.000 TL, Aksal İnşaat:7.950.000.000 TL, ONLY Havalesi: 8.950.625.000 TL, Dış İşlemler Havalesi: 21.217.608.000 TL, Caravan 142322 USD Hs: 48.444.784.000 TL, olmak üzere toplam 108.361.483.000 TL yatırılmıştı….

2001 yılında; Aksal İnşaat :7.950.000.000 TL, Ella Film: 25.800.000.000 TL, Dış İşlemler Havalesi: 23.932.233.000 TL, Caravan 142322 USD Hs: 33.273.530.000 TL, 2001 yılı yatırılan miktar;191.955.763.000 TL idi.

Aynı hesaptan çeşitli zamanlarda para aktarılan şahıslar yıllar itibariyle aşağıda gösterilmiştir. 1997 yılında Kadı’nın Caravan şirketi hesabından para aktarılan isimlere de rastlanıyordu:
Bim : 335.828.500.000 TL
Ak Gıda : 417.800.107.000 TL
Ella Film : 51.482.300.000 TL
Sağlam İnş. : 221.215.515.000 TL
Ahsen Plast : 24.930.847.000 TL
Ecmel Teks. : 35.890.720.000 TL
Nimet Gıda : 7.545.881.000 TL
Vefa Mühen : 50.825.000.000 TL

1998 yılında, Bu hesaptan para aktarılan şahıslar:
Bim : 64.901.498.000 TL
Ak Gıda : 457.399.808.000 TL
Ella Film : 12.188.987.000 TL
Sağlam İnş. : 549.153.161.000 TL
Ecmel Teks. : 16.386.492.000 TL
Nimet Gıda : 27.917.645.000 TL

Yasin El Kadı’nın Caravan şirketi ve çevresinde para transferleri durmak bilmiyordu. 1999 yılına geldiğimizde bu hesaptan para aktarılan başını Ülker gurubuna bağlı AK Gıda’nın çektiği şirketler şöyle sıralanıyordu:
Ak Gıda : 236.600.000.000 TL
Ella Film : 19.035.054.000 TL
Sağlam İnş. : 257.677.936.000 TL
Ecmel Teks. : 21.374.486.000 TL

2000 yılında Ella Film’e, 28.530.566.000 TL Bu hesaptan para aktarılırken, 2001′de Sağlam İnşaata, 17.500.000.000 TL, Ecmel Tekstile ise, 2.825.000.000 TL. gönderiliyordu.
Bu hesaptan 1991-2001 yılları arasında; Sinan Vaizoğlu, Walter Malate, Hasan Erbaş, Halil Bulut, Mehmet Tarı, Solmaz Ayarslan, Orhan Akçay, Ragıp Çakar, A. Rıza Akçay, Yaşar Altun, Hasan Akçaoğlu, Ahmet Erdoğan, Nazlı Aksoy, Ali Hacınoğman, Mehmet Güven, Erdal Uzgör, Cengiz Biçici, Muhsin Yorgancı, Atilla Yaman, Musa Orduhan, İrfan Akıcı, M. Rıza Yazan, Mehmet Hakan, Engin Çacın, Necip Dost, ABS Dış. Tic. Ltd. Şti., YAPKİM A.Ş., Favori Çamaşırları, Işıl Çamaşırları, Azim Tekstil San. Ve Tic.Paz., Mustafa Şeker, İzzet Özkalaycıoğlu, Hüsnü Kutuç, Metin Yıldız, Kubilay Sargın, İrfan Çakıcı, Selim Çay, Hümmet Can, Mecit Yıldız, Kayhan Pekşen, Adem Aktaş, Kadir Şahin Yıldız, M. Nezir Tatlı, Saim Oğuzcan, Yılmaz Dalgıç, Erol Akınsu, Tahsin Bayram, Bora Yeniay, Nihat Gün Hüseyin, Harun Özkara, Bülent Aksoy, Yaşar Günday, İsmail Şen, Ahmet Hakan, Serkan Ercan, Hasan Zeynel, Fazıl Ahmet Kahya, Savaş Sağsüş, Cem Sevin, Selma Erkal, Mehmet Evgin, A.Rıza Yazan, Fahrettin Polat, Nazan Kandemir, Sema Çetin, Risale Basın Yayın Turizm Ltd. Şti., Nihan Yılmaz, Dursun Ali Çıbaş, Yaşar Topuzoğlu, isimli şahıslara da çeşitli tarihlerde, muhtelif defalar ve miktarlarda ödemeler yapıldığı tespit ediliyordu.

Caravan Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. nezdinde 22.07.1997 tarihinde açılan 011204-242392 no’lu Alman Markı (DEM) hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı yıllar itibariyle şu şekilde yer alıyordu:
1997 yılında Yasin El Kadı tarafından1.405.292 DEM yatırılıyordu.
1998 yılında;Yasin El Kadı: 779.756 DEM, Caravan: 1.409.492 DEM, Sarmany LTD: 57.510 DEM yatırılıyordu.

Aynı hesaptan çeşitli zamanlarda Alman markı olarak para aktarılan şahıslar yıllar itibariyle aşağıda gösterilmiştir.
1997 yılında bu hesaptan Caravan’ın 24499 TL Hesabına: 1.405.292 DEM yatırılıyordu.1998 yılında; Caravan 24499 TL Hesabına: 2.246.758 DEM aktarılıyordu.
Caravan Ltd. Şti. tarafından Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. nezdinde
14.07.1997 tarihinde açılan 011204-242383 no’lu Alman Markı (DEM) hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı yıllar itibariyle aşağıda açıklanıyordu:
1997 yılında; Yassın Kadı tarafından 1.383.879.DEM yatırılmıştır.
1998 yılında; Yassın Kadı:77.224 DEM, Caravan: 275.976 DEM yatırılmıştır

Aynı hesaptan çeşitli zamanlarda para aktarılan şahıslar yıllar itibariyle aşağıda gösterilmiştir.
1997 yılında; Bu hesaptan para aktarılan şahıslar başlığı altında; Caravan 24499 TL Hs : 1.383.879 DEM bilgisi yer alıyordu.
1998 yılında bu hesaptan para aktarılan şahıslar, 217.795 DEM ile Caravan 24499 TL Hesabına… 135.405 DEM, Ulusoy otomotiv hesabına…

Caravan Ltd. Şti. tarafından Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş nezdinde 14.07.1997 tarihinde açılan 011201-144408 no’lu Alman Markı (DEM) hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı yıllar itibariyle şöyle açıklanıyordu:
2000 yılında toplam 22.000 DEM yatırılıyor, bunun15.000 DEM’i Yassın Kadı tarafından, 7.000 DEM’ Caravan’dan geliyordu.
2000 yılında; Aynı hesaptan Sağlam İnşaat’a 22.000 DEM aktarılıyordu.

(Devamı var... Yeni yılda inşallah... Rum Tayyip'in kanserine soka soka devam edecek...)

Kenan Akkuş (esrehber)


YALAN MAKİNASI TAYYİP’İN DEDELERİ NASIL ÖLDÜ?



YALAN MAKİNASI TAYYİP’İN DEDELERİ NASIL ÖLDÜ?

Geçenlerde bir dostumla buluşmak için bir köy kahvesine gittim.
Tam kapıdan içeri adım attım ki, televizyonda yine Tayyip...
Döktürüyor şerefsiz...
En az 20 kişi pür dikkat izliyor.
Suratından ve sesinden öyle tiksinmişim ki, geri dönüp kendimi dışarı attığım anda bir cümlesi kulaklarımda yankılandı:
"Benim dedem de Sarıkamış'ta donarak şehit olan 60 bin mehmetçiğin arasındaydı."
Kulaklarıma inanamadım:
"Siktir şerefsiz" diye bağırmışım, kahvedeki köylüler birden ayağa kalkarak bana bakmaya başladı.
Karşılarında yabancı bir vatandaş gören köylüler:
"Doğrusunu söyle de biz de öğrenelim" dediler.
Aralarına oturdum, hem anlattık, hem çaylarını içtim.
Anlattıklarımın özeti şuydu:
Ana tarafından dedeleri Gürcüydü ve hepsi eceliyle ölmüştü.
Baba tarafından dedeleri Rum'du, ikisi hariç hepsi eceliyle ölmüştü.
Asılarak ölen dedesi Memiş, Gürcü Çetelerle ve Ermeni çetelerle bir olmuş, onlarca Osmanlı askeri öldürmüş, onlarca Türk kadına tecavüz etmişti.
Bakatoğlu isyankar Memiş adıyla ün yapan bu dede, Osmanlı askerlerince asılarak idam edildi.
Memiş’in oğlu Bakatoğlu (isyancıoğlu) Teyyup da öldürüldü. Fakat bu dedenin neden öldürüldüğü aydınlatılamadı.

Kıskançlık krizine giren bir Rum koca tarafından öldürüldüğü söylense de, Tayyip yandaşı bazı tarihçiler “vakıf arazisi” hikayeleri uydurarak, Tayyip’in dedesini “hak yemeyen namuslu bir vatandaş” olarak anlattılar.

Dahası, Tayyip’in yalakası tarihçiler, dede Teyyup’u beş vakit namaz kılan bir hafız olarak tanıttıkları gibi, camide namaz kılarken öldürüldü yalanını uydurdular....

Oysa dede Teyyup Hıristiyan’dı…
İşte uçkurubozuk bu dedenin adını mini minnacık toruna koydular, Recep’in ikinci adı Teyyup oldu…

Fakat Nüfus Müdürlüğü’ndeki memur adını yanlışlıkla Teyyup yerine Tayyip yazınca…
Recep Teyyup oldu Recep Tayyip…

Büyüdü futbolcu oldu, Başbakan oldu ve başımıza bela oldu…


Sözün kısası: Sarıkamış dağlarında ölen Mehmetçiklerimizin arasında Tayyip’in dedelerinden hiç biri yoktu.

Ölen Mehmetçiklerimizin sayısı 60 bin değil, 23 bindi… (Allah rahmet eylesin).

Yalancının mumu tam 11 sene yandı…

Namussuz şerefsiz hırsız yoldaşları yalakaları sayesinde…
Diyorum ya her zaman Allahsızlar ve Kitapsızlar Partisinin şerefsiz neferleri…
Allah belanızı versin…

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=511540142286169&set=a.119966268110227.21113.100002905645532&type=1&theater

30 Aralık 2013 Pazartesi

OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİNDE HER ŞEY PİSLİK ÜSTÜNE KURULU



OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ
HASAN GÖNEN’E:

Hadi bu hainliği Sayıştay’a bildir.
Bildirmezsen şerefsizsin…


Kenan Akkuş (esrehber)

29 Aralık 2013 Pazar

İSTANBUL ADLİ TIP KURUMU İÇİNDEKİ RÜŞVET OLAYLARINI KAMUOYUNA BELGELERLE SUNUYORUZ...



DEVLETİN BÜTÜN KURUMLARI PİSLİK İÇİNDE: RÜŞVET...

İSTANBUL ADLİ TIP KURUMU İÇİNDEKİ RÜŞVET OLAYLARINI KAMUOYUNA BELGELERLE SUNUYORUZ... 

Kenan Akkuş (esrehber)

19 Aralık 2013 Perşembe

Hasan Gönen'e akrabası Mesut Sarıbardak, onun kankası Fikret Kalaçay ile Hakan Kutlu hakkında suç duyurusudur



OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ HASAN EFENDİYE UYARI:

Bir çok konuyu anlatmak istemiyorum…
Fakat orospu çocukları beni mecbur bırakıyor.
İşte onlardan biri daha: HAKAN KUTLU…
Hastane misafirhane servisinde şef…
Personelden haraç alıyor…
Hem de zorla…
Vermeyenleri tehdit ediyor…
Bu paralarla çiçek alıyor, hediye alıyor…
Ensesi kalın orospu çocuklarına hediye ediyor.
Akraban Mesut Sarıbardak ve onun kankası Fikret Kalaçay bu işleri biliyor ve ses çıkarmıyor…
Çünkü ikisi de pislik adamlardır…
O çiçekleri ve hediyeleri  alır, üçünün de anasının amına sokarım…
Haberleri olsun…
Dağ başında mı yaşıyoruz ulan…
Hakan Kutlu denen bu orospu çocuğundan şikayetçi personel o kadar çok ki…
Özellikle bayanlar…
Lafla, elle taciz ediyormuş…
Ses kayıtları var…

Sayın Rektör Efendi Hasan Gönen…
Ben bir kere uyarırım…
Gereği yapılırsa bu yazılar silinir…
Gereği yapılmazsa devamı gelir…

Saygılar…


Kenan Akkuş (esrehber)


17 Aralık 2013 Salı

OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ YOLSUZLUKLARINDA RÜŞVET YİYEN SAVCI SALİH GÜNDEŞ'Tİ



OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ’NDEKİ YOLSUZLUKLARI SORUŞTURAN SAVCI KİM?

Cevap: Eskişehir Savcısı Salih Gündeş…

Bu soruşturmanın ardından 2011 yılında Bakırköy Adliyesi’ne atandı…
İşte bu savcı beni çok iyi tanır… Ben de onu çok iyi tanırım…
Yasak olmasına rağmen makam odasında bana sigara ikram etti, sigaramı yaktı…
Üstüne çay ısmarladı…
Birkaç ay sonra da sırtımdan bıçakladı…
Adamın yüzüne gülen, sonra da sırtından bıçaklayan şerefsizlerden biri…
Aynı Tayyip… Sahtekar… Rüşvetçi… Şerefsiz…

Soruşturmanın sonucunu bilen var mı?
İşte bu savcı rüşveti aldı, soruşturmayı kapattı…
Rektör Fazıl Tekin, Eskişehir Regülatör’deki Osmangazi Üniversitesi’nin malı olan restaurantı, Salih Gündeş’e rüşvet olarak peşkeş çekti…
Ömür boyu kiracı…  Kira bedeli ödemeyen kiracı… Kağıt üzerinde kira ödeyen kiracı…
İşin tuhaf tarafı, bir savcı nasıl restaurant işletebilir?
Tecrübesi var mı?
Bir devlet memuru olduğuna göre, rüşvet olarak kiraladığı bu restaurantı kağıt üzerinde kim işletiyor?
Kardeşi mi? Kayın biraderi mi? Amcası mı, dayısı mı? Kim?

Bakırköy Adliyesi’ne gidip 36931 sicil numaralı rüşvetçi savcı Salih Gündeş’e sormak lazım…
Hal böyle iken Osmangazi Üniversitesi Rektörü Hasan Gönen ve rüşvetçi müdürlerin hakkımda suç duyurusunda bulunup dava açması, suç bastrımaktan ileri gitmiyor…
Şerefsizler boğazlarına kadar pisliğe batmış durumdalar.
Hele hele tam 20 sene boyunca inşaat işlerinin ihale yapılmadan Ilgaz mafyasına verilmesi, esas araştırılması gereken konudur.
Tüm rektörler hırsız çıktı…
Hırsızlıklar, yolsuzluklar, rüşvetler, fatura şişirmeler gırlagitmiş…
Sayıştay’a yazdığım suç duyurusu dilekçem işleme girmiyor.
Beni adam yerine koyan yok ki ihbarlarım kale alınsın…
Cinayetler, tarihi eser kaçakçılığı ve uyuşturucu ihbarlarım bile kapatıldı…
Söz konusu bu rüşvet işi mi kapatılmayacak?
Atı alan Üsküdar’ı da geçiyor, Bakırköy’ü de…
Saygılarımla… 18 / 12 / 2013

Kenan Akkuş (esrehber)


Küpürlerde gördüğünüz haberlerin adresleri işte:
http://www.showhaber.com/osmangazi-universitesine-yolsuzluk-operasyonu-8-gozalti-444662h.htm

27 Kasım 2013 Çarşamba

NUR CEMAATİ LİDERİ BÜLENT ARINÇ, KEL CEMO’NUN 3547’NCİ MAĞAZASINI ABD’NİN BAŞKENTİNDE AÇTI



NUR CEMAATİ LİDERİ BÜLENT ARINÇ, HOCAFENDİSİNE TEKMİL VERMEDEN ÖNCE, KEL CEMO’NUN 3547’NCİ MAĞAZASINI ABD’NİN BAŞKENTİNDE AÇTI…

ESKİŞEHİR NASIL PİSLİK YUVASI OLDU?

Gördüğünüz bu fabrika Eskişehir’in göbeğindeki tek fabrika…
Bir AKP’linin…
Tayyip’in en yakın arkadaşı Cemalettin Sarar’ın…
Sözde hacıya gitti bu şerefsiz…
Temizlik imandan gelirmiş…
Söyleyen bok yemiş…
Cemalettin’in dini imanı olsa fabrikasının bahçesini bu hale getirmez.
Eskişehir halkını zehirlemez…
Büyükerşen rüşveti yiyor, görmüyor…
Sağlık Müdürü AKP’li diyor, bakmıyor…
Eskişehir Valisi tarikatçı diyor, ilgilenmiyor…
Üstelik Tayyip’in en yakın arkadaşı…
Hadi gel de gör…
İşte fotoğraf, Eskişehir’in göbeği pislik yuvasına dönmüş…
Sarar’ın fabrikası mikrop saçıyor…
Bakın şu arıtma tesisinin haline, altı havuzun tamamı simsiyah.
Oysa havuzların her biri, diğerinden farklı olmalıydı.
Arıtma tesisinin çalışmadığı ortada…
Arıtılmayan zehirli kimyasal boyalar Porsuk çayına akıtılıyor.
Porsuk'ta canlı yaşamaz olduğu gibi, bir çok çiftçi tarlasını Porsuk'tan suluyor.
...ve zehire bulanmış ürünü kendi yediği gibi, Eskişehir halkına da satıyor.
Sözün özü Sarar ve Büyükerşen bizi zehirliyor.
Defalarca uyarmama rağmen TIK yok…
“Sen de kimsin ulan?” diyorlar.
Ben de diyorum ki:
Eğer elime bir fırsat geçsin…
Alayınızı sikinden asarım.
Allah, sizleri benim elime düşürmesin…
Eğer acırsam namerdim…
Görmeyin, duymayın…
Orospu çocukları… 

Kenan Akkuş(esrehber)



ESKİŞEHİR HALKINI ZEHİRLEYEN CEMALETTİN SARAR'A

Yavşak Cemalettin,

Eskişehir Sümer Mahallesi’ndeki fabrikanı ne zaman şehir dışına taşımayı düşünüyorsun?
Ben ana avrat küfür etmeye başlayınca mı?

Taşıman için üç sebep: 
1. Fabrikanın bulunduğu arazi birinci dereceden korunması gereken antik sit. 

2. Eskişehir içinde senin fabrikan dışında başka fabrika kalmadı. Büyükerşen'e yağdırdığın rüşvet karşılığında fabrikan korunuyor. İki yüzlü şerefsiz Büyükerşen seni de malını da yasa dışı bir hizmetle koruyor. Şehir imar planında senin fabrikanın arazisi 1. dereceden korunması gereken 2600 yıllık antik şehir gözüküyor. Fabrikanın altında antik şehir var ve Eskişehir turizmine kazandırılması gerekiyor. 

3. Fabrikanın zehirli kimyasal atığını Porsuk çayına bırakıyorsun. Eskişehir halkını zehirliyorsun. Porsuk’ta bir adet canlı kalmadı. Yaptırdığın arıtma tesisini, Eskişehir halkının gözünü boyamak için yaptırdın. Fabrikandan çıkan kimyasal zehirin arınması mümkün değil. Sen kimi kandırıyorsun şerefsiz adam…

Al sana fabrikanı şehir dışına taşıman için üç önemli sebep. 

Sen Ak Parti’li değil de bir başka partiden olsaydın, Tayyip şimdi senin ananı bellerdi…

Dua et ki Tayyip’in en yakın arkadaşısın…

Ve şerefsiz Tayyip, Eskişehir halkının zehirlenmesi pahasına senin her türlü pisliğini kapatıyor…

İkinizin de Allah belasını versin…

Pislik köpekler…

Kenan Akkuş (esrehber)



CEMALETTİN SARAR’I UZUN ZAMANDIR UYARIYORUM

Tatlı dille söyledim, olmadı…
Kızarak söyledim, takmadı…
Dişlerimi gösterdim, bana “hoşt” dedi…
E… Benden günah gitti…
Anana küfredersem…
Kusuruma kalma… E mi?
Hakettin…
Eskişehir halkını zehirlemeye hakkın yok…
Güvendiğin dağlar Ulu Tayyip de olsa…
Bana sökmez…
Şerefsiz adam…

Kenan Akkuş (esrehber)




SARAR TEKSTİL ESKİŞEHİR'E KANSER SAÇIYOR

Cemalettin Sarar'a ait bu fabrika birinci dereceden korunması gereken sit alanı üzerindedir. Altında ve çevresinde toprak altında 2600 yıllık Frigya antik şehri bulunmaktadır. 

Arıtma tesisi yapmasına rağmen, eğer dikkatli bakılırsa fabrika atığı olan suların yeterince arıtılmadığı, göstermelik olarak yapıldığı, bu arıtma tesisinden çıkan suların Porsuk Çayı'na bırakıldığı görülmektedir.

Üstelik bu fabrika Eskişehir merkezinde, şehir içinde kalmış tek fabrikadır. Büyükerşen'in yaptığı şehir planlamasına göre Eskişehir içinde başka fabrika bırakılmamış, Büyükerşen'in zorlamalarıyla şehir dışına çıkarılmıştır.

En son ETİ GIDA şehir dışına 10 sene önce taşınmasına rağmen, gördüğünüz gibi Cemalettin Sarar'ın olduğu iddia edilen Sarar Tekstil tam 10 senedir şehir dışına taşınmadığı gibi, hala hiç bir girişimde bulunulmuyor.

Porsuk Çayına bıraktığı zehirli atıklar, balıkların tükenmesine sebep olmuştur. 

Kısacası şehrimizin ortasından zehirli su akmaktadır.

Cemalettin Sarar, bu konuları örtbas etmek için Büyükerşen'in cebine sürekli bir şeyler sokmaktadır.

Eskişehir'liler de, Cemalettin Sarar'ın yasa tanımaz tavırlarını görmek istemedikleri gibi, Büyükerşen'in cebine giren bir trilyon civarındaki rüşveti de "Helal olsun, yarasın Büyükerşen'ime" diyerek Büyükerşen'e sevgilerini sarkıtmaktalar.

Oysa yaz günleri bu arıtmadaki zehirli sular buharlaşıyor, Eskişehir halkı da zehir soluyor. Karbonmonoksit gazından yüz bin kat fazla zehirli bu atıklar Eskişehirlileri kanser ediyor.

Tam on senedir bu konuyu Eskişehirlilere anlatıyorum.
Sorumlusu Büyükerşen zaten duymuyor, çünkü Eskişehirlileri değil rüşveti çok seviyor.

Ben de bu şehirde yaşıyorum ve Büyükerşen beni de zehirliyor.

Yarın hasta olmayacağınızın garantisi var mı?

Bana saygısı olmayan Büyükerşen'e işte bu sebeple küfrediyorum.

Eskişehir halkı bunları görmüyor. Büyükerşen'in yaptığı heykelleri, Porsuk'a gömdüğü betonları, Sazova'daki korsan gemisini görüyor, Büyükerşen'in hizmet ettiğini sanıyor.

Cemalettin Sarar'ın zehir saçan pislik fabrikasını görmüyor... 

Ben tepkimi koyup mücadele ettiğim için huzurluyum.

Ya Eskişehir halkı?

Sizler mutlu musunuz?

12 Şubat 2013 Kenan Akkuş

24 Kasım 2013 Pazar

ESKİŞEHİR NASIL PİSLİK YUVASI OLDU?


ESKİŞEHİR NASIL PİSLİK YUVASI OLDU?

Gördüğünüz bu fabrika Eskişehir’in göbeğindeki tek fabrika…
Bir AKP’linin…
Tayyip’in en yakın arkadaşı Cemalettin Sarar’ın…
Sözde hacıya gitti bu şerefsiz…
Temizlik imandan gelirmiş…
Söyleyen bok yemiş…
Cemalettin’in dini imanı olsa fabrikasının bahçesini bu hale getirmez.
Eskişehir halkını zehirlemez…
Büyükerşen rüşveti yiyor, görmüyor…
Sağlık Müdürü AKP’li diyor, bakmıyor…
Eskişehir Valisi tarikatçı diyor, ilgilenmiyor…
Üstelik Tayyip’in en yakın arkadaşı…
Hadi gel de gör…
İşte fotoğraf, Eskişehir’in göbeği pislik yuvasına dönmüş…
Sarar’ın fabrikası mikrop saçıyor…
Bakın şu arıtma tesisinin haline, altı havuzun tamamı simsiyah.
Oysa havuzların her biri, diğerinden farklı olmalıydı.
Arıtma tesisinin çalışmadığı ortada…
Arıtılmayan zehirli kimyasal boyalar Porsuk çayına akıtılıyor.
Porsuk'ta canlı yaşamaz olduğu gibi, bir çok çiftçi tarlasını Porsuk'tan suluyor.
...ve zehire bulanmış ürünü kendi yediği gibi, Eskişehir halkına da satıyor.
Sözün özü Sarar ve Büyükerşen bizi zehirliyor.
Defalarca uyarmama rağmen TIK yok…
“Sen de kimsin ulan?” diyorlar.
Ben de diyorum ki:
Eğer elime bir fırsat geçsin…
Alayınızı sikinden asarım.
Allah, sizleri benim elime düşürmesin…
Eğer acırsam namerdim…
Görmeyin, duymayın…
Orospu çocukları…

Kenan Akkuş(esrehber)

BÜLENT ARINÇ'A SUİKAST MASALINININ GERÇEK YÜZÜ



BÜLENT ARINÇ'A SUİKAST MASALINININ GERÇEK YÜZÜ

Genelkurmay binası içinde Fethullahçılar için köstebeklik yapan, bilgi sızdıran, Albay rütbesinde bir ordu mensubu tespit edilmişti.

Ordumuzun istihbarat birimleri harekete geçti ve Fethullahçılar için çalışan bu Albay'ı takibe aldı. 

Tayyip'in AKPİT'i (Hizbullah Terör Örgütü) durumu farketti ve onlar da istihbarat subaylarını takibe aldı.

Fethullah'ın köstebeği Albay'a durum bildirildi.

Zincirleme takip yaklaşık bir ay sürdü.

İstihbarat subaylarımız, köstebeklik yapan Albay'ın kimlerle irtibat kurduğunu çözmeye çalıştığı bir sırada, 19 Aralık 2009 günü, Tayyip'in AKPİT'i olaya el koydu ve durumu Hizbullahçı polislere bildirdi.

Amaç, istihbarat subaylarımızın KÖSTEBEK ALBAY'a ulaşmasını engellemekti ve başardılar.

Bu köstebek, Bülent Arınç'la bire bir iletişim kuruyor, Genelkurmay Binası içinde olan biteni eksiksiz iletiyordu.

Son bir yıl içinde eşiyle birlikte çok kere Bülent Arınç'ın Çukurambar’daki evinde konuk olduğu gibi, en az elli defa da telefon konuşmaları gerçekleşti.

Fakat istihbarat subaylarımız, Köstebek Albay'ın Bülent Arınç'a bilgi sızdırdığını bilmiyorlardı.

Çukurambar ve civarında oturmadığı tesbit edilen bu Köstebek Albay defalarca takip edilmiş, Bülent Arınç'ın ikamet ettiği binaya girmişti.

Yine aynı Köstebek Albay, aynı semt civarında farklı zamanlarda başka binaları da ziyaret etmiş, istihbarat subaylarınca takibe alınmıştı.

Sonuca ulaşmak üzereyken, Tayyip'in AKPİT'i, Ordumuz içindeki yüzlerce köstebekten biri olan bu hain Albay'ın ele geçirilmesine engel oldu.

Tayyip, Fethullah'ın köstebeğinin deşifre olmaması için, düzmece iftiralar hazırlatıldı ve Bülent Arınç da bu iftiraları bizzat kamuoyuna açıkladı:

"Subayımız şaşal su istemiş ... Elindeki kağıt parçasını yutmak istemiş ... Karakoldaki polisler bu işe engel olup kağıdı almışlar... Kağıtta Bülent Arınç'ın apartmanının ismi yazılıymış..."

Oysa anlattıklarının hiç biri yaşanmadı. Bülent Arınç bu yalanları kusarken, aslında kendi pisliklerini kapatıyordu.

Ordumuzun tasfiye edilmesi için uygulanan iftira kampanyalarına biriydi bu.

Tıpkı terörist ilan edip cezaevlerine kapattıkları subaylarımıza uygulanan linçler gibi, bu suikast iftirası sonrasında çok sayıda subayları cezaevine göndermenin planları yapılıyordu.

Bülent Arınç'ın telefon kayıtlarının incelenmesi gerekiyordu. Kimlerle kaç defa irtibat kurduğu ortaya çıkarılmalıydı.

Sözkonusu subayların linç edilmesi olunca, Bülent Arınç kısmı karartıldı.

Yaşananlar Tayyip’in sivil bir darbesiydi. Ordumuza yönelik ilk darbeydi ve başarıldı.

Tayyip’in talimatıyla, “Bülent Arınç’a suikast” bahanesiyle tüm gizli kapılar Hakim Kadir Kayan tarafından açıldı.

Tüm gizli bilgiler Hizbullah Terör Örgütü’nün eline geçti.

Bu kanlı örgütün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çökertmek için hiçbir engeli kalmadı.

Ermeni ve Arap kırması Bülent Arınç'ın hainlikler dolu iftiralarını, basına anlattığı tüm hikayelerin yalan ve düzmece olduğunu, aslında kendi pisliklerini kapattığını, suikast olayının "Türk Silahlı Kuvvetlerini bitirme planları"nın bir parçası olduğu da böylece ortaya çıktı.

İhanet dolu bu hizmetinden sonra Hakim Kadir Kayan’a yüzlerce polisten oluşan bir koruma ordusu ve son model bir zırhlı otomobil hediye edildi…


Unutmayınız:

Türkiye’de rejimi değiştirip şer'i hükümlere dayalı bir devlet kurmayı hedefleyen başta Hizbullah terör örgütü olmak üzere Nur’cu Fetullah Terör örgütü, İBDA/C, Tevhid-Selam, İslami Hareket, Hizb-Üt Tahrir, Acz-i Mendi gibi irticai örgütlerin üst düzey yöneticileri ve kilit noktalarındaki mensupları Ermeni, Süryani, Rum ve Gürcü asıllılardan oluşmaktadır.

İşte bunlardan biri de Bülent Arınç’tır…

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=494146494025534&set=a.119966268110227.21113.100002905645532&type=1&theater

21 Kasım 2013 Perşembe

YA DERSANELER KAPATILSIN…YA İMAMIN ORDUSUNA ASKER YETİŞTİRİLSİN…



DERSANELER İMAMIN ORDUSUNA ASKER YETİŞTİRİYOR…
KARAR VERİN:
YA DERSANELER KAPATILSIN…
YA İMAMIN ORDUSUNA ASKER YETİŞTİRİLSİN…

Fetullahçılar bir haftadır  kafayı yemiş durumdalar.
Dışkısını yedikleri Tayyip’in ihanetine uğradılar ya…
Hani şu İmamın ordusuna asker yetiştirdikleri dersaneler yok mu?
Tek tek kapatılacakmış…
Aferin Tayyip’e… Kapat, kapat…
Kapılarına mıh denen o kocaman çivilerden çaksın ki, bir daha açılmasın…
Fetullah’ın  fırıldak televizyonu Samanyolu, Tayyip’e soruyor:
“Hastaneler de özel… Niye onları kapatmıyorsun?”
“Bankalar da özel… Niye kapatmıyorsun?”
“Okullar da özel… Niye kapatmıyorsun?”
“Gücün fakirin fukaranın dersanesine mi yetiyor?”
Aynen böyle…
Hatta öyle bir örnek veriyorlar, gülmekten yellenme krizlerine tutuldum:
“Lokantalar da özel… Millet evinde yemek yiyebilir…
Lokantaları niye kapatmıyorsun?”
Vallahi aynen böyle…
Dedim ya kafayı yemiş durumdalar…
Öyle kimseleri ekranlara çıkarıp konuşturuyorlar ki, midem bulandı.
Masum çocuklardan medet bekliyorlar.
Bunlardan biri annesini terör saldırısında kaybetmiş bir kızımız.
“N’olur dersanemi kapatma Tayyip amca” diye yalvarıyor…
Fetullah’ın fırıldakları yalvartıyor.
Ardından veryansın Tayyip’e…
Demek ki neymiş?
Tayyip’le Fetoş’un ilişkisi din işi değil, çıkar ilişkisiymiş…
Birbirlerinin fırıldak işlerine destek verenler, çıkar ilişkileri bitince işte böyle keser olup, sap olup dönüyorlar…
Tayyip’in yerinde olsam özel okulları da kapatırdım.
Dersanelerin yüzde yetmişi Fetullahçıların olduğu gibi, özel okulların hemen hemen tamamı Fetullahçıların elinde…
Öncelik eğitim ama bu başka eğitim… İmamın ordusuna asker yetiştiriyorlar.
Fakat Fetullahçılar en az Tayyip kadar kurnaz çakallardır.
Mutlaka bir yolunu bulurlar.
Mesela yüzme kurslarını Tayyip kapatamaz.
İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusca kurslarını…
Judo, boks, tekvando, karete…  Kapatamaz…
Kurslara gidip eğitim almak anayasamızda en doğal haktır.
Bu yasayı Anayasa mahkemesi bile kaldıramaz.
Dersane yerine kurslar devreye girerse…
Diyelim ki Tayyip bunları da kaldırdı…
Siz de siyaset okullarını kaldırın kardeşim…
Partinin içinde siyaset okulu mu olur?
Hangi anayasada yazıyor bu?
Fetullahın fırıldakları karar vermeli:
“Hıyanet sarmalı”, ihanet sarmalından daha insaflı…
Kenan Evren’in dersaneleri kapattığını gördünüz mü?
Akıllı olun…
İhanet sarmalı Tayyip okullarınızı da alır, televizyonunuzu da alır elinizden…
Zırıl zırıl ağlarsınız.
Fakat Tayyip yine duymaz… Çünkü onun derdi başka…

Kenan Akkuş (esrehber)




19 Kasım 2013 Salı

MİLLETVEKİLLİĞİNE ADAY OLDUĞUMU AÇIKLAYINCA GECE EVİM BASILDI



MİLLETVEKİLLİĞİNE ADAY OLDUĞUMU AÇIKLAYINCA GECE EVİM BASILDI

EĞER MECLİS'E GİREBİLSEYDİM, BİZİ YÖNETEN ŞEREFSİZLERE KAN KUSTURURDUM...

YOK ETTİKLERİ ŞU MAHKEME KARARINA BİR BAKINIZ HELE:
PKK’LI KATİLLERE BİLE BÖYLE CEZA VERMEDİLER

YARGITAY DAVANIN ESASINA BİLE BAKMADAN 2 DEFA BOZDU…

HAKİM, DOSYA NUMARASINI DEĞİŞTİRDİ, İDDİANAMEYİ DEĞİŞTİRDİ VE ARDINDAN DAVA KAYBOLDU...

İFTİRALARLA BENİ AKIL HASTANESİNE KAPATAN İLK HAKİM:

MURAT KARAHİSAR… ALLAH BELANI VERSİN… ŞEREFSİZ..



ESKİŞEHİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ’NE
YAZILI SAVUNMA DİLEKÇEMDİR

Dosya No: 2008/685

Sayın Hakim,
Yargıtay’a üç senedir ısrarla suç duyurularında bulundum. 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bozularak geri gönderilmesinden sonra, sorumlusu olduğunuz 3. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı da bozulmuştur.
Mahkemenizde yargılandığım bu dava sadece Başsavcı Gökhan Karaburun’a ve Vekili olan Coşkun Mutluer’e “hakaret ettiğim” konularını kapsamıyor.
Olayların içinde üç adet cinayet var ve birine bizzat şahidim.
Şahit olduğum birinci dereceden korunması gereken sit alanı talanı…
Şahit olduğum Türkiye’nin en büyük tarihi eser kaçakçılığı…
Şahit olduğum kamu makamlarından hırsızlık…
Şahit olduğum devlet bankasının hortumlanması… (Emlakbank)
Şahit olduğum karapara aklama işleri…
Şahit olduğum ve belgelediğim sahte ruhsatlı 35 adet kaçak villa…
Şahit olduğum sahtecilik yoluyla sigorta şirketlerinin dolandırılması…
Şahit olduğum extay ticareti…
Özel şirketlerden soygun, tokat işleri…
Şahit olduğum çalıştırdıkları işçileri öldüresiye darp etme işi…
Şahit olduğum Eskişehir Subay Orduevi yenileme işinde bir kolon
patlatılarak binaya zarar verme işi… Bu konuyu Israrla ilgili makamlara bildirdim ve önlem alınması için çok uğraştım. Genelkurmay’dan gelen Albay’a ifade verdim. Oysa 7 katlı ve önemli bir binanın kolon güçlendirme işinde uzman mühendisler görevlendirilmeliydi. İlkokul mezunu bile olmayan iki inşaat ustası binanın kolonlarını açarak güçlendirme çalışmaları yaptı ve bir kolon patlattı. Dahası: Subay Orduevi binasını yenileme işinde yüzlerce paslı malzemeler kullanıldı. Bu paslı malzemelerin listesini de Kenan Akkuş tuttu…
Ilgaz mafyası bu ihbarlarımı inkar etmezken…
Sayın Başsavcım ve Sayın Vekilleri de işte yukarıda sıraladığım ve devletimize karşı yapılan bu yasadışı işleri hep örtbas etti.
Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı ve Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel, yasadışı işlerin ortaya çıkarılmasında şahsıma destek verirken, Adaletimin Eskişehir’deki iki temsilcisi, ısrarlı suç duyurularında bulunmama rağmen, hiçbir surette ifademi almadılar. İfade verme isteklerimi reddettiler. Yasadışı işleri kapatmaya çalışmaktan başka icraat yapmadılar. Oysa şikayetçi olan bu şahıslar, 14 ay Ilgaz mafyası içinde hizmet verdiğimi bildikleri gibi, mafyanın yasadışı işlerinde şahsımı kullandığını da biliyorlardı.
Başsavcı ve Vekili, hiçbir zaman ihbarlarımı “yalanlama” yoluna gitmediler. Doğruları anlattığımı biliyorlar.
Ilgaz mafyası da, yukarıda ilettiğim ve bizzat şahit olduğum yasadışı işleri ihbar etmem sonrasında şahsıma “iftira davası” açamadılar. Çünkü hepsine bizzat şahit olmuştum. “Hakaret davaları”yla halen yargılanmaktayım.
Sayın Hakim,
Kenan Akkuş suç işlemez, hakaret etmez. Sadece bildiği ve şahit olduğu yasadışı işleri, doğruluğunu taahhüt ederek anlatır, Türkiye Cumhuriyeti Adaleti’ni temsil eden ve sorumluluk üstlenen şahısların “gereğini yapmasını” talep eder. Fakat Adaletin temsilcileri ifade almak yerine linç etmeyi tercih eder.
Şahsımdan şikayetçi olup mahkum ettiren iki şahıs hiçbir surette, Devletin onlara maaş karşılığında beklediği asli görevlerini yapmadılar.
Şimdi kim suçlu? Devletinin çıkarlarını düşünerek ölümüne savunan ve gereğinin yapılması için ADALET’e yardım etmek isteyen Kenan Akkuş mu suçlu? Yoksa, devletimize karşı yasadışı işleri alışkanlık haline getirmiş bir ÇETE’nin yasadışı işlerini beş senedir ısrarla kapatan iki şahıs mı suçlu?
Eskişehir Başsavcısı yasadışı işlerin belgelerini dosyadan alıp yok ederken, Vekili de karakollarda verdiğim ifadelerimi yırttı, sonra da alay etti.
Kenan Akkuş da çocuklarının nafakasından feragat edip 18 internet sitesi kurdu ve Eskişehir’deki yasadışı işleri ısrarla deşifre etti. Susturmak adına cezaevlerine kapatıldı. Sonrasında Nezarethane fasılları… Savcılar tehditlerle, iftiralarla ve komplolarla gırtlakladı. Taahhüt ettiği doğruları anlattığı internet sitelerinden kelimeler ve cümleler cımbızlarla seçildi, şahsına çok sayıda “hakaret davaları” açıldı. Dahası, mahkemelere sunduğu yazılı savunma dilekçeleri başka mahkemelere havale edildi, davalar çoğaltıldı. Oysa her zaman internet sitelerinde ve gönderdiği maillerde şunu söyledi: “Yasadışı işler belgelidir. Şahsıma hakaret davaları değil, iftira davaları açılmalıdır.” Buyursunlar, şikayetçiler mahkemelere gelsinler de yüzleşelim.
Sayın Hakim,
Dilekçemden anlaşılacağı ve beş senedir ısrarla anlattığım üzere: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer, Ilgaz mafyasının yasadışı işleri konusunda görevlerini yapmayarak ve mafyanın yasadışı işlerini örtbas ederek suç işlemişlerdir.
Bu davada “Görevli memura görevinden dolayı hakaret” yoktur. “Görevini yapmayan ve asli görevini unutarak yasadışı işleri ısrarla kapatma yolunu seçen” memurlara hakaret ise çoktur.
Kenan Akkuş beş senedir devletin sorumlularına işte bunları anlatmaya çalıştı. Şikayetçi olan ve sorumluluk üstlenen iki şahıs devlet için ne yaptı?
Şikayetçi olan iki şahısın duruşmalara katılmasını ve şahsımla yüzleşmelerini mahkemenizden talep ediyorum.
Mahkemeniz talebimi uygun görmezse, bir üst mahkemeye başvurarak yargılanmamı talep edeceğim.
Özellikle üç adet cinayeti ve Türkiye’de yapılmış en büyük tarihi eser kaçakçılığı konularını kapsadığından, aslında bu davaya Sulh Ceza Mahkemeleri ve Asliye Ceza Mahkemeleri karar veremez.
1. Asliye Ceza Mahkemesine göndermiş olduğum belgelerin, bizzat Başsavcı Gökhan Karaburun tarafından yok edilmesi sonrasında, şahsımda oluşan şüpheler sebebiyle Mahkemenize belge sunmuyorum. Belgelerin Ağır Ceza’da kaybolmayacağına kanaat getirerek, davanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesini Yüce Mahkemenizden talep ediyorum.
Vereceğiniz bir başka kararın yine Yargıtay’dan döneceğini biliyorum. Çünkü ihbar ettiğim yasadışı işlerin belgeleri artık Yargıtay’da.
Mahkemenize Saygılarımı sunuyorum. 23/03/2009




YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ’NE
GÖNDERİLMEK ÜZERE
ESKİŞEHİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ’NE,

Dosya No : 2008/879
Karar No : 2009/450
C.Savcılığı Esas No : 2006/2051
Temyiz Olunan Karar : Esk. 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararı. (Yargıtay 4.
Ceza Dairesi’nin bozarak gönderdiği davanın yeniden görülmesi)
Karar Tarihi : 14/04/2009
Temyiz Tarihi : 20/04/2009
Temyiz Eden : Sanık Kenan AKKUŞ
TEMYİZ NEDENLERİ:

Sayın Hakimlerim,

KONU 1). Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bozarak geri gönderdiği bu dava ile ilgili anlatacaklarımın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca araştırılması ve gerçekleri ortaya çıkarması zorunluluğu vardır. Bu davanın içinde üç adet cinayet, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığı, birinci dereceden korunması gereken sit alanlarının yağmalanarak kaçak villalar yapılması, kamu makamlarına rüşvetler dağıtılması, kamu makamlarından anlaşmalı hırsızlıklar yapılması, devletimizin bankası Emlakbank’ın hortumlanması, Eskişehir Subay Orduevi’nde binayı ayakta tutan kolonlardan birinin patlatılması, karapara aklanması ve uyuşturucu ticareti vardır.

KONU 2). Yukarıdaki yasadışı işleri ilgili tüm makamlara ısrarla ihbar ettiğim gibi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na da ihbarlarda bulundum. Sıraladığım bu yasadışı işler devletimizi ilgilendirmesi gerektiği halde, hiçbir zaman ve hiçbir surette, ihbarlarda bulunduğum hiçbir makam şahsımdan konularla ilgili ifademi almamış, bunların yerine “Başsavcı’ya ve Vekili’ne hakaret ettiğim” iddia edilerek aylarca cezaevinde susturulmuş, şahsıma çok sayıda “hakaret” davaları açılmış, İstanbul Adli Tıp Kurumu’na havale edilerek şahsıma “deli raporu” alınmaya çalışılmıştır.

KONU 3). Ayrıca, yine aynı Başsavcı Vekili’ne ve aynı yasadışı işler konusunda “hakaret ettiğim” iddia edilerek, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde şahsıma dava açılmış, Yargıtay’a gönderilmeden önce bu dosyanın içinden 20 adet “yasadışı işleri ispat eden belgeler” çalınmıştır. Bunlar ispatlıdır. Böyle olmasına rağmen bu davayı Yargıtay 4. Ceza Dairesi bozarak geri göndermiştir. Çalınan belgelerle ilgili Eskişehir 1. Asliye Ceza Hakimi’ni de suçladığım için reddi hakim talebinde bulundum. Bu mahkemeye sunduğum yazılı savunma hakkım gasp edilmiş, yazılı savunma dilekçem 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne teslim edilerek 20 ay hapis cezası aldırılmıştır. Bu da Anayasal bir suçtur ve belgelidir. Suçu işleyen de Eskişehir Başsavcısı’dır.

KONU 4). Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 20 ay hapis cezasına hükmettiği 19/12/2006 tarihli bu dava Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından bozularak geri gönderilmiştir. Ancak bu “bozma kararı” ikamet adresim bilindiği halde şahsıma PTT ile tebliğ edilmemiş, 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nden “yakalama emri” çıkarılmış, şahsım ikamet adresimde polis tarafından gözaltına alınmış, polis nezaretinde 3. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmış ve bu şekilde “bozma kararı” şahsıma tebliğ edilmiştir. Bu usül Anayasamızın hangi maddesinde yazılıdır, araştırdım fakat bulamadım.


KONU 5). Polis nezaretinde çıkarıldığım bu duruşmada “sözlü ifade vermeyeceğimi, ispat edebilmem için mahkemeye yazılı ifade sunacağımı” beyan ettim ve daha sonra mahkeme kalemine 23/03/2009 tarihli yazılı savunma dilekçemi teslim ettim. Davanın ikinci celsesi 14/04/2009 tarihinde yapıldı. Ancak şahsıma teslim edilen duruşma tutanağında bu celse 3. celse olarak gösterildi ve bu celse sadece beş dakika sürdü. (Duruşma tutanağının ilk sayfası ilişiktedir.) Şahsım hiçbir surette adil yargılanmadı ve şahsıma 3 buçuk sene hapis cezası verilerek dava beş dakikada “jet hızıyla” bitirildi. Anayasamızın şahsıma verdiği savunma haklarım elimden alındı. İnanamadım.

KONU 6). Dosyamda bulunan 23/03/2009 tarihli “yazılı savunma dilekçem” incelenirse, “Başsavcı Gökhan Karaburun’u 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyamdan yasadışı işleri ispat eden 20 adet belgeyi çalmakla” suçlamaktayım. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’i, bir mafyanın yasadışı işlerini karakollara bildirdiğim ihbarlarımı ve ifadelerimi yırtmakla” suçlamaktayım. Yine bu dilekçemde yazılı olarak ve mahkemede sözlü olarak “Başsavcı ve Vekili ile yüzleşmeyi” ısrarla talep ettim. Fakat 3. Sulh Ceza Hakimi bu talebimi kabul etmediği gibi, RED de etmedi. Fakat beş dakika gibi kısa bir sürede davaya son noktayı koydu: 3,5 sene hapis… Oysa belgelerin çalınması ispatlıdır.

KONU 7). “3. celse” olarak belirtilen “duruşma tutanağında” : “Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi ve Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazılan müzekkerelere iklamen cevap verildiği görüldü, okundu” ifadeleri geçmektedir. Bunlar şahsıma bildirilmediği gibi, neyi ifade ettiklerini de anlamış değilim. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde şahsıma dava açıldı. Başbakan’a “tarikatçı” diyerek hitap etmiş ve ispat etmiştim fakat gıyabımda yapılan mahkeme sonrasında bir buçuk sene hapis cezası almıştım. Bu dava Yargıtay’dadır. Diğer Mahkemelerin neyi ifade ettiğini bilmiyorum, şahsıma her hangi bir tebligat gönderilmemiştir. Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi kısmına cevabım: Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt, mafyanın şahsıma açtığı bir davada mafya avukatı ve bir savcı ile suç birliği yaparak iddianameyi değiştirmiştir. Bu sahtekarlık belgelidir. Adalet Bakanı’na ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne suç duyurularında bulundum. Mafyanın AKP kurucusu olması sebebiyle bu Hakim ve Savcı Adalet Bakanlığı’nca koruma altına alınmıştır. Yine Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde mafyanın şahsıma karşı açmış olduğu başka üç davada ispat edebileceğim iftiralarla yargılanmaktayım ve Hakim taraflı davranmıştır. Şahsımın savunma hakları Hakim tarafından sürekli gasp edildiği için “reddi Hakim” talebinde bulundum. Bu talebim, sahtekarlığını ispat ettiğim Hakim tarafından “mecburen” kabul edilmiştir. Ayrıca bu mahkemede Anayasamızı ihlal eden başka suçlar vardır fakat “temyiz etmek istediğim” dava ile ilişkisi olmadığından bunlara yer vermiyorum. Bu konuları Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na ileterek suç duyurularında bulundum.

KONU . Kararda görülen “Pislik takımını koruduğunuz ve himaye ettiğiniz için sizlere savaş açtım. Pislikten elinizi ayağınızı çekin. Ilgaz mafyasını korumaya devam ederseniz, umarım vicdanınızı kullanırsınız, kafanızı kullanmayı beceremediniz de…” Bu sözler tamamen şahsıma aittir ve asla inkar etmiyorum. İçinden cımbızla seçilerek iddianameye konu edilen bu sözlerimin bulunduğu (e-mail) mektubum sekiz sayfadır ve belgeli yasadışı işleri anlatır. Başsavcı’nın üç adet cinayeti nasıl örtbas ettiğini anlatır. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığını anlatır. Mafyanın Subay Orduevi’nde yaptığı hainlikleri anlatır. Hangi kamu makamlarına rüşvetler dağıtılmıştır, işte bunları anlatır. Emlakbank’ın nasıl hortumlandığını anlatır ve bu olayda şahidim önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’dir. Eskişehir Adliyesi’nde tüm savcılar ve hakimler, beş senedir suç birliği içindedirler ve mektubumdaki belgelediğim yasadışı işleri karartmaya devam ederken, iddianamede görüldüğü üzere sadece şahsımı suçlayacak kısımları mahkemelere taşıdılar. Şahsım, “görevini yapmak istemeyen” savcıya “hakaret ederek” suç işliyorsa, Başsavcı ve Vekili de cinayetleri örtbas ederek suç işlemişlerdir. Mahkemelere yüzleşmeye de gelmediler. Üstelik hizmet için devletten maaş alıyorlar. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, şahsıma açılan “hakaret davalarına” el koyar ve incelerse, suçlular ve suçlar ortaya çıkacaktır. Bu sebeple ısrarla “suç duyurularında” bulunmaya devam ediyorum.

KONU 9). Gıyabımda yargılanmam sonrasında Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bozduğu karar 20 ay hapis cezasıydı ve paraya çevrildi. Yeniden yargılanmam sonrasında ve beş dakikalık tek celsede 3,5 (üç buçuk) sene hapis cezası aldım. Yani cezam ikiye katlandı. Sayın Hakim’e saygısızlık da etmedim. Polis eşliğinde çıkarıldığım ve “bozma kararını” aldığım duruşmayı ve 14/04/2009 tarihli ve beş dakikalık tek duruşmayı ses bandına kaydettim. Eğer talep edilirse bu bantları teslim edebilirim. Duruşmada özellikle şunu vurguladım fakat tutanaklara geçirilmedi: “Belgelediğim üç adet cinayet ortada olduğu sürece bu davalar Yargıtay’dan geri dönecektir. Lütfen cinayetlerle ilgileniniz…” Sayın Hakim bu sözlerimi duymazdan geldi. Zaten Eskişehir Adliye Binası’ndaki hiçbir Hakim ve hiçbir savcı cinayetlere ilgi duymadı.

KONU 10). Mahkemelere Anayasal hakkım olan “yazılı savunma dilekçesi” teslim ediyorum, fakat bu dilekçem bir başka mahkemeye götürülerek davalar çoğaltılıyor. Şahsım cezaevinde aylarca susturuluyor. Bu davalar Yargıtay’da bekletiliyor. Bunlardan birinde “seçme ve seçilme” haklarımla birlikte birçok kamu haklarım elimden alındı. Temyiz dilekçesi sunduğum bu davada da birçok haklarım elimden alınmıştır. Özellikle: “Kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılmasına.” Avrupa Birliği’ne girmek için çabaladığımız bir dönemde böyle bir cezaya karar verilmesine esefle bakıyorum. Şu anda internette site tasarımcısı olarak çalışıyorum ve yapabileceğim başka meslek yok. Eğer bu işimi kapatırsam ailem aç kalır. Acaba bu kararı veren Sayın Hakim mi besleyip büyütecek ve okutacak benim çocuklarımı, merak içindeyim.

KONU 11). Vatandaş olma sorumluluğumu bilerek yasadışı işleri belgeledim ve ilgili makamlara ihbarlarda bulunarak adaletime yardım etmek istedim. Oysa Adaletim şahsımı, bu ihbarlarım yüzünden beş senedir süründürüyor. Vatandaşlık görevimi yaptığım için tüm kamu haklarım elimden alındı. Yurt dışına çıkma yasağım da mevcuttur. Vatandaşlık görevimi yaptığım için ya şahsımda bir yamukluk var, ya da şahsımı beş senedir ısrarla yargılamaya çalışan adaletimde yamukluk var. Çözebilmiş değilim. Israrla ihbarlarda bulunduğum bu AKP kurucusu mafyanın içinde yasadışı işlerde “maşa” olarak kullanıldım ve pişmanım. Pisliklerden ve pislik işlerden bir şekilde sıyrıldım. AKP kurucusu bu pislik mafyanın tüm pislik işlerini biliyorum. Ben “vatandaş olmaktan” vazgeçmiyorum ve devletimize karşı yasadışı işler yapan AKP’li mafyayı, “olması gereken adalet önünde” yargılatmak için ısrarla savaşıma devam ediyorum. Bu savaşta Eskişehir Emniyet Müdürü’müz ve önceki Vali’miz desteklerini şahsımdan esirgemedi ve bir çok yasadışı işleri ortaya çıkardım. Bu sebeple Sayın Valimiz Kadir Çalışıcı görevinden alındı. Fakat Başsavcı ve Vekili yasadışı işleri örtbas etmek için beş senedir mücadele veriyor ve iftiralarla susturmaya, komplolarla yargılatmaya, dava dosyalarından belgeler çalmaya devam ediyorlar. Bunlar belgeli olmasına rağmen Adalet Bakanı’mız gözlerini yummaya, kulaklarını tıkamaya devam ediyor. Bir başka dava dosyasından da belgeler çalınmıştır fakat şimdilik susuyorum. Siz Yüksek Yargı’nın Sayın Hakimlerinden bu yamuk işler için destek istirham ediyorum. Ya bırakınız bu hainleri hak ettikleri yerlere göndermek için savaşıma devam edeyim, ya da onayın intihar edeyim. Çünkü bu davalar onur meselem haline gelmiştir. Eskişehir Adliyesi’ndeki tüm hakimler ve savcılar şahsıma karşı bir linç kampanyası başlattılar. Bu ülkenin sahipsiz olmadığını birileri bu şahsılara göstermelidir. Bu sebeple savaşımdan vazgeçmiyorum.

Yüksek Yargı’ya saygılarımı sunuyorum. 20/04/2009

Telefonum: 0535 232 12 47
Sanık Kenan AKKUŞ

EKLERİ: Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyamdan, Yargıtay’a gönderilmeden önce 20 kadar belgenin çalınması sebebiyle, Eskişehir Adliye Binası’nda hiçbir kimseye güvenim kalmamıştır. Bu sebeple bu dava ile ilgili belge ve ekleri bizzat PTT yoluyla Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gönderdim.

Bu temyiz dilekçesi ve ekleri, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne 20/04/2009 tarihinde gönderilmiştir. Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin bilgilerine…

YARGITAY BU DAVAYI İKİNCİ KERE BOZDU
ŞİMDİ İDDİANAME DEĞİŞTİ, DOSYA NO DEĞİŞTİ VE YARGILAMAYA DEVAM…
FAKAT İYİCE BİR ARAŞTIRDIĞIMDA, KAYBOLAN ONLARCA DAVAYA BU DA EKLENMİŞTİ...

…VE BU ADALETİ ŞİKAYET EDEBİLECEĞİM BİR MAKAM YOK.

Kenan Akkuş