30 Nisan 2013 Salı

MAFYA BABASI MUSTAFA ILGAZ VE MAFYA ANASI YASEMİN ILGAZ



MAFYA BABASI MUSTAFA ILGAZ VE MAFYA ANASI YASEMİN ILGAZ

İŞTE SUÇ ŞEBEKESİNİN İKİ PATRONU
MUSTAFA ILGAZ VE KARISI YASEMİN ILGAZ

Dostlarımıza yaptığımız çağrıya çok sayıda cevap ve fotoğraf geldi.
Dostlarımıza teşekkür ediyoruz ve orospu çocuklarını deşifre etmeye devam ediyoruz.
Kenan Akkuş (esrehber)

29 Nisan 2013 Pazartesi

ADALET BUYSA, BEN O ADALETİ TANIMIYORUM




ADALET BUYSA, BEN O ADALETİ TANIMIYORUM

( NEDEN KÜFREDİYORUM? ) 

Ilgaz mafyasının cinayetlerini, tarihi eser kaçakçılığını, uyuşturucu ticaretini ihbar ettikçe, internette paylaştıkça…

Ilgaz mafyasının babaları da boş durmuyordu.

Telefonumu arıyorlar, ölümle tehdit ediyolar, ana avrat küfrediyorlardı.

Şenol Ilgaz ana avrat dümdüz giderken…

İsmail Ilgaz da bol bol sokup beni öldürteceğini söylüyordu.

Bir de İsmail’in çatlak kayın biraderi vardı, ismi Osman Okur…

Günün 24 saati bu çatlak beni arıyor, etek fistan giydiriyor, biletimi kesiyordu…

Ayrıca Şenol Ilgaz’ın çiçekçilik yapan bir torunu vardı, o da beni ana avrat sıradan geçiriyordu.

Bu küfürleri, ölüm tehditlerini belgeledim ve şikayetçi oldum.

Mahkemeye çıktık.

Şenol Ilgaz, İsmail Ilgaz, Avukatları Banu Bazarkaya ve ben…

Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt’un önünde ip gibi dizildik.

Rüşvetçi savcı Hasan Gönen rüşveti yemiş, iddianameyi Ilgaz mafyası lehine çevirmişti.

Belgelediğim ölüm tehditlerini iddianameden çıkarmıştı.

Suya sabuna dokunmayan küfürlerle Ilgaz mafyasını kurtarmaya çalışmıştı.

Hakim Berrin hanım, “küfür olmadığını, basit tehdit olduğunu, cezayı gerektirmediğini” söyledi ve dosyayı kapattı.

“Cezayı gerektirmeyen basit tehditlere” bakınız:

• Yüzlerce kere Ana avrat dümdüz…(Şenol Ilgaz)
• “Vilayet önünde götüne sokarım” (İsmail Ilgaz)
• “Sen hamsalaksın götoğlan” (İsmail Ilgaz)
• “Biletin kesildi” (İsmail Ilgaz)
• “Yakında aklını alacaklar” (İsmail Ilgaz)
• “Senin de sonun böyle olacak” (İsmail Ilgaz)
• “Aç dinle korkak pezevenk” (İsmail Ilgaz)
• “İstesem seni 5 dakkada karşıma dikerim, götünden si..rim” (İsmail)
• … ve daha neler neler…

Duruşma bitti, Mahkeme kapısından çıkmıştık ki, Adliye içinde Şenol Ilgaz koluma yapıştı ve “Senin anansı si… orospu çocuğu” diye bağırdı, bana saldırmak istedi.

Adliyenin kalabalık olmasını düşünerek İsmail Ilgaz babasına engel oldu ve:
“Onun anasını dışarıda si.. baba, dışarıya kadar sabret” dedi.

Bu konuşmaları, Avukatları olan sürtük Banu Bazarkaya İnce de duydu fakat duymazdan geldi. Ne de olsa orospu çocuklarının malafatlarını yalıyordu.

Yalnız gelmemiştim. Adliye içinde dört arkadaşım vardı ve benden işaret bekliyorlardı. İşaret ederek kaybolmalarını istedim.

Adliye önünde dövmek için benden izin istedilerse de kabul etmedim.


Fakat şu tuhaflığa bakınız ki, 2007/2615 iddianame nolu bu dava kayboldu…

Böyle bir iddianame hiç bir zaman olmamış…

Duruşma da olmamış…

Fakat gördüğünüz gibi ortada bir belge var, Hasan Gönen imzalı…

Savcı sahtekar, hakim sahtekar… Avukat sahtekar…

Suç duyurularıma 1200 gündür ses vermiyor, Adalet Bakanı sahtekar.

Uzun süre düşündüm: Yukarıda sıraladığım sözler küfür ve tehdit değilse, ben de seve seve kullanabilirdim ve bu davayı emsal göstererek ceza almayabilirdim.

Bu ülkenin salağı ben miyim?

Ana avrat devam…
Orospu çocukları…

Kenan Akkuş


27 Nisan 2013 Cumartesi

ESKİŞEHİR VALİSİ NEDEN İKİ YÜZLÜ?







ESKİŞEHİR VALİSİ NEDEN İKİ YÜZLÜ?

Büyükerşen’in yasadışı işlerini yazıyorum…
Aynı gün Eskişehir Valiliğinden telefonla aranıyorum:
“-Kenan bey, Büyükerşen’le ilgili yazınızı suç duyurusu kabul ediyoruz. İşlem yapalım mı?”
“Elbette işlem yapacaksınız. Lütfen istirham ederim…”
Telefon kapanıyor.
Eskişehir Valiliği internetteki yazımı ihbar kabul ediyor, ilgili makamlara (İçişleri Bakanlığı’na) gönderiyor.
İzin çıkıyor, Büyükerşen’e ve adamlarına dava açılıyor.
Gözaltılar, nezaretler, ifadeler…
Bir haftalığına da olsa cezaevi…
Büyükerşen hakkında yazdıklarımı gören gözler, bir türlü AKP'li Ilgaz mafyasının cinayetlerini, tarihi eser kaçakçılığını, sahte ruhsatlı lüks villalarını… Uyuşturucu ticaretini…
Hele hele şu son zamanlarda ısrarla anlattığım “mağdur edilmişlere yönelik altın tezgahını” ve tefecilik işlerini kimse görmüyor.
Eskişehir’in Valisi, adamına göre muamele yapıyor.
Suçlu CHP’li olunca, “Tamam gördüm kardeşim, işlem yaptım…”
Suçlu AKP’li olunca, “Görmedim, duymadım, bilmiyorum…”
Üstelik AKP’li namussuzlar hakkındaki ihbarlarım öyle yenilir yutulur şeyler değil:
Cinayet, tarihi eser kaçakçılığı…
Uyuşturucu ticareti…
Hakimlere savcılara rüşvet…
Banka hortumlama…
Hırsızlık, uğursuzluk, namussuzluk…
Eskişehir Valiliğinden TIK yok…
Yok öyle dava…
Eğer bu şehirde yasadışı işler gırlagidiyorsa…
Eskişehir’in en üst amiri Vali, olan biteni görüp de ilgilenmiyorsa…
Başsavcı, Emniyet Müdürü yukarılardan gelecek emri bekliyorsa…
Birileri rüşvetlerle dağları bayırları aşıyorsa…
Hobi görüp bir de yasaların üstüne sıçıyorsa…
Bu işlerde yamuk olan biri varsa, o kişi Vali…

Cevap ver kardeşim:
Eskişehir Valisi adam mı seçiyor?
Dalga mı geçiyor?

Kenan Akkuş




KATİLLER BEŞİBİYERDE



KATİLLER BEŞİBİYERDE

20 Nisan 2013 Cumartesi

İMAM HATİP TERBİYELİ HIRSIZ TAYYİP'İN İSVİÇRE BANKALARINDA SEKİZ GİZLİ HESABI VAR





TAYYİP VE ÇETESİ TOKİ’Yİ SOYUYOR

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı…
Başbakan Tayyip sayesinde 2003’te TOKİ kanununda yapılan değişiklikle bu kurum ticari bir müesseseye dönüştü.
Halka ucuz yolla depreme dayanıklı konutlar yapması beklenirken…
Yaptığı konutları beş misli fiyata satar oldu.
Konut yapmak amaçlanırken, rant pastasını tamamen ele geçirdi ve şimdi okullar, camiler, parklar, stadyumlar, kavşaklar, barajlar, depolar, hava limanları yapar oldu…
Müteahhitler aç kaldı…
Şimdi her şey elinde…
Dilediği yeri yıkıyor, dilediği yere her şey yapabiliyor.
Arsanın imara kapalı olması da önemli değil, TOKİ istiyorsa imara açılmıştır.
Belediyelerle ruhsat sorunu olmadığı gibi, yapı denetim firmalarına ihtiyaç duymuyor.
TOKİ’yi bu hale getirenler neyi amaçlıyor?

Türkiye Cumhuriyeti’nin denetlenemeyen tek kurumu TOKİ…
Başbakan Tayyip, kendisine bağlı bu kurumun denetlenmesini neden istemiyor?
Çok uzun süre TOKİ başkanlığı yapmış bir şahsı, neden yeni bir Bakanlık kurarak bu Bakanlığın başına getiriyor?
Erdoğan Bayraktar Şehircilik Bakanı mı, TOKİ Bakanı mı?
TOKİ’de bilmediğimiz neler dönüyor?
Yeni bir Deniz Feneri hırsızlıkları mı yaşanıyor?

İŞTE GERÇEK BU:
HIRSIZ TAYYİP VE ÇETESİ TOKİ’Yİ 10 SENEDİR SOYUYOR

TOKİ’nin sermayesi devletten.
Karın yüzde ellisi Tayyip’in cebine…
Yüzde ellisi Bakanlara pay…
Kar bitti…
Devlet kar etmiyor…
Devlet bu işte ortaya sermaye koyuyor ve kardan zarar ediyor.
Zararın boyutu 200 milyar dolar…
Yüzde ellisi Tayyip’in cebine…
Yüzde ellisi Bakanların cebine…
TOKİ hırsızlıklarından pay almayan Bakan yok.

Meclis’te yan gelip yatanlardan bir Allah’ın kulu çıkıp da diyemiyor ki:
“DENETLENEMEYEN DEVLET KURUMU OLUR MU?”

Bu pislik işlerin hesabını soracak helal lokma yemiş bir Mebusumuz var mı?

Ben 10 senedir rastlamadım, bundan sonra da zannetmiyorum.

Başbakan ve çetesi kardan pay alırken, TOKİ yöneticileri de konut sahiplerini tırtıklama peşinde…
Nasıl olsa denetleyen yok…
Daire sakinlerinden her ay alınan “giderlere katılım payı”nın yarısı uçuyor…

Dedik ya: Tayyip’i de, TOKİ’yi de, hırsız Bakanı’nı da denetleyen olmadığı gibi, en alttaki yöneticileri bile hırsızlık peşinde…

Tayyip gibi hepsi baştan kokmuş…
Hepsi kokuşmuş, leşleşmiş…
Hala Müslümanlıktan bahsediyorlar ya…
Tayyip denen bu hırsız uğursuzu namussuzu baş tacı ediyorlar ya…
İşte ben ona yanıyorum…
Allah belanızı versin…

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/eskisehir.kenanakkus

18 Nisan 2013 Perşembe

KÜRT, TÜRK BİLDİĞİMİZ DEVLET BÜYÜKLERİMİZ ERMENİ ÇIKTI



KÜRT, TÜRK BİLDİĞİMİZ DEVLET BÜYÜKLERİMİZ ERMENİ ÇIKTI

ABD'NİN TERÖRİSTLERİ YILIN LİDERİ... CIA GÜDÜMLÜ HAİNLER: APO... FETO...




ABD'NİN TERÖRİSTLERİ YILIN LİDERİ...

Time dergisinin her yıl açıkladığı ‘yılın en etkili 100 ismi’ listesine bu yıl Türkiye’den Fethullah Gülen ve Abdullah Öcalan girdi. Öcalan ve Gülen, bu yıl beş kategoriye ayrılan listede “Liderler” kısmında yer alıyor.

Öcalan ve Gülen’in tanıtım metinlerini yazan isimler de ilginç.

Öcalan’ın profili İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun (IRA) siyasi kanadı Sinn Fein’in lideri Gerry Adams’a ait.

Gülen’in profilini ise Türkiye konusundaki “Crescent and Star: Between Two Worlds” kitabının yazarı Stephen Kinzer.

http://t24.com.tr/haber/ocalan-ve-gulen-timein-en-etkili-100-kisisi-listesinde/228028

TAYYİP'İN BAKANLARI ARASINDA TÜRK YOK... KÜRT YOK...


İŞÇİ DÜŞMANI PAPAZ HAYATİ, BAKIN BENİ NASIL TEHDİT ETTİ

Papaz Hayati'nin dedesinin Ermeni olduğunu biliyor muydunuz?
Tayyip'in bakanları arasında Türk yok... Haberiniz ola... Kürt de yok...
 Kürt sandığımız şahısların hepsinin, ya dedesi Ermeni, ya ninesi ermeni. 
Rum, Süryani, Ermeni nasıl olduysa bir çatı altında toplanmışlar...


RÜŞVETÇİ PİSLİKLERİ DEŞİFRE ETMEYE DEVAM EDİYORUZ



RÜŞVETÇİ PİSLİKLERİ DEŞİFRE ETMEYE DEVAM EDİYORUZ

SADULLAH ERGİN'E SORUYORUZ:

DİLEKÇEME 1268 GÜNDÜR NEDEN İŞLEM YAPILMIYOR?
4 SENEDİR KATİLLER AKP’Lİ OLDUĞU İÇİN Mİ KORUNUYOR SADULLAH?
4 SENEDİR RÜŞVETÇİ HAKİMLER NEDEN KORUNUYOR?
SENİN ALLAH’IN VAR MI SADULLAH?
YA PEYGAMBERİN?
YA KİTABIN?
SEN YAHUDİ MİSİN SADULLAH?
MÜSLÜMAN ADAM CİNAYETLERE ORTAK OLUR MU?
ALLAH BELANI VERECEK SADULLAH…



ADALET BAKANI’NA SUÇ DUYURUSUDUR

Sayın Bakan Sadullah Ergin,

Bu dilekçem, Eskişehir 2. Sulh Ceza Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt hakkında suç duyurusudur. Cinayetler işleyen bir mafyayı korumuş, kollamış ve çok sayıda Anayasal suçlar işlemiştir.

Aşağıda maddeler halinde sunacağım bu suçlarla ilgili, Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt hakkında soruşturma açılması gerekmekte.
Eskişehir’e iki Başmüfettiş gönderilmesi ve şahsımdan bilgiler almasını Türk Milleti adına talep ediyorum.

İşte Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt’un Anayasal suçları:

1). Cinayetler işleyen Ilgaz mafyasının şahsıma karşı açmış olduğu dört adet “hakaret davası”nda Hakim Berrin Hanım, duruşmalar esnasında sözlü savunma yapmamı sürekli engellemiş ve şahsımın Anayasal savunma haklarımı gasp etmiştir. Mahkemenin düzenini bozduğumu iddia ederek sürekli susturmuştur. Mahkeme tutanaklarında belgelidir.

2). Sözlü savunma yapamayınca, Anayasal yazılı savunma hakkımı kullanmak istedim ve yazılı savunma dilekçesi verdim. Hakim, yazılı savunma yapmamı da engelleyerek, dilekçemi Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne havale etmiş ve şahsımı hapsettirmiştir.

3). Kamu görevlisine hakaret ettiğim iddia edilerek bir ay cezaevinde susturulmam sonrasında, Ilgaz mafyası lehine hakimlik yaptığını iddia ederek Hakim Berrin Hanım’a “Reddi Hakim” dilekçemi sundum ve kendileri imzalayarak aldılar. Ancak, dokuz ay boyunca yargılamaya devam ettiler. Hakimi Red dilekçemi reddetmediği gibi, kabul de etmedi, fakat yargılamaya devam etti. Bu Anayasal bir suçtur.

4). Duruşmalarda şahsımı sabıkalı gösterdi ve tutanaklara “sabıkalı” yazdırdı. Oysa sabıkalı değilim. Bu da Anayasal bir suçtur. Hakim Berrin Hanım, Ilgaz mafyasının cinayetlerini örtbas etmek adına şahsımı sürekli suçlu göstermeye çalıştı.

5). Hakim Berrin Hanım, Ilgaz mafyasının yasadışı işlerinin belgesini, “geçerli değildir” diyerek elimden almadı. Belgelerden bir tanesini bile görmeden “geçerli değildir” kararı verdi. Oysa Ilgaz mafyasının cinayetleri, tarihi eser kaçakçılığı, sit alanı yağmacılığı, yetmiş adet süper kaçak villanın ruhsatsız olması, Emlak Bankası’nı hortumlaması, karapara aklaması, kamu makamlarına rüşvet dağıtması, hırsızlığı, sahtekarlığı belgelidir. Bir hakimin bu tür suçlarla ilgili belgeleri şahsımdan almaması Anayasal suçtur.

7). Mahkemeye, Ilgaz mafyasının yasadışı işleriyle ilgili iki şahit ismi sundum ve ifadelerine başvurulması gerektiğini talep ettim. İlk şahidim: Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı… İkinci şahidim Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel’di. Bu iki değerli şahısın destekleriyle Ilgaz mafyasının derisini yüzmüştüm. Hakim Berrin Hanım, bu iki şahidimin şahitliğini kabul etmedi ve Anayasal hakkım olan “şahit gösterme hakkım”ı gasp etti. Bu da Anayasal bir suçtur. Oysa Eskişehir’in yeni Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Ergenekon Davaları’nda tanık sıfatıyla ifadeler vermiştir. Bu nasıl bir adalettir?

8). Hakim Berrin Hanım, Ilgaz mafyasının yasadışı işlerini kapatmak adına şahsımı İstanbul Adli Tıp Kurumu’na, “deli raporu” talebiyle ve müşahade altına alınması isteğiyle göndermiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun Akli ve Ruhi durumu yerinde raporu vermesine rağmen defalarca aynı Kurum’a göndermeye ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne kapattırmaya çalışmıştır. Bu çabasında başarılı olamamıştır. Ilgaz mafyasının cinayetlerini örtbas etmek için şahsıma deli raporu aldırma gayretleri içine giren bu hakim sürekli Anayasal suçlar işlemiştir ve bunları Adalet Bakanlığı’na elektronik posta ile bildirildiğim gibi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na çok kere suç duyurularında bulundum. Adalet Bakanlığı’ndan ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nden, şahsıma hiçbir surette olumlu cevap gelmemiştir. Cinayetleri örtbas eden hakimler ve savcılar, şahsımdan hiçbir surette ifade almayan Adalet Bakanlığı’nca sürekli AK’lanmıştır. Adalet bu mudur?

9). Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt, Ilgaz mafyasının şahsıma iftira ederek açtığı dört adet hakaret davalarıyla yargılamak istemiş, daha bir çok Anayasal suçlar işlemiştir. Bunlardan en önemli olanı: Şikayetçi olduğum bu Hakim, Eskişehir Savcılarından Hasan Gönen ve Ilgaz Mafyasının Avukatı Hatice Banu Bazarkaya ile suç birliği yapmış ve iddianamelerden biri sahtekarlık yapılarak değiştirilmiştir. Bu Anayasal bir suçtur. Şikayetçi olduğum Adalet Bakanlığı hiçbir surette soruşturma açmamıştır. Dahası: İftiralarla yargılandığım bu dört dava kaybolmuştur. Adalet bu mudur?

10). Mahkemeye iki defa reddi hakim talebinde bulunmama rağmen Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt, dördüncü defa İstanbul Adli Tıp Kurumu’na polis zoruyla göndermek istemiş fakat becerememiştir. Aynı gün (30 Nisan 2009), devletimin şahsıma verdiği nüfus cüzdanına el koymuş ve gasp etmiştir. Bu konuyla ilgili makamlara suç duyurularında bulunmama rağmen, hiçbir ilgili makam görevini yapmamış ve Anayasal suçlar işlemiştir. Altı aydır kimliğim yok ve hiçbir kamu kurumunda işlem yaptıramıyorum.

Sayın Adalet Bakanı’mız,

Yukarıda on madde halinde sunduğum yasadışı işlerin doğruluğunu taahhüt ederim. Hakim Berrin Hanım, cinayetler işleyen bir mafya adına hizmet vermekte ve asli görevine ihanet etmektedir. Mafyadan ne kadar rüşvet aldığını bilmiyorum ancak, şahsımı susturmak adına üç Eskişehir savcısının mafyadan rüşvet aldığını biliyorum. Bunlar: Savcı Hasan Gönen, Savcı Celalettin Karanfil ve Savcı Salih Gündeş’tir. Rüşvet yiyenlerden biri de Ömer isminde Yozgatlı bir polis memurudur. Bu polis memuru şahsıma komplo hazırlamıştır.

Bu dilekçemde doğruluğunu taahhüt ettiğim yasadışı işler hakkında şahsımdan ifade almanız ve Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt’la ilgili soruşturma açmanız gerekiyor. Bu yasadışı işler sizin sorumluluk alanınıza giriyor ve ilgilenmek zorundasınız. Türkiye Cumhuriyeti Adaleti adına araştırmak ve gereğini yapmak zaten mecburi göreviniz.

Eğer Allah’ınız ve Kitab’ınız varsa, ilgilenirsiniz ve gereğini yaparsınız.
Şikayetçi olduğum bu Hakim’in şu anda hakimlik yapması bile Anayasal suçtur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ülkemi ve adaletimi aşağılamak istemiyorum. Lütfen görevinizi yapınız.

Saygılarımla… 06/10/2009
Kenan Akkuş

https://www.facebook.com/eskisehir.kenanakkus

17 Nisan 2013 Çarşamba

FACEBOOK, TOKİ HIRSIZLIĞIYLA İLGİLİ YAZIMI SİLDİ… TEKRAR SUNMAK GÖREVİMDİR:


FACEBOOK, TOKİ HIRSIZLIĞIYLA İLGİLİ YAZIMI SİLDİ… 
TEKRAR SUNMAK GÖREVİMDİR:

TAYYİP VE ÇETESİ TOKİ’Yİ SOYUYOR

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı…
Başbakan Tayyip sayesinde 2003’te TOKİ kanununda yapılan değişiklikle bu kurum ticari bir müesseseye dönüştü.
Halka ucuz yolla depreme dayanıklı konutlar yapması beklenirken…
Yaptığı konutları beş misli fiyata satar oldu.
Konut yapmak amaçlanırken, rant pastasını tamamen ele geçirdi ve şimdi okullar, camiler, parklar, stadyumlar, kavşaklar, barajlar, depolar, hava limanları yapar oldu…
Müteahhitler aç kaldı…
Şimdi her şey elinde…
Dilediği yeri yıkıyor, dilediği yere her şey yapabiliyor.
Arsanın imara kapalı olması da önemli değil, TOKİ istiyorsa imara açılmıştır.
Belediyelerle ruhsat sorunu olmadığı gibi, yapı denetim firmalarına ihtiyaç duymuyor.
TOKİ’yi bu hale getirenler neyi amaçlıyor?

Türkiye Cumhuriyeti’nin denetlenemeyen tek kurumu TOKİ…
Başbakan Tayyip, kendisine bağlı bu kurumun denetlenmesini neden istemiyor?
Çok uzun süre TOKİ başkanlığı yapmış bir şahsı, neden yeni bir Bakanlık kurarak bu Bakanlığın başına getiriyor?
Erdoğan Bayraktar Şehircilik Bakanı mı, TOKİ Bakanı mı?
TOKİ’de bilmediğimiz neler dönüyor?
Yeni bir Deniz Feneri hırsızlıkları mı yaşanıyor?

İŞTE GERÇEK BU:
HIRSIZ TAYYİP VE ÇETESİ TOKİ’Yİ 13 SENEDİR SOYUYOR
...VE SOYMAYA HALA DEVAM EDİYOR.

ÇÜNKÜ TOKİ CUMHURBAŞKANLIĞI'NA BAĞLANDI.

TOKİ’nin sermayesi devletten.
Karın yüzde ellisi Tayyip’in cebine…
Yüzde ellisi Bakanlara pay…
Kar bitti…
Devlet kar etmiyor…
Devlet bu işte ortaya sermaye koyuyor ve kardan zarar ediyor.
Zararın boyutu 200 milyar dolar…
Yüzde ellisi Tayyip’in cebine…
Yüzde ellisi Bakanların cebine…
TOKİ hırsızlıklarından pay almayan  Bakan yok.

Meclis’te yan gelip yatanlardan bir Allah’ın kulu çıkıp da diyemiyor ki:
“DENETLENEMEYEN DEVLET KURUMU OLUR MU?”

Bu pislik işlerin hesabını soracak helal lokma yemiş bir Mebusumuz var mı?

Ben 10 senedir rastlamadım, bundan sonra da zannetmiyorum.

Başbakan ve çetesi  kardan pay alırken, TOKİ yöneticileri de konut sahiplerini tırtıklama peşinde…
Nasıl olsa denetleyen yok…
Daire sakinlerinden her ay alınan “giderlere katılım payı”nın yarısı uçuyor…

Dedik ya: Tayyip’i de, TOKİ’yi de, hırsız Bakanı’nı da denetleyen olmadığı gibi, en alttaki yöneticileri bile hırsızlık peşinde…

Tayyip gibi hepsi baştan kokmuş…
Hepsi kokuşmuş, leşleşmiş…
Hala Müslümanlıktan bahsediyorlar ya…
Tayyip denen  bu hırsız uğursuzu namussuzu baş tacı ediyorlar ya…
İşte ben ona yanıyorum…
Allah belanızı versin…

Kenan Akkuş (esrehber)


https://www.facebook.com/eskisehir.kenanakkus

RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:


TÜRK MİLLETİ AKİL'LERİ KAPISINDAN KOVUYOR: "APOŞ'A SELAM SÖYLEYİN..."



TÜRK MİLLETİ AKİL'LERİ KAPISINDAN KOVUYOR: "APOŞ'A SELAM SÖYLEYİN..."

Kayseri'yi ziyaret eden 'Akil Adamlar' heyeti hiç ummadıkları bir tepkiyle karşılaştı.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK terörüne çözüm bulmak adına ortaya koyduğu Kürt Açılımı’nın ardından oluşturduğu Akil İnsanlar Heyeti’nin İç Anadolu Grubu, Kayseri’de protesto edildi. Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği’ni ziyaret eden Ahmet Taşgetiren başkanlığındaki heyet şehit aileleri ve gazilerin hışmına uğradı. Öfkeli şehit aileleri ve gaziler Akil İnsanlar Heyeti’ne “Benim kanım üzerinden pazarlık yapmayın! Defolun gidin! Utanmadan buraya gelişmiş konuşuyorlar” şeklinde bağırarak tepkilerini dile getirdi.
“TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNU YOK SORUN PKK SORUNUDUR”
Önce sakin başlayan ziyaret, Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Başkanı Ali Yavuz’un Akil İnsanlar’ın yürüttüğü faaliyete karşı olduğunu belirtmesi ve “Barış isteniyor ama biz bir yerle savaşmıyoruz ki! Birileri hak istiyor ne hakkı istiyor? Biz bu devleti birlikte kurmadık mı? Kürdistan deniyor! TBMM’de bir Milletvekili’nin o bölgelerimize Kürdistan demesi beni rahatsız ediyor. Bizim sorunuz Kürt vatandaşlarımızla değil, dış güçlerin taşeronluğunu yapan PKK ile sorunumuz var. Ben ve şehit ailelerimiz Türkiye’de Kürt sorunu olmadığına yaşanan sorunun PKK sorunu olduğuna inanıyoruz. Biz bu terör sorunu çözmek için yola çıkmalıyız. Biz Kürt sorununu çözeceğiz diye yola çıkarsak en baştan arabayı devirmiş oluruz. Bizim sorunuz terör sorunu” demesi üzerine ortam bir anda gerildi.
“DEFOLUN GİDİN!”
Dernek odasında bulunan şehit aileleri ve gaziler “Benim kanım üzerinden pazarlık yapmayın. Defolun gidin! Şehidimin hakkını ödeyemeyeceksiniz! Utanmadan buraya gelişmiş konuşuyorlar. 30 bin kişinin katiline yol gösteriyorsunuz. Apo’ya selam söyleyin”şeklinde bağırarak protesto ettiler.
GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER
Dernekte hiç beklemedikleri bu tepkiyle karşılayan Akil insanlar heyeti, dernek başkanının odasından apar topar ayrılarak geldikleri araca bindiği gibi geri gittiler.


RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:

BURSA VALİSİ ŞAHABETTİN HARPUT DA TC'Yİ SİLDİ



BURSA VALİSİ ŞAHABETTİN HARPUT DA TC'Yİ SİLDİ


RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:


16 Nisan 2013 Salı

ESKİŞEHİR’İN 2600 YILLIK TARİHİ NASIL TALAN EDİLDİ?





ESKİŞEHİR’İN 2600 YILLIK TARİHİ NASIL TALAN EDİLDİ?

Bu arazinin sahibi, korunması gereken sit alanı olması ve ortasında 2600 yıllık bir Firig Höyüğü olması sebebiyle ne ekebiliyor, ne de başka bir amaçla kullanabiliyordu. 

Ermeni Şenol Ilgaz, Anadolu Üniversitesi'nin Rektörü Yılmaz Büyükerşen'in önerisiyle, yağmalamak düşüncesiyle çok ucuz bir fiyata hem de taksitle sahibinden aldı. 

Her kimsenin gözünü boyama planları üretmeye, araziye mıcır yığmaya, makinalar getirip mıcırları elemeye başladı.

Bu arada höyüğü de yağmalamaya başladı tabi.

İş makinası kepçeyle kazmaya başlayınca ihbar edildi. Jandarmalar Ermeni Şenol'u suçüstü yakaladı.

Ermeni Şenol kafaya koymuş bir kere, hazineyi ele geçirecek... Kesenin ağzını açtı, rüşvet işleri işte bu şekilde başladı. Jandarmaya, Kültür Varlıklarını koruma kuruluna rüşvet yağdırdı.

İş makinası kepçeyle yağmaladığı höyükte yüzlerce antika paramparça olmuştu. Parçalananlar toprağın altına gömüldü, Ermeni Şenol hakkında usulen tutanak tutuldu: "Arazisinde yol açarken yanlışlıkla höyüğe az derecede zarar verilmiştir. Zayiat yoktur."

Ağır Ceza'da dava açıldı... Savcıya ve hakime de rüşvet yedirildi ve olaylar kapatıldı.

Belediye Başkanı Selami Vardar'la kankardeş gibiydi. Eskişehir Terminal işini fahiş bir fiyatla almış, bu iş Ermeni Şenol'un hayatını tamamen değiştirmişti. Çünkü o günün parasıyla iki terminali ve yolları toplam 7 milyon dolara mal eden Ermeni Şenol, bu işten 40 milyon dolar para kazandı.

1994 yılında Eskişehir Büyükşehir olunca Belediyeden şehir imar planında bu sit alanı için yüzde 10 inşaat yapabilir raporu aldı. Bu rapor aslında yasa dışıydı, çünkü 1. dereceden korunması gereken sit alanına hiç bir şekilde inşaat ruhsatı verilemiyordu.

Ermeni Şenol Ilgaz raporu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na götürdü. Onlara da rüşvet yağdırdı, bir rapor hazırlatıp Odunpazarı Belediyesi'ne götürdü.

1994 yılında kurulan Odunpazarı Belediyesinin ilk başkanı Ayhan Boyer, dosyanın içinde kalın bir sarı zarfı görünce "Yüzde 10 inşaat yapabilir" raporunu onaylayarak inşaata izin verdi fakat inşaat ruhsatı yerine "tadilat ruhsatı" verdi. İnşaatlar bu şekilde başladı.

Aydın Arat'a , Orhan Soydaş'a yedirilen rüşvetlerden ve karşılığında alınan “tadilat ruhsatları” ndan sonra sıra 1999 yılında Yılmaz Büyükerşen Başkan oluverdi.

Büyükerşen'le Ermeni Şenol'un zaten Üniversiteden çok sıkı dostlukları vardı ve üniversiteyi birlikte soymuşlar, karşılığında Büyükerşen'in büyük kızını Tıp Fakültesi karşısındaki, sahibi Ermeni Şenol Ilgaz olan Shell Petrol istasyonuna ortak etmişlerdi.

Büyükerşen'in başkanlığı süresinde yüzde on olan inşaat izni yasadışı bir hal almıştı. Ermeni dölü sürekli Büyükerşen'e rüşvet ödüyor, villalar çoğalıyordu.

Hatta villa önlerine havuzlar yapılmaya başlandı. Yüzde 10 yapılması gereken beton yığınları, şimdi arazinin yüzde yetmişini kaplamış durumdadır.

Ruhsatlar tamamen yasadışıydı.

Baştan söylediğim gibi zaten buraya inşaat izni vermek, ruhsat vermek, rapor düzenlemek suçtu.

Okuduğunuz yasadışı işlerde Selami Vardar sonrasındaki tüm Eskişehir Belediye Başkanları yasadışı işlere karıştıkları gibi (Aydın Arat, Orhan Soydaş, Yılmaz Büyükerşen), Odunpazarı Belediye Başkanları (Ayhan Boyer, Haşim Ateş ve Burhan Sakallı) ve Kültür Tabiat Koruma Kurulu Üyeleri 2863 sayılı yasayı yok sayarak suç işlemişlerdir.

Şu işe bakınız ki AKP'li ve CHP'li iki Başkan, yasadışı işlerde suç birliği yaparak Ermeni Tohumu AKP'li Ermeni mafyaya Eskişehir'in tarihini talan ettirmeye devam ediyorlardı.

Eskişehirliler bu bilgiyi unutmasınlar: Fotoğrafta gördüğünüz villaların altında 2600 yıllık bir şehir yatıyor. Yukarıda isimleri yazılı vatan hainleri tarafından betonların altına gömdürülen antik bir şehir... Eskişehir'i tüm dünyaya tanıtacak bir antik şehir... Frig Antik Şehri...

Dahası, 2600 yıllık bu antik şehir ve Frig Höyüğü tüm Eskişehirlilerden gizlenmekte, hiç bir tarih kitabında bilgi bulunmamaktadır.

Tam dokuz senedir yukarıda isimleri geçen, rüşvet yiyerek Esikişehir'in gerçek tarihini yok ettiren rüşvetçi hainlerden hesap soracak bir yetkili bulamadım. Ne Başbakan, ne Cumhurbaşkanı ve ne onların Eskişehir’deki temsilcileri, Ermeni Şenol Ilgaz’a hesap sormak yerine, devleti soydurmaya, daha büyük rantlar sunmaya devam ediyorlar.


2600 yıllık tarihi betonlar altına gömdüren bu şerefsizler, “yüz yıllık tarih” dedikleri Odunpazarı evlerini tadilat yaparak, akılları sıra milletle dalga geçiyorlar. Odunpazarı evlerini yaşatma projesi adı altında hırsızlıklara, sahtekarlıklara, vurgunlara aynen devam ediyorlar...

İsimleri geçen şerefsiz rüşvetçi köpekleri lanetliyorum.

Bu olayları ilettiğim Başbakan'ı, Cumhurbaşkanı’nı, Adalet Bakanı’nı, Turizm Bakanı’nı kınıyorum. Allah belanızı versin diyorum.

Doğruları kamuoyuna sununca yargılanan, itilen, nezarethanelerde sabahlayan ben oluyorum...

Dahası, okuyucudan küfür işitiyorum.

Doğruları anlatmaktan pişmanlık duymuyorum.

Ben buyum… 16/04/2003


Kenan Akkuş

RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:

14 Nisan 2013 Pazar

BAŞIMIZDAKİ KOCA PAPAZ HAYATİ YAZICI





BAŞIMIZDAKİ KOCA PAPAZ HAYATİ

ÇETE mensubu Hayati'ye göre Kürt halkı PKK'lı …
Hayati'nin aslı da PKK'lı...
Çünkü Hayati Yazıcı Kürt...

Dahası: Teröristbaşı Fethullah'ın en aşağılık müridi...
Dahası: Cinayetleri kapattırdı.
Dahası: Sit alanlarını yağmalattı...
Dahası: Tarihi eser kaçırttı...
Dahası: Banka hortumlattı...

...ve en önemlisi: Türk Silahlı Kuvvetleri içinde Hakimlik yaptı...
Allah belanı versin... Bir Hakim ve yaptığı işlere bakınız...

Milletvekilliği öncesinde: Tayyip'in avukatıydı...
SAHTEKAR'lık yaparak Türkiye Cumhuriyeti Hukuk Tarihi'ne imza attı.

Neden sahtekar? Açıklama yapalım: Tam bir sene önce (08/01/2009) Yüksek Seçim Kurulu'na yazdığımız mektuptan alıntı yapalım:

"AKP Milletvekili Hayati Yazıcı, 2006 senesinde şahsıma telefon açarak önce bol miktarda hakaret yağdırmış, ardından tehdit etmiştir(Şahsımı aradığı numara 0312 473 00 15). Konuşma kayıtları ve aradığı numara belgelidir. Geçmişinde hakimlik ve avukatlık yapan bu şahıs, yukarıda aktardığım suçları belgeli olan AKP’li bir mafyayı adalete teslim etmemek için elinden geleni yapmaktadır.

İşte bu Milletvekili, Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekilliği gündeme geldiği zamanlarda (2003) Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatlığını üstlenmiş, 83 yolsuzluk davasından AK’lanamayan birinin milletvekili seçilmesine vesile olmuştur. Üstelik Tayyip, devletimize karşı öyle suçlar işlemiştir ki, bakınız bunların içinde neler var:

Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekilliği öncesi aklanamadığı suçları:

“Görevi ihmal” ve “zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak”, ihalelere fesat karıştırmak, cihat hazırlığı yapmak..." "Kayırma, kollama, fazla ödeme, sahtecilik, özel amaç, hortum, baskıcılık, yasa tanımazlık, zarar vermek" ve yukarıda sözü edilen suçlardan açılan 84 davadan sadece bir tanesinden "beraat"... 20 Rahşan affı... 63 dava "zaman aşımı"...

Nedir zaman aşımı? İmtiyazlı hırsızlara sunulan özerklik midir? Bu memleketin anayasası önünde her kimse eşit değil midir?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun gerekçelerine ve itirazlarına rağmen, Avukat Hayati Yazıcı “Behice Boran” ve “Hasan Celal Güzel” davalarını emsal göstererek adaleti yanıltmıştır. Behice Boran ve Hasan Celal Güzel “yüz kızartıcı” bir suç işlememiştir. Oysa Recep Tayyip Erdoğan’ın işlediği tüm suçlar devletimize karşı ve hırsızlık - yolsuzluk davalarıdır. Zimmet, kalpazanlık, resmi evrakta sahtecilik...

Ayrıca “Recep Tayyip Erdoğan’ı geleceğin başbakanı yapmak için çete oluşturmak” suçları da var ve bu davada “çete lideri” olarak Recep Tayyip Erdoğan gözükmektedir.

Öyle görülüyor ki 83 adet yolsuzluk ve hırsızlık davasından AK’lanamayan Recep Tayyip Erdoğan bu ülkeye Başbakan’lık bir yana, milletvekili aday adayı bile olamaz. Çünkü: 2007 Genel Seçimler öncesinde Yüksek Seçim Kurulunuz adayların özgeçmişlerini araştırmış, yüz kızartıcı suçlardan sabıkası olan 160 şahısı ayıklayarak seçim dışına itmiştir. Bu adayların arasında davaları devam edenler de vardır, sabıkası olanlar da... Fakat Recep Tayyip Erdoğan’ın halen yargıda olan birçok hırsızlık-yolsuzluk davasının sürmekte olduğu, bir çoklarından ceza aldığı, sabıkalandığı, hatta “hakime hakaret suçundan” da sabıkası bulunduğu, tüm bunlara rağmen 2007 seçimleri öncesinde Kurulunuzun sabıkalı şahıslara uyguladığı kuralların Recep Tayyip Erdoğan’a uygulamadığı, Yüksek Seçim Kurulu tarafından “imtiyaz” tanındığı ortadadır.

Bu çifte standart hakkında Kurul Üyelerinizin düşünceleri ve görüşleri milyonlarca vatandaşı ilgilendirmektedir. Çünkü bir çok kimse “aday”dır, onları destekleyen birçok kimse “seçmen”dir. Türkiye Cumhuriyeti yasaları önünde her vatandaş eşit haklara sahip ise, “çete” olanlar değil, hak edenler gözetilmeli ve çifte standarta izin verilmemelidir."

Yukarıdaki açıklamalarımızda görüldüğü üzere, kimin şeytan olduğu, kimin tilki olduğu anlaşıldığı gibi, Yüksek Seçim Kurulu da suç işlemiştir.

Hizbullahçı Hırsız Tayyip tilkidir, Teröristbaşı Fethullah'ın en aşşağılık müridi Hayati Yazıcı da "Tilki Tayyip"in kuyruğudur...

Şeytanı, mağdur edilmiş Tekel işçileri arasında aramaya lüzum kalmış mıdır?

Başımızdaki aşşşşşşşağılık ÇETE'den daha aşşşşşşağılık şeytan olabilir mi?

Aşağılık papazlar…

Vatandaş Kenan diyor ki:

TAYYİP, HİZBULLAH'IN LİDERİDİR...
HİZBULLAH DA, BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR...
BU ÖRGÜTÜN ÇOK SAYIDA BOMBALI EYLEMİ VARDIR...
ÇOK SAYIDA CİNAYETLERİ VARDIR...
MADIMAK OTELİ'Nİ KUNDAKLAYAN HİZBULLAH'DIR...
MUHSİN YAZICIOĞLU’NA SUİKAS DÜZENLEYEN HİZBULLAHTIR.
HİZBULLAH AKPİT ADINI ALMIŞ, YASADIŞI TÜM İŞLERİNİ YASAL HALE GETİRMİŞTİR.
AKPİT'TE (AK PARTİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI), BOŞTA GEZER NE KADAR İMAM HATİPLİ VARSA SİLAHLANDIRILMIŞ, CİHAD HAZIRLIKLARI TAMAMLANMIŞTIR.

Hizbullah’ın cinayetlerine yeni bir katil arayan namussuz şerefsizler, bir gün hesabını darağacında vereceklerdir.

Sabırla bekliyorum…


Kenan Akkuş…

https://www.facebook.com/eskisehir.kenanakkus
RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:

DENİZ FENERİ DAVASI TAYYİP’İ İPE GÖTÜRÜR




DENİZ FENERİ DAVASI TAYYİP’İ İPE GÖTÜRÜR

Ele geçirilen ortaklık belgesine göre Avrupa Deniz Feneri hırsızları: Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Zahit Akman, Mehmet Gürhan, Mehmet Akif Beki, Engin Yılmaz (dolaylı olarak Başbakan Tayyip ve onun oğlu Ahmet Burak Erdoğan).

Yukarıdaki belgede adı geçen Engin Yılmaz'la başlayalım konuya:

Engin Yılmaz, Türkiye'deki Deniz Feneri Derneği'nin başkanıdır ve kurucuları arasındadır. Bu belgeye göre Yeni Dünya İletişim isimli şirketin personel ve idare sorumlusu olduğu ifade ediliyor. Yani Kanal 7 TV ve Almanya Deniz Feneri Derneği bu şirketin şemsiyesi altındadır. Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı'nın Almanya'da yapılan bu ortaklık anlaşmasında ne işi vardır? Hem Almanya'daki Yeni Dünya İletişim AŞ'ye personel ve idari sorumlu ol, hem Türkiye'deki Deniz Feneri'ne yöneticilik yap... Bu nasıl bir iştir?

Engin Yılmaz da itiraf etmiştir ki: "Avrupa Deniz Feneri Derneği'nden Türkiye Deniz Feneri Derneği'ne 7 milyon Euro aktarılmıştır." Yani 16 trilyon TL...

Görünen odur ki Avrupa Deniz Feneri ile Türkiye'deki Deniz Feneri aynı dernektir. Üstelik Kanal 7 gibi Yeni Dünya İletişim AŞ'nin çatısı altındadır. Farklı zamanlarda ve yerlerde kurulmuş olsalar da, kasaları, yönlendirenleri ve hırsızları aynı şahıslardır.

Yargılama sürecinde bu iki derneği ayrı tutmak olamaz. Kullandıkları logolar aynı olduğu gibi, "yardım gönderilmesi" için verdikleri Euro, Dolar ve TL hesap numaraları da aynıdır. Almanya Deniz Feneri ile Türkiye Deniz Feneri derneklerinin ayrı olduklarını iddia edenler, hırsızlıklarda bezi olan kimselerdir. Bunu söyleyen her kimse yargı önüne çıkarılmalı ve hırsızlıkların hesabı sorulmalıdır.

Yine tekrar ediyorum ki bu iki derneğin kurucuları ve hırsızları aynı kimselerdir ve hesap numaraları da aynıdır. Almanya kısmı yargılanarak karaparacı hırsızlar hak ettikleri cezaevine gönderilmişlerdir.

Alman hakimin belgeler ışığında karar verdiği bu dava sonucunda mahkeme zabıtlarına geçen sözlerini Türk Milletine aktarmak vatandaşlık borcumdur:

"Deniz Feneri e.V Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarını dolandırmak için kurulan bir organizasyon. En baştan beri insanlara yardım gibi bir niyetleri yoktu. Kendilerine para ve sermaye aktarmak için kurdular. Toplanan paraların ne yapılacağını Türkiye belirliyordu. Hiyerarşinin üst kademeleri Türkiye"de. Arka planda Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, Harun Kapıyoldaş ve Zahit Akman var.”

Türkiye Deniz Feneri de aynı kirli işlerin içinde oldu ve "yardım" adıyla Müslüman halkımızdan çalınan paraların yüzde sekseni AKP'nin kasasına, yani "2. Mercümek Tayyip"in cebine indirildi. Toplanan paraların ne yapılacağını 2. Mercümek Tayyip belirliyordu.

Muhalefetin ve Vatandaş Kenan'ın baskılarından sonra Almanya'dan getirilmek zorunda bırakılan dosya açılmadan önce yapılması gereken bir dizi işlem vardır:

1). Türkiye Deniz Feneri Derneği mercek altına yatırılmalı ve topladığı bağışlarla birlikte nerelere yardımlar yaptığı belgelenmelidir. Yani Türkiye Deniz Feneri Derneği'nin defterleri ve bilgisayarları dahil el konulmalı ve didik didik edilmelidir.

2). Recep Tayyip Erdoğan'ın dokunulmazlığı kaldırılmalıdır. Hatta bizzat Başbakan Tayyip'in gönüllü olarak bu zırhtan sıyrılması yargı önünde hesap vermek istemesi beklenmelidir. Eğer hiç bir korkusu yoksa, TBMM'deki ÇETE'sine böyle bir istekte bulunur ve dokunulmazlığı kaldırılır.

3). Tayyip iktidarı öncesinde olduğu gibi Türk Yargısı bağımsız olmak zorundadır. Adalet Bakanlığı boyunduruğundan kurtarılmalı ve Ergenekon soruşturmaları ve yargılanmaları örneğinde bolca gördüğümüz Diktatör Tayyip'in zulmü kaldırılmalıdır. Soruşturmayı üstlenecek savcıların ve yargılayacak hakimlerin "Doğruluktan ve dürüstlükten şaşmamak" adına önce "Namus ve Şeref sözü" vermeli, daha sonra da Kur'an-ı Kerim üzerine yemin etmelidirler.

4). Almanca olarak Türkiye'ye getirilmiş olan Avrupa Deniz Feneri dosyası, en az yedi adet yeminli tercüman tarafından Türkçeye çevrilmeli, her biri birbirinden habersiz ayrı dosya hazırlanmalı ve Partilerin yetkili kıldığı ikişer üyeden oluşan bir komisyon tarafından incelenerek dosyanın doğruları yansıttığı, eksiksiz ve kusursuz olduğu kamuoyuna duyurulmalıdır. Bu işlemler yapılmak zorundadır.

5). Duruşmalar, yukarıdaki belgede adı geçen tüm şahısların, Başbakan Tayyip'in ve Oğlunun bizzat katılımlarıyla gerçekleşmelidir. Cevaplar avukatlardan değil, bizzat zanlılardan istenmelidir. Almanya'da cezaevinde bulunan Mehmet Gürhan ve Firdevsi Ermiş'in bu duruşmalara katılmaları sağlanmalıdır. Alman makamları bu isteği geri çevirmezler. Çünkü adaletin uygulanmasını bekleyenler zaten onlardır.

6). Almanya'daki yasadışı işlerin ortaya çıkarılmasından sonra ve yargılama sürecinde, Başbakan Tayyip ve Cemil Çiçek, Alman makamlarına baskı uygulamışlardır. Bu şahsıların Türk Yargısına da baskı uygulayacağı bilindiği sebebiyle, duruşmaların kamuoyuna ve Basın'a açık yapılması, hatta bir TV kanalının duruşmaları canlı olarak halkımıza sunması gerekmektedir. Bu uygulama zorunlu hale gelmiştir...

7). Ergenekoncu damgası vurularak sabahın köründe evinden paketlenen vatan evlatlarına uygulanan zulümler, yukarıda adı geçen hırsızlara da uygulanmalı ve onlar için de bir ESİR KAMPI oluşturulmalıdır. Duruşmalar hiç bir surette aksatılmamalı ve her gün devam etmeli, "Reddi Hakim Talepleri" reddedilmelidir. Hatta bu hırsızlık zanlılarının tamamı Şeriat yanlısı olduklarından, Şeriat Mahkemeleri'nde yargılanma istekleri sorulmalı, eğer kabul ederlerse, ülkemizde "geçici olarak" ŞERİAT MAHKEMELERİ kurulmalı ve cezaları kısasa kısas verilmelidir. (Yanlış anlaşılmasın, bir defaya mahsus geçici olarak ve sadece bu Şeriat yanlılarının yargılanması için...)

8). Yargılama süresince her gün yazacağım yorumları hakimler ve savcılar dikkate almalıdır. Çünkü 150 gündür bu pislik işin peşindeyim ve deşelemediğim konu kalmadı. Şimdiden peşin olarak ileteyim ki, eğer Türk Adaleti Alman Adaleti gibi dürüst olup "gereğini yapmak isterse", Başbakan Tayyip'e darağacı yolu bile gözükür. Çünkü bu pislik işlerin dört başrol oyuncusu var (yani malı götürenler): Başbakan Tayyip, Zekeriya Karaman, İsmail Karahan ve Zahit Akman. Uçurulan miktar 300 milyon Euro'yu geçiyor fakat Amerikan Bankalarına aktarılan kara para miktarı 15 milyon Euro... AKP'nin kasasına giren ve kömür, erzak, beyaz eşya gibi yerel seçim masrafı olarak seçemene dağıtılan miktar 100 milyon Euro... Bu kara paralardan seçimlere kadar 50 milyon Euro'su daha dağıtılacağı planlanıyor... İsimleriyle ve Almanya dışına çıkardıkları miktarla sıralayalım: Zahit Akman 14 milyon Euro... Mehmet Akif Beki 31 milyon Euro... Engin Yılmaz 70 milyon Euro... Ahmet Burak Erdoğan 130 milyon Euro... Mustafa Çelik 4 milyon Euro... Zekeriya Karaman 33 milyon Euro... İsmail Karahan 5 milyon Euro... Deniz Feneri araçlarıyla çıkarılan miktar 60 milyon Euro... Bu miktarlara ulaşmak isteyen savcılar Alman Adaletiyle işbirliği yapsın, ya da Vatandaş Kenan'la bizzat irtibat kursun......

9). Almanya'dan gelen dosya Adalet Bakanlığı'nda açılarak karıştırılıp incelendikten sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Dosya paketinin Adalet Bakanlığı'nca açılmasından sonra Türk Milletinin kafasında soru işaretleri oluşmuştur? Adalet Bakanlığı'nda dosyaları karıştıran her kimse, önemli belgeleri çalmış olabilir. Bu sebeple Almanya Adalet Bakanlığı'ndan bilirkişi talep edilmesi ve dosyaların eksik olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

Deniz Feneri Hırsızlarına hesap sorulacaksa, geliniz önce Türkiye Deniz Feneri Derneği'nden başlayalım. Uçurulan ve Tayyip'in cebine giren miktar bir milyar dolardır. Hatta eğer devletim izin verirse, Almanya ve Türkiye Deniz Fenerleri yargılama sürecinde Vatandaş Kenan "Fahri Savcı" olmalı ve duruşmalara Türkiye Cumhuriyeti Devleti Adaleti adına katılmalıdır. Olması gereken adaleti yeniden tesis etmek istiyorsak, bu talebimi devletim geri çevirmemelidir.

Alman yargısı hiç bir surette hiç bir kimseye taviz vermemiştir. Türk Yargısı da kayırım yapmadan gerçekleri belgeleriyle ortaya çıkarmalıdır. Zimmetine yardım paralarını geçiren Başbakan Tayyip de olsa, Türk Adaleti gereğini yapmalı, hırsızlardan hesap sormalı ve cezasını vermelidir. Birbirini tanımayan fakat şirket kurup belgeler imzalayan yukarıda adı geçen hırsızlar, Recep Tayyip Erdoğan'ın tarikatdaşlarıdır. Yani hepsi de Nakşii'dir ve hepsi de hırsızdır. Hem de aşağılık bir hırsızdır. Felaketzedelere gönderilecek yardım paralarını zimmetlerine geçirmişlerdir.

Yukarıdaki belgede adı geçen şahısların tamamı, Avrupa Deniz Feneri Derneği'nin topladığı yardımları zimmetlerine geçirdikleri gibi, hepsi de karaparaların kuryeliğini yapmışlardır.

Engin Yılmaz'ın itirafına göre Türkiye Deniz Feneri'ne 7 milyon Euro aktarılmış fakat yasal bir belge yoktur. Yani bu aktarma işi yasa dışı yollardan yapılmış, kaydı tutulmamıştır. Almanya'dan Türkiye'ye kaçırılan 7 milyon Euro'ya kim kuryelik yapmıştır? Engin Yılmaz... Oysa Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz'ın Başbakan'a Tayyip'e teslim ettiği karapara tam 70 milyon Euro ve ayrıca (yeni paramızla) 110 milyon TL'dir... Yani sadece Engin Yılmaz'ın Tayyip'e aktardıkları toplam (eski paramızla) 260 trilyon TL'dir...

Başbakan Tayyip'in asker kaçağı ve kadın katili oğlu Burak, 130 milyon Euro (280 trilyon TL) getirmiştir...

Hamas'a gönderilmesi gereken 8 milyon Euro hala Zahit Akman'ın cebindedir... Fırsatını bulsa Tayyip'e aktaracaktır... Bu para nerededir? Hangi finans kurumundadır? Al-Baraka'nın hesapları neden karıştırılmıyor? Devletin müfettişlerinin elleri ve ayaklarına nuzül mü indi?

Deniz Feneri Davasının Almanya kısmı her ne kadar sonuçlanmış ise de, karanlıkta kalan bölümler fazlasıyla mevcuttur ve bunu ancak olması gereken Türk Yargısı ve Vatanaş Kenan ortaya çıkarabilir. Bu pislik işin ortaya çıkarılması için yukarıda 9 madde halinde sıraladığım konuların mevcut olması gerekiyor. Eğer bunlar yoksa, boşuna savcıları ve hakimleri uğraştırmayın derim. Olacaklar zaten ortada:Başbakan Tayyip, kendisini darağacına götürecek pislik bir iş için gönüllü olarak dokunulmazlık zırhından sıyrılmaz.

İstanbul ve Ankara Ağır Ceza Mahkemeleri, top oynar gibi dosyayı birbirlerin şutlayıp duruyorlar…

Aylardır bu böyle…

Bu yargılama işini şimdilik unutalım...
Çünkü Tayyip'în Ergenekon Davaları bitmez...
Deniz Feneri Boklu Kuyusu da açılmaz...

Fakat asla unutmayınız: Tayyip ve çetesinin cebine giren 300 milyon Euro nereden gelmişti? Tsunami felaketzedelerine gönderilmek üzere Almanya'da yaşayan Müslüman vatandaşlarımızın vicdanları sömürülerek toplanmıştı. Söz konusu felaketzedelere kuruşu dahi gönderilmedi...

Aynı pislik işin bir örneği de Necmettin Erbakan döneminde yaşandı. Sırpların Müslümanlara uyguladığı vahşeti malzeme edinen Erbakan, Türkiye'deki Müslümanların vicdanlarına sığındı ve trilyonlar topladı. Fakat kuruşu dahi gönderilmedi. Mercümek soyadlı bir hain, Erbakan adına kasa oldu... Dava zaman aşımına uğratıldı ve düştü. Çalan da karaparalarla uçtu gitti. Yardım paralarının akibeti hala meçhul...

Başbakan Tayyip'e "İKİNCİ MERCÜMEK" demek doğrudur...

Allah'ın adını kullanarak hırsızlık yapan aşağılıklardan hesap sorulmalıdır.

Özellikle Türkiye Deniz Feneri hırsızlıkları açılmalıdır. Çünkü hırsızlar, 1 milyar dolar kara parayı, seçimlerde kullanması için Tayyip’in cebine sokmuştur.

Aşağılık hırsız rezil köpekler…

İşte gördüğünüz bu namussuzlar sözde Müslüman…

Unutmayın: Sizler doğru olun, eğri belasını bulur...

Yağlı urganlarda sallandırılır…

Bu ülkeye bir kaç tane Vatandaş Kenan yeter...

Ordu gerekmez... 25/02/2009



RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:


RÜŞVETİNİ VERENE ESKİŞEHİR'İN TOPRAK ALTI HAZİNE




GÖRDÜĞÜNÜZ BU FOTOĞRAF, AKP İKTİDARININ YASA TANIMAZ İCRAATLARININ BELGESİDİR.


RÜŞVETİNİ VERENE ESKİŞEHİR'İN TOPRAK ALTI HAZİNE

Eskişehir'in 5 bin yıllık bir tarihi geçmişi var.

Etiler, Frigler ve Bizanslılardan sonra Osmanlılar hüküm sürmüş.

Osmanlı zamanında, çok sayıda Ermeni vatandaşı buraya göç etmiş...

Yunan istilasında Eskişehir harabeye dönmüş.

5 bin yıllık tarihi geçmişi sonrasında, yukarıda ismi geçen uygarlıklar, toprak altına hazinelerini gömmüş...

Şimdinin uygarlığı da bunları nimet bilip toprak üstüne çıkarmak için savaş veriyor. Ama nasıl?

Rüşvetini bastıran, istediği her yeri rahatlıkla yağmalayabiliyor.

İşte ilk örnek:

Ilgaz mafyası, 1990 senesinden bu yana, tam 20 senedir, Frig Krallığı'na ait bir höyüğü ve Frig Antik Şehri'ni yağmalıyor.

Devletin tüm makamları bu yağmalamayı bildikleri halde, kıllarını kıpırdatmıyor.

Çünkü Ilgaz Mafyası rüşvet vermeyi ve çıkardığı antikaları savcılarla, polis müdürleriyle bölüşmesini iyi biliyor.

"İş bilenin, kılıç kullananın" oluyor...

"Atı alan Üsküdar'ı geçiyor..."

Çünkü Ilgaz Çetesi, AKP isimli zift karası partinin kurucusu...

Her yol İslam.... Yasadışı işlere aynen devam...


15/04/2013

Kenan Akkuş


NOT: Fotoğrafta okuduğunuz Sarar ismi bilmeyenlere yabancı gelebilir. Sarar Eskişehir'in en zengin ve en ünlü ailesidir. Şimdi AKP'lidir. İktidarda kim varsa onun tabağını yalar. Şimdi Tayyip'in tabağını yalıyor ve Tayyip'in de zaten arkadaşı. Fotoğrafta gördüğünüz üzere, yasadışı işleri örtbas etmek için Sarar, Ilgaz çetesinin pislik işlerini örtbas etmekle görevli. Cemalettin Sarar'a sormak lazım: "Ilgaz çetesiyle ortak mısınız?"... AKP'li Cemalettin Sarar ile AKP'li Şenol Ilgaz'ın birlikte Hacca gitmeleri de gösteriyor ki, bu iki şahsiyet yasadışı işlerde bile ortak çalışan iki kanka...Her ikisi de Fetullah'ın mürididir. Hatta Cemalettin Sarar'ın ABD Saylosburg'a giderek Şeyhi Fetoş'tan icazet aldığı Eskişehir sosyetesinde dilden dile dolaşıyor... (Kaynak: Kenan Akkuş)


HIRSIZ TAYYİP'İN VERGİ ADALETİ İŞTE BU KADAR




              TAYYİP'İN   VERGİ  ADALETİ  İŞTE  BU  KADAR

           2003 senesinde çok sayıda yasadışı işlerin yanında, vergi kaçakçılığına, sahte fatura düzenlemeye şahit oldum.  
           2004 senesinde Eskişehir Defterdarı’nın makamına çıktım, bir şikayet dilekçesi teslim ettim ve dedim ki: 
           “Ilgaz soyadlı şerefsizler (Şenol Ilgaz, Mustafa Ilgaz, İsmail Ilgaz ve Mehmet Ilgaz)  vergi kaçırıyorlar, sahte fatura düzenliyorlar, trilyonlar kazanmalarına rağmen zarar gösterip kuruş vergi ödemiyorlar. Lütfen gereğini yapınız.” 
            Eskişehir Defterdarı, bol sayfalı dilekçeme şöyle bir baktı ve dedi ki:
            “Tamam, teşekkür ederim, gereğini yapacağım…” 
            Hiçbir zaman gereği yapılmadı.
            Çünkü rüşvet yedi, dilekçem yırtıldı…
            Diyorum ya bizim memurlarımız rüşvet yiyicidir, işini bilir…
            Sadece cebini şişirir…
            Fakirin fukaranın peşine düşer, kuruş vergi bırakmaz, icra yoluyla söke söke alır… 
            Şimdi de benim peşime düşmüşler.
            Yaşlı babamın evine ihbarname göndermişler.
            On bir sene öncesinden vergi borcum kalmış.
            İcra yolu ile tahsil edeceklermiş. 
            Trilyonlar kazanarak kuruş vergi ödemeyenleri bizzat görüp ihbar etmeme rağmen, devletim ve memuru bu şerefsizlere göz yumuyorsa… 
           Benden vergi değil, ancak oğlumun büllüğünü alırlar… 
           Anladın sen onu Tayyip…
           Anladın?               01/11/2011
                                                                               Kenan AKKUŞ

RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:


BÖYLE BİR YARGILAMA, AFRİKANIN EN İLKEL KABİLELERİNDE BİLE YOK


BÖYLE BİR YARGILAMA, AFRİKANIN EN İLKEL KABİLELERİNDE BİLE YOK.


Sayın HSYK üyeleri,

Aşağıdaki dilekçemi Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı'na yazıp teslim ettim.

Anlattığım her olayın ve konunun doğruluğunu taahhüt ederim. 

İhbar ettiğim ve şahit olduğum cinayet, tarihi eser kaçakçılığı, uyuşturucu satıcılığı, devletin dolandırılması, banka hortumlama ve daha bir çok yasadışı olaylarla ilgili şahsımdan ifade alınmamıştır.

Üstelik akli ve ruhi durumumun yerinde olduğunu gösteren Adli Tıp Kurumu raporu vardır.

Benden ifade alınmasını beklerken, Eskişehir Hakimleri ve Savcıları, Bakırköy Akıl Hastanesinden deli raporu alarak  iddialarımı bertaraf etme yoluna girdiler.

Aşağıdaki dilekçemi lütfen inceleyiniz ve gereğini yapınız.

Saygılarımı sunuyorum. 14/04/ 2013

Kenan Akkuş
Tel: 
Adresim:


Elektronik posta: iletisim@hsyk.gov.tr

------------


ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCISI ORHAN ÇETİNGÜL’E

Sayın Başsavcı’m,

Eskişehir’in savcıları ve hakimleri şahsımı sekiz senedir linç ediyor. Yalanlarla, iftiralarla, şişirilmiş iddianamelerle… 

Oysa tek suçum, para babası şerefsizlerin yasadışı işlerini ihbar etmek. Cinayetleri anlatmak… Antika kaçakçılığını deşifre etmek… Kravatlı hırsızları, dolandırıcıları, rüşvetçileri, uyuşturucu tacirlerini orta yere sermek…

Bunları artık her kimse biliyor. Şırnak’taki Kapalı Çarşı helasına bakan Sebgatullah amca da biliyor ve duyuyor…

Her ne hikmetse Eskişehir Savcıları bilmiyor, duymuyor…

Anlattığım cinayetleri görmeyenler, küfürlerimi, hakaretlerimi görüyorlar, hemen dava açıyorlar.

Fakat bu davadan ne haberim oluyor, ne de bilgim oluyor. Mahkeme tebligatı her kimseye gönderiliyor, sadece bana gönderilmiyor. Şahsımdan ifade alan yok… Savunma alan yok… Mahkeme kararını postalayan yok…

Bu nasıl adalettir, sekiz senedir hala çözemedim…

Savcıların şahsımdan ifade almak yerine internet sitelerimdeki yazılarımdan küçük alıntılar yaparak ve özellikle hakaretlerimi cımbızla seçerek saçma sapan iddianameler hazırlamalarına alıştım. İftiralarına ve tehditlerine alıştım. Cinayetleri birbirine karıştırıp örtbas etmelerine alıştım… Artık garipsemiyorum.

Hakimlerin, sözlü savunmalarımı tutanağa yazdırmamalarına, yazılı savunma dilekçelerimi reddetmelerine, dosyamdaki belgeleri çaldırmalarına, hakimi red dilekçelerimi işleme koymayıp, bir köpeği azarlar gibi sürekli azarlamalarına da alıştım…

Fakat onlar bana alışamamış olacaklar ki, artık duruşmalar yokluğumda yapılıyor.

İşte yine gıyabımda bir duruşma, senaryo aynı, film aynı… 

Eskişehir Başsavcılığı, ihbar ettiğim pislik takımını korumak adına şahsıma bir dava daha açmış. Dosya no: 2012/ 2-3259

Savcı iddianame hazırlamış, hakimin biri de yargılamış… Haberim yok…

Ben bu filmleri daha önce çok seyrettim, artık yadırgamıyorum. Çünkü Adaletin zerresi yok ki Eskişehir Adliyesi’nde… Hakimler ve savcılar beni alıştırdı bu duruma.

Tebligat yok… İfadem yok… Savunmam yok… İtiraz hakkı tanıyan yok… Ortada iddianame ve mahkeme kararı da yok… Savcının adı da, hakimin adı da yok… Hatta hangi mahkemede yargılanmışım, bakın o da yok… Adresimin bilinmesine rağmen (Babamın ikamet adresi) hiçbir surette bilgilendiren yok. Bildiğim tek şey bu: 2012/2-3259
İşte adalet bu…

Sevgili Başsavcı’m Orhan Çetingül,

Sizin haberiniz olmadan, sizin izniniz olmadan, sizin desteğiniz olmadan hiçbir savcı bana dava açamaz.

Dahası, sizin haberiniz olmadan, sizin izniniz olmadan, sizin desteğiniz olmadan hiçbir hakim beni yargılayamaz…

Yukarıda kısaca yer verdiğim yargılama usulünün Anayasa’mızda yeri var mı, merak içindeyim.

Her şeyden haberi olan siz Başsavcı’nın, Anayasal haklarımı ihlal etmeye hakkı var mı, bunun da merakı içindeyim.

Hatta adalet dağıtması gerekenler neden Anayasal suç işler, katilleri ve hırsızları neden himaye eder, işte bunun da merakındayım… 

Bu merakımı gidermek ve şahsımı bilgilendirmek sizin Anayasal göreviniz. Çünkü yasadışı yargılandığım binanın tek yetkili amiri sizsiniz. 

Daha önce de bu filmi oynadılar bana. O zaman siz yoktunuz, başrolde Başsavcı Gökhan Karaburun ve vekili Coşkun Mutluer vardı. Ayrıca bu filmde rüşvetçi Büyükerşen ve onun sümüklü avukatı da oynayıp bana bol bol iftira atmışlardı. Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde oynanmış, beni Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kapattırıp, zırdeli muamelesi yaptırıp üç buçuk ay tedavi ettirmişlerdi…

İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’ndan “Akli ve ruhi durumu yerindedir” raporum olmasına rağmen…

Şimdi bu dava Anayasa Mahkemesi’nde… Eski Başsavcı’dan, onun vekilinden, şahsımı 4. Sulh Ceza’da yargılayan hakimden ve hala görmediğim iddianameyi hazırlayan savcıdan şikayetçi oldum. Hesap sorulmasını istedim. 

Bu ülkenin bir vatandaşıyım ve benim de Anayasal haklarım var. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı gıyabında hiçbir hakim yargılayamıyorsa, şahsımı da hiçbir hakim gıyabımda yargılayamaz. İfadesiz yargı olmaz. Savunmasız yargı olmaz. İtiraz hakkı tanımayan hakimden de hakim olmaz. Üstelik mahkemenin verdiği ara karar ya da gerekçeli karar, sanığa tebliğ edilir ve bu dosya içinde belgelendirilir.

Bunlardan hangi birine mahkeme uymuştur? Hiç birine…
Eskişehir Adliyesi’nde adalet işte bu…

Sevgili Başsavcı’m Orhan Çetingül,

İsteseydim şahsımı yargılayan mahkemeyi de, görmediğim iddianameyi hazırlayan savcıyı da, bilmediğim kararı veren hakimi de bulurdum. Bana bilgi sağlayan Eskişehir Adliyesi’ndeki arkadaşlarımın deşifre olmaması için uzun zamandır görüşmüyorum.

Bu sebeple, 2012 yılı içinde açılan bu davanın içeriğinden haberim olmayacak. Gıyabımda yapılan bu duruşmadan sonra yasal haklarımı yok sayarak yine Bakırköy Akıl Hastanesi’ne postalayacaksınız, ya da Adli Tıp Kurumu’na yine göndereceksiniz. Başka alternatifiniz yok.

Karar ne olursa olsun bu yargılama yasadışıdır ve en başta siz suçlusunuz. Adliye binasında çevrilen her dolabın ilk suçlusu sizsiniz. Sizi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikayet edebilirim fakat yargılatamam. Gökhan Karaburun ve Coşkun Mutluer gibi asaletinizden olursunuz. HSYK’ya dilekçeyle şikayet ettiğim Başsavcı şimdi vekil, onun vekili de sıradan bir savcı… 

Sevgili Başsavcı’m Orhan Çetingül,

Aklı başında her kimse bilir ki, ifade almadan iddianame hazırlayan bir savcı, savunma almadan karar veren bir hakim, hele bir de itiraz hakkı tanınmamışsa, sanık, mahkemeden haberdar edilmemişse, hakim de savcı da ya rüşvet yemiş, ya da kafayı yemiştir.
Bakırköy, işte bunlar için olmalıdır.

Yargıtay beni vatandaş yerine koyuyor, dilekçelerime gereken işlemi yapıyor. 
Anayasa Mahkemesi beni vatandaş yerine koyuyor, dilekçelerime işlem yapıyor.
Eskişehir hakimleri ve savcıları, tüm Anayasal haklarımı çiğneyerek linç ediyor.


Bana zırdeli muamelesi yapıp akıl hastanesine kapatmaktan, bu düşünce içinde olan katil cani ve hırsızlara destek vermekten vazgeçin. Afrika’nın en ilkel bir kabilesinde bile böyle yargılama yok.

Cinayetleri, hırsızlıkları, rüşvetleri, antika kaçakçılığını, uyuşturucu ticaretini ihbar etmeme rağmen şahsıma hakaret davası, küfür davası açılıyorsa, üstelik iftira davası açılıp tek bir kelime ifadem alınmıyorsa, elimden bir tek belge alınmıyorsa, yamukluk bende değil, adaleti temsil edenlerdedir. 

Namuslu ve şerefli bir adamsanız, eşiniz, çocuğunuz ve çevrenizin size saygı duymasını istiyorsanız, Allah’ınız ve Peygamberiniz de varsa, Eskişehir’de mücadele verdiğim pisliklere destek vermezsiniz. Tek istirhamım dürüst olmanız. Sizden başka hiçbir beklentim yok. 

Bu mektubumun birer örneğini HSYK’ya ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet amaçlı, Anayasa Mahkemesi’nde açılan dosyama konmak üzere göndereceğim.

Makamınıza saygılarımı sunuyorum… 31/10/2012


Kenan AKKUŞ


RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ: