28 Haziran 2013 Cuma

AHTAPOT FETOŞ VE PİÇ İMAMLARI



AHTAPOT FETOŞ VE PİÇ İMAMLARI

DELİNİN SİKİNİ BELLEDİĞİ GİBİ BİR CÜMLEYİ DAHA EZBERLEMİŞLER:

"ASRIN DAVASI ERGENEKON..."

VAY OROSPU ÇOCUKLARI VAY...

ASRIN DAVASI DENİZ FENERİ HIRSIZLIKLARI FAKAT...

DOSYA BİR TÜRLÜ AÇILAMIYOR...

ANKARA'DA ŞEREFSİZ BİR HAKİM İLE İSTANBUL'DA ŞEREFSİZ BİR HAKİM, DOSYAYI BİRBİRLERİNE ATARAK 46 AYDIR PASLAŞIYORLAR...

AKLILLARI SIRA ZAMAN AŞIMI PEŞİNDELER...

BOŞUNA UĞRAŞMAYIN...

BU DAVANIN ZAMAN AŞIMI OLMAYACAK...

ÇÜNKÜ KENAN EVREN DAVASI EMSAL...

FİLMİN İLK BÖLÜMÜNDEYİZ...

Kenan Akkuş (esrehber)





26 Haziran 2013 Çarşamba

AKP'LİLERİN KAÇAK VİLLALARI


AKP'LİLERİN KAÇAK VİLLALARI



BANA BUNUN HESABINI VERİN, KARDEŞİM.
BEN VATANDAŞIM... HESAP SORUYORUM...
EL KALDIRIP YASALARI KABUL ETMEKLE BİTMİYOR İŞ.
EĞER BU YASALARI UYGULAYAMIYORSANIZ, 
MİLLETTE DEĞİL, SİZLERDE PUŞTLUK VAR DEMEKTİR...

DEVLETİN YÖNETİCİLERİ YAPTIKLARI KANUNLARI
BİZZAT ÇİĞNİYOR VE HALKIN MALINI KATİLLERE
RANT OLARAK SUNUYORSA...

HALKA YAPILMIŞ EN AĞIR KÜFÜRDÜR...

BU SEBEPLE, GÖRDÜĞÜNÜZ VİLLALARIN
SAHİBİ AKP’Lİ OROSPU ÇOCUKLARINA KİM
RANT SUNUYORSA, KİM KAÇAK VİLLALARI
GÖRMEZDEN GELİYORSA,
TAM 10 SENEDİR KİM YIKMIYORSA…
ANASINI AVRADINI...

2863 sayılı sit yasalarına göre, birinci dereceden korunması gereken Arkeolojik sit alanı 77 defa kazı yapılarak, 77 defa inşaat yapılarak…
Toplam 154 defa ihlal edilmiş, yasaların ağzına sıçılmıştır…
Gördüğünüz bu villaların altında 2600 yıllık Frigya antik şehri bulunmaktadır.
Bunu Başbakan Tayyip de bilmekte…
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik de bilmektedir.

OROSPU ÇOCUKLARI, SİZ BUNUN CEVABINI VERİN...
EL KALDIRIP YASALARI KABUL ETMEKLE BİTMİYOR İŞ.
EĞER BU YASALARI UYGULAYAMIYORSANIZ,
MİLLETTE DEĞİL, SİZLERDE PUŞTLUK VAR DEMEKTİR...

Kenan Akkuş (esrehber)

NOT: Sit alanları halkın ortak malıdır. Lütfen sahip çıkınız.


17 Haziran 2013 Pazartesi

PİSLİK HERİF CEMİL ÇİÇEK: "HERKESİ HUKUKA DAVET ETTİ"

CEMİL ÇİÇEK: "HERKESİ HUKUKA DAVET ETTİ"


BU ADAM ŞEREFSİZİN TEKİDİR...
SÖZLERİNE İTİBAR EDİLECEK ADAM DEĞİLDİR...
HATTA ADAM BİLE DEĞİLDİR...
PİSLİK HERİF...




İmam Hatip terbiyeniz bu mu orospunun dölleri?
İmam Hatip'te size cinayetleri örtbas etmeyi, yasadışı işleri gizlemeyi mi öğretiyorlar?

Katillere, kaçakçılara, uyuşturucu satıcılarına yardım ve yataklık eden Cemil Çiçek isimli bir şerefsize haddini bildirmiyorsunuz, sessiz kalıyorsunuz... 

Fakat ben küfür edince ayıp oluyor ve suçlanıyorum. Hakkımda çok sayıda küfür davası açıldı. 
Yargıtay hepsini bozdu. 
Çünkü küfür etmekte haklı olduğumu gördü. 
Oysa Türkiye Cumhuriyeti Ceza Hukuku'nda, katillere, uyuşturucu tacirlerine, antika kaçakçılarına yardım ve yataklık edenlere ağır cezalar veriliyor. 
Devletin binlerce savcısı vardır ve hemen hepsini yazılarımla bilgilendirdim. 
Cemil Çiçek hakkında suç duyurusunda bulunacak bir savcı bulamadım. 
Dahası bu şahıs Devletimizin yüce Meclis'ini temsil ediyor. Allah belanı versin Cemil Çiçek... 

KAMUOYUNA

2005 senesinin Nisan ayında Cemil Çiçek beni telefonla aradı.
Aradığı telefon no: 0312 419 46 69 (Adalet Bakanlığının telefonu)

İnternette kamuoyuna sunduğum yazılarımı görmüş, bilgi almak istemiş.

Ben de verdim: 

“AKP’li bir mafyanın cinayetleri olduğunu, antika kaçakçılığı yaptığını, yasadışı işlerini örtbas etme karşılığında amirlere memurlara rüşvet dağıtığını, bunların içinde Eskişehir Trafik polislerinin ve Eskişehir Kaçakçılık şubesinin olduğunu, Eskişehir Subay Orduevine zarar verdiklerini, binanın çökebileceğini, içkili bar çalıştırdıklarını ve bu barda uyuşturucu sattıklarını, kara para akladıklarını, devleti dolandırdıklarını, özel şirketleri tokatladıklarını… Bu yasadışı işleri örtbas ettirmek için Eskişehir Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’i ve AKP’nin Eskişehir Milletvekili Murat Mercan’ı kullandıklarını anlattım…

Cemil Çiçek beni dinledikten sonra “Elinde belge var mı?” diye sordu.
Ben de “evet” dedim…

“Belgelerini al, Ankara’ya derhal gel, icabına bakacağım, gereğini yapacağım” dedi ve kapattı…

Bir dilekçe yazdım, topladığım belge, döküman ve bilgileri bir dosya haline getirdim, ertesi gün Ankara’nın yolunu tuttum.

Adalet Bakanlığı’nda Özel Kalem’de bir bayan karşıladı beni ve “Bakan Bey’in misafirleri olduğunu, telefonumu bırakıp bina dışında beklememi” istedi.

Sabahtan akşam 5’e kadar Adalet Bakanlığı binasının dış kapısında bekledim.
Aç susuz… 

Özel Kalem’e gittim, “Beni aramadınız” dedim.

Görevli bayan “Bakan Bey’in çok önemli bir işi çıktığını ve gittiğini” söyledi.

Oysa sabahtan akşama kadar beklediğim kapıdan Cemil Çiçek çıkmamıştı.
Üstelik bu eski binanın başka kapısı da yoktu. 
Devam etti: “Size iletmemi istediği bir not bıraktı, belgeleri teslim etsin ve Eskişehir’e dönsün. Eskişehir Valisi sizinle ilgilenecekmiş…” 

Söyleneni yaptım, belgeleri teslim ettim, “Özel Kalem Kayıt No: 1921” yazılı bir kağıt verdi.

Eskişehir’e döndükten bir hafta sonra Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı makamına davet etti ve hizmetlerimden dolayı teşekkür etti. 

Aynı gün Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel makamına davet etti ve beni öven sözlerden sonra çalışmalarımda destek vereceğini söyledi. 

İki gün sonra hakkımda yakalama kararı çıktı, savcıların ve hakimlerin danışıklı dalaverelerinden sonra cezaevine soktular. 

Şikayetçiler Eskişehir AKP Milletvekili Murat Mercan, Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer… Suçum: Kamu görevlilerine küfür…

Sizin ikinizin de anasını bacısını… Orospu çocukları… Ne zaman küfrettim?

Cezaevinde anladım ki Cemil Çiçek, Murat Mercan ve Tayyip oturup benim ihbarlarımı konuşmuşlar, çözüm üretmişler…

Bir AKP Milletvekilini yakmak, AKP’yi karalamak yerine beni yakmaya karar vermişler…

Hayatım boyunca tek bir küfür etmemiştim…

Cezaevinde yattığım süre içinde günde on posta Tayyip’e ve Cemil Çiçek’e ana avrat düz gitmeye başladım…

Küfür etmediğim halde beni yakmaya çalışanlar… Küfürleri internette basınca yutar oldular…

Çünkü bizzat şahit olduğum cinayeti, antika kaçakçılığını, uyuşturucu ticaretini ve binlerce dosyalık devletten hırsızlıkları kapatmanın suçluluğuyla ana avrat küfürlerimi, millete kepaze olma pahasına yutuyorlardı…

…ve bu pislikleri sizler baş tacı ederken…
Ben sülalesine sayıyordum…

Çünkü haklı olan bendim…

İddialarımı bertaraf etmek adına her boku yediler: 
İnternet bağlantılarımı kestiler, 28 adet ayrı sitemi sırayla kapattılar, e-mail hesaplarımı kapattırdılar, çocuklarımın peşine dahi polis taktılar…

Sokağımda, mahallemde beni “akıl hastası” diye yaygara ettiler… Kimler? Savcıların eşeği polisler…
Ev adresimi değiştiriyordum, polis çocuklarımı okulda buluyor ve takip ediyordu, yeni adresimi mafyaya veriyordu.

Ilgaz mafyası da evimi basıyordu…

Ailemi alıp Eskişehir’den Mersin’e kaçmak zorunda kaldım.

2003’de başlayan mücadelem, tam 10 senedir devam ediyor…

Ne Rum Tayyip, ne Göt Cemil, ne Ilgaz mafyası beni yıldıramadı…

Satın aldıkları ve eşek gibi bindikleri savcılar, hakimler yıldıramadı…

Onlarca dava açıldı… 14 sene hapis Milyonlarca para cezası…

Ne cezaevine sokabildiler, ne para cezası ödetebildiler… Yargıtay bozdu…

Bu sebeple boynuma uyduruk bir deli raporu astılar:

“Hak arama tipi…” Hastalığım buymuş… 

Hakkımı arıyormuşum internette, mahkemelerde…

…ve hala küfrediyorum:

RUM TAYYİP’İN DAİMİ YALAKASI DEMOKRAT GÖT CEMİL’E…

Ananı… Avradını… Var mı daha ötesi…

Sosyal medyayı kapatacakmış…

Kapattırmazsan orospu çocuğunun tekisin…

Hodri meydan…

04/06/2013

Kenan Akkuş…

NOT: Birlik Vakfı’nı da bu ikisi kurmuştu. Tayyip ve Cemil… İmamın Ordusu’na asker yetiştiriyorlar… Bir diğer kurucusu, aklı sıra halkı kandırmaya çalışan Hasan Celal Güzel… Vatan haini pislikler.

https://www.facebook.com/eskisehir.kenanakkus

FETOŞ, BU SORULARIMA CEVAP VER



“TÜRKÇE OLİMPİYATLARI”NI TERTİPLEYENLER, DESTEKLEYENLER, 

BU SORULARIMA CEVAP VERMEZSE, HER BİRİ “ANASI ERMENİ ALTINA YATMIŞ” 

OROSPU ÇOCUĞUDUR:

(1). İngilizce öğrendiler diye bayram yapan bir İngiliz gördünüz mü?

(2). Almanca şarkı söylüyorlar diye göbek atan bir Alman’a rastladınız mı?

(3). Fransızcayı yaymak için 4 milyar dolar harcayan bir Fransız gördünüz mü?

(4). Şiirlerini şarkı yaptıran bir papaza rastladınız mı?

(5). Düşmanlık beslediğiniz, ayaklar altına aldığınız bir milletin dilini kullanarak hangi pislik işlerin peşinde gezdiğinizi anlatabilir misiniz?

(6). Türkçeyi yaymak Allah’ın emri mi?

(7). Müslüman geçinen siz sahtekarlar, İslam’ı yayınca cehenneme mi gidersiniz?

(8). “Bayram”, “Festival” dediğiniz bu maskaralıklarda Kürdistan’ın çocuklarına yer var da, Türkiye Cumhuriyeti’nin çocuklarına neden yer yok?

CEVAP VERMEYEN OROSPU ÇOCUĞUDUR…

Kenan Akkuş (esrehber)



FETOŞÇULARIN ELİNDE İZİN BELGESİ VAR MI?

Düğün yaparken, önce gidip karakoldan izin alıyoruz.
Miting yaparken, önce gidip Validen izin alıyoruz.
Festival, gösteri, eğlence…
Mutlaka ilgili makamlardan izin sonrasında yapılıyor.
Olimpiyatlar ve FİFA, UEFA gibi organizasyonlar, uluslar arası
tescillerle icra ediliyor.
Türkçe Olimpiyatları dedikleri organizasyon, dini ya da milli bayram da değil.
İlk gösteriyi 2003 yılında yapmışlar ve 11’inciyi de geçtiğimiz günlerde tanık olduk.
Hal böyle olunca, 2003 yılında bu organizasyon öncesinde resmi makamlardan izin almışlar mı?
Uluslar arası diyorlar…
Uluslar arası tescil belgeleri var mı?
Bunları kamuoyuna açıklamaları gerekiyor.
Eğer böyle bir belgeleri yoksa, 11 senedir suç işliyorlar.
Devlet de bizzat katılarak suça ortak oluyor.
Şu halde Fetullah ve çetesi, yasa dışı işler yapan organize suç örgütü oluyor…
Bu suç örgütünün illegal eylemleri olan icraatlarına katılan bakanlar ve hatta Başbakan da, suç örgütünün üyesi oluyor.
Eğer üzerlerinde silah varsa (ki mutlaka bir tabancaları var), silahlı suç örgütü üyeleri oluyorlar.
Kamuoyuna duyurulur…

Kenan Akkuş (esrehber) 





BAŞBAKAN ERDOĞAN, CİNAYETLERİ KAPATABİLİR Mİ?





BİR BAŞBAKAN, CİNAYETLERİ KAPATABİLİR Mİ?

20/05/2004 tarihinde Başbakan Recep Tayyib Erdoğan'a hitaben çok kısa bir dilekçe yazdım. Kolonu patlatılan Subay Orduevi'nden, bir cinayetten, birinci dereceden korunması gereken sit alanına yapılan villalardan ve yağmalanan tarihi eserlerden söz ettim. Ayrıca, Eskişehir Başsavcılık Makamı'na gönderilmesi için cinayet ihbar dilekçesi yazdım. Aynı tarihte Uğur Dündar'a da postaladığım Başbakanlık Makamı'nda işleme tabi tutulan bu dilekçeyi gönderdiğimin ispatı PTT makbuzları…

Aşağıdaki dilekçeyi Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na, ihbarımın kaale alınıp araştırılması için Başbakanlık Makamı aracılığıyla gönderdim. Ayrıca aynı dilekçeyi, takip etmesi için Sayın Uğur Dündar'a aynı tarihte postaladım. Lokantalarda hamamböceği kovalamaktan fırsat bulamayıp, bu cinayete zaman ayıramayan Sayın Uğur Dündar'a, Türk Milleti adına "sitemlerimi" sarkıtırım.


20 / 05 / 2004 


Başbakanlık Makamı Aracılığıyla,

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na,

2002-2003 yıllarında ILGAZLAR AŞ, ESKİŞEHİR-ÇUKURHİSAR YONCA ASFALT ŞANTİYESİ'nde bekçilik, aynı zamanda bu işyerinde TIR KANTARI tartımcısı olarak çalıştım.

Dilekçem, ILGAZLAR AŞ sahibi Şenol Ilgaz'ın oğlu Mehmet Ilgaz'ın, kendi şirketlerinde "usta olarak" çalıştırdıkları KOCA USTA lakaplı (ismini bilmiyorum) şahısın ölümüne sebep olduklarıyla ilgilidir. KOCA USTA lakaplı şahısı tanımıyorum. BU dilekçeyi vicdanımı rahatlatmak için veriyorum.

Koca Usta'nın kaza yapıp öldüğü gecenin akşamı, TIR kantarında asfalt yüklü kamyonları tartıp çıkışını yapıyordum. Kamyon sayısı az olduğu için, Eskişehir'e gidip geri gelmeleri iki saati buluyordu. Bu saatler içinde kantarda, kamyonların dönüşünü beklemem gerekiyordu. Boş oturmaktan sıkıldığım için, 50 metre ileride asfalt makinasının kontrol kabinine iniyordum, asfalt üretiminden sorumlu Metin ve kepçeci Ali İhsan Sertel ile vakit geçiriyordum. Bazen onlara çay demliyordum, çay bardaklarını yıkıyordum. Asfalt işinin geç saatlere kadar devam edeceğini söylediler. Fakat diğer taraftan bitüm'ün (asfalt malzemesi, zivt) az olduğundan söz ediyorlardı. Gece saat 1'de iş biter diyorlardı.

Akşam saat 9 gibi Mehmet Ilgaz, mavi Volkswagen otomobil ile geldi. Mehmet Ilgaz asfalt makinasının kabinine girince dışarı çıktım, kabin kapısı kenarında bekledim. Metin "Bitümün az olduğunu, kamyonlara iki tur daha yaptırabileceğini" söyledi. Mehmet Ilgaz "mazotun durumunu" sordu. Metin, mazot tankına gidip kontrol ettikten sonra Mehmet Ilgaz'a "200-300 litre var" dedi. Mazotun bu iş için yeterli olduğunu, bitümün az olduğunu tekrarladı. Mehmet Ilgaz:"Usta'ya telefon edeyim de 500 litre mazot getirsin" dedi. Metin:"Mehmet Bey, mazot yeter. Koca Usta'yı bu saatte ayık bulamazsın zaten, rahatsız etme adamı" dedi. Bu sırada Ali İhsan, munkere kum doldurmak için kabinden ayrıldı. Mehmet Ilgaz da kabinden dışarı çıktı, cep telefonunu tuşladı: "Usta ben Mehmet, mazot azalmış, 300-500 litre al da gel" dedi. Usta mazotu getirmek istememiş olacak ki: "Başlarım senin kafanın kıyaklığından, hıyar, benim kafa da kıyak. Gecenin bu saatinde ben burdayım. Kalk gel, zıkkımlandığından burada da var" derken, Metin'in viskisinden ve dolapta bekleyen bira şişelerinden bahsediyor olmalıydı. Telefondan sonra Metin:"Mehmet Bey, mazota ihtiyacımız yok, telefon et usta gelmesin. Gece vakti bir yerlere vurur bu adam. Adama da yazık, arabana da..." dedi, Mehmet Ilgaz:"Si.... arabayı, biraz muhabbet ederiz, iki tek içeriz, sen arabayla evine bırakırsın" dedi. Gece saat on buçuk gibiydi. Bu sırada kiralık kamyonlar asfaltı boşaltıp gelmişti. Tır kantarına gittim, sırayla kiralık kamyonları ve şirkete ait iki kamyonu tartıp gönderdikten sonra, Koca Usta'nın kaza yaptığını haber alıncaya kadar kantar kabininden ayrılmadım. 

Mehmet Ilgaz otomobiliyle son sürat gitti. Ardından Metin, şirkete ait Reno Toros'la gitti. En son Ali İhsan, kepçeyle giderken kantarın önünde durdu, beni çağırdı. Koşarak yanına gittim "Hayrola, ne bu telaş?" diye sordum. Ali İhsan:" Ya ağabi, Koca Usta mazot getirirken, Satılmışoğlu Köyü'nün yakınında elektrik direğine vurmuş. Adam pisi pisine gitti. Halbuki Metin o kadar da söyledi Mehmet'e, adam bu saatte sarhoştur, mazotu getirtme diye." "Ölmüş mü?" diye sordum, "Bilmiyorum, Jandarma telefon etti, adamı hastaneye kaldırmışlar" dedi ve kepçeyle hızla uzaklaştı. 

Saat gece yarısını geçmişti. Ali İhsan kepçeyle birlikte şantiyeye döndü. Kepçeye bağlı hurda yığını kırmızı bir arabayla. "Hastaneye telefon ettiklerini, Koca Usta'nın durumunun çok ağır olduğunu, sabaha çıkmaz dediklerini" söyledi. Ali İhsan vicdanlı biriydi:"Metin o kadar söyledi bu adam sarhoştur, çağırma diye. Pisi pisine gitti, yazık oldu ustaya" diyordu. Çok üzülmüştük fakat yapacak bir şey yoktu.

"Koca Usta araba kullanmasını biliyor muydu? Ben bu adamın arabayla buraya malzeme getirdiğini hiç görmedim" dedim. Ali İhsan:" Ya ağabi, Mehmet'in salaklığından, alkollü adama araba mı teslim edilir? Hem de mazot yüklü..." dedi, sonra Metin geldi Toros'la, Ali İhsan'ı alıp gittiler.

Sabah 5'te şantiyeye Şenol Ilgaz geldi, başka bir Toros'la. Yanında makam şöförü Mahmut vardı. (Daha sonra bu makam şöförünü tekme tokat işten attığını görmüştüm). Hurdaya dönmüş mazot tankerinin yanına gitti, ben de koşarak yanına gittim. Koca Usta'ya ana-avrat dümdüz gidiyordu. "Pezevenk belasını buldu, geberdi gitti, güzelim arabayı da götürdü" diyordu. Makam şöförü Mahmut bulunup, sorulabilir. Hurda arabasını uzun uzun inceledikten sonra benden ifade almaya başladı:"Akşam neler oldu burada? İçtiler mi? Mazot hiç mi yoktu da sarhoş adamdan mazot istediler? Küfürle karışık sorularına sürekli "Bilmiyorum" diyerek karşılık verdim. Sonra asfalt makinasına indi. Yanında makam şöförü ve ben. Mazot tankına çıktı, içine baktı, küfürleri sıralamaya devam etti:"Burada 500 litre mazot var. En az üç gün gider. Bu adamı bunlar niye çağırdı, içki içmeye mi?" diye bağırdı, sonra asfalt makinası kabinine girdi, yarım şişe viskiyi, dört şişe açılmamış birayı gördü, sinirleri on kat daha kabardı. Bana sürüyle soru soruyordu. Cevap versem dövecek, sessiz kalmayı tercih ettim. Sonra küfürleri sıralaya sıralaya arabasına bindi, gitti.

Aynı günün akşamı iki adam geldi otomobille. Koca Usta'nın yakınlarıymış. Hurda mazot tankerini görmek istediler, "Başınız sağolsun" diyerek hurda yığının yanına götürdüm. "Akşam böyle mevzular oldu, fakat söyleyemiyorum, acınız azalsın, ben sizi bulur söylerim" diyordum içimden. (Ilgaz AŞ isimli bu suç şirketinden ayrılır ayrılmaz, ilk işim bu oldu zaten. Koca Usta'nın evini buldum fakat eşi, evini kiraya vermiş, Muş-Varto'da polis olan damadının yanına taşınmıştı. Koca Usta'nın ağabeyini tesadüfen buldum. Konuyu anlattım, şikayetçi olmaları ve şahsımı da şahit göstermelerini istedim. Bu yaşlı adam, cinayete kurban giden kardeşinin eşiyle telefonda görüşerek olayları anlattı. "Ilgaz mafyasıyla uğraşılamıyacağını, Belasını Allah'tan bulmasını, acılarını sineye çektiklerini" söylediler. "Ilgaz mafyasının yakasını bırakmayacağımı, yasadışı tüm icraatlarıyla birlikte bu cinayetin hesabını soracağımı" kendilerine arzettim. Koca Usta lakaplı Ruhi Güner'in alkolik olduğuna ve alkol tedavisi gördüğüne dair belge istedim. Şimdi bu belge şahsımda.)

Ali İhsan Sertel (Ilgaz'ın iş makinaları kullanan kepçecisi), merhametli fakat patronuna bağlı bir adamdır. Anlattıklarımın doğru olduğunu söylerse, merhametinden, yalan olduğunu söylerse, Şenol Ilgaz'a bağlılığındandır. Mehmet Ilgaz'ı hiç sevmez. Bu anlattıklarımı itiraf edebilir. Ali İhsan Sertel'i Mehmet Ilgaz işten atar, ertesi gün Şenol Ilgaz işe geri alır. Çünkü işini iyi yapar. İş makinaları kullanma ehliyeti olmasa da, iş makinalarını kullanmada üstüne yoktur. Ayrıca Şenol Ilgaz'ın bol miktarda "sır"larını bildiğinden, Ali İhsan'ı işten atmak işine gelmez. Metin ise bildiğini okur. Paradan çok içkiye önem verir. Servet sahibi olmuş, içki yüzünden bunları kaybetmiş uçuk biridir. Eşiyle boşanmasına sebep içkidir. Mehmet Ilgaz her gün Metin'e bir şişe kaliteli viski alır, birkaç paket Malboro alır, karşılığında "bitüm hırsızlığı" yaptırır. Metin, içkili kafayla yüksek gerilim hattı direğinin tepesine çıkar, tamirat yapar, ölümle oyun oynar. Kısacası hayatında beklentisi olmayan biri. defalarca alkollü araba kullanmaktan ehliyetine el konulmuştur. Alkol alan insanları kendine dost sayar. Merhametlidir.

Yukarıda anlattığım üzere, Koca Usta lakaplı Ruhi Güner, bile bile ölüme gönderilmiştir. Gönderen Mehmet Ilgaz'dır. 

Yüce Türk Adaleti'nin gereğini yapacağına inanıyor, saygılarımı sunuyorum.

Kenan AKKUŞ


Ruhi Güner'e ait daire, eşi tarafından kiraya verilmiş ve eşi Varto'daki kızının yanına taşınmıştır. Kiraya verilen bu dairenin tam adresi: Uluönder Mah. Şahap Sok. Gençler Apt. Kızının telefonu: (İlgilenecek makamlar şahsımdan alabilir)

Başbakanlığa sunduğum bu dilekçemle ilgili kamu görevini yapmamış, ısrarlı ihbarlarım sümenaltı edilmiş, susturulmak için şahsıma bol keseden "hakaret davaları" açılmış, "gıyabımda" hapis cezaları yağdırılmıştır.

Başbakanlık Makamına sunduğum bu dilekçemin akibetinin meçhul olduğunu kamuoyuna duyuruyorum ve mahkemelere sunduğum, ancak bu mahkemelerde hakimler ve savcılar tarafından sürekli örtbas edilen açıklamalarımı bir kez daha yazıyorum:

Başbakanlık Makamı'na yazmış olduğum 20.05.2004 tarihli dilekçemdeki dört konudan biri, şimdi aktaracağım cinayeti içermektedir.

Şirketlerinde "usta" olarak çalıştırdıkları ve "alkolik" olduğu belgelerle sabit Ruhi Güner isimli şahısı bile bile ölüme gönderdiklerini ayrıntılarıyla Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bildirdim.

Bu olaya bizzat şahit olduğumu ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, bu cinayetle ilgili bilgi almak yerine şahsımla alay etmiş, dalgasını geçmiş, sonra da "akli ve ruhi durumumdan" şüphe duyarak Adli Tıp'a sevketmiştir.

Şahit olduğum bu cinayetin aydınlanması için yardım istediğim Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı, bu cinayeti aydınlatmak yerine, şahsımın "deli" olduğunu isbat için büyük bir gayret içine girerken, aynı konuda şahsıma "deli" raporu aldırmaya çalışan AKP'li Ilgaz mafyasının servet sarfettiği makamlar da şahsıma "deli" raporu aldıramamıştır.

"Akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığı, vesayet altına alınmam gerektiğiyle" ilgili davaları mahkemelerde reddedildi. (27/05/2005 tarihinde Esk. 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde reddedildi.

Hakimin şahsımı "tutuksuz olarak yargılanmasına" karar verdiği ara kararda reddedilen davalara da yer verildi. Hazırlık No:2005/6139 ve Esas No: 2005/401...

Daha sonra bu dava uzun süre kayboldu. Cumhuriyet Başsavcılı'ğına ısrarla suç duyurlarında bulundum. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, "onanması için" YARGITAY'a göndermiş. Yargıtay 4. Ceza Dairesi de bu davayı geri göndererek "yargılanmanın kaldığı yerden devamını" talep etmiş. )

AKP'nin kurucusu Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda kirli oyunlara alet olan Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bizzat ihbarda bulunduğum iki cinayetten biri olan Ruhi Güner davası ile ilgili ne yapmıştır, ifadelerinin alınması...

Cinayete kurban giden bu şahısın kaza esnasında aşırı derecede alkollü olduğunu, Çukurhisar Jandarma Karakolu'nda tutanakların, AKP'li Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda yazıldığını, hiç bir surette otopsi yapılmadığını, üstelik bu şahısın "alkol tedavisi gördüğünü" isbat eden belgelerin varlığını bildirdiğim halde, o zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek ne yapmıştır, ifadesinin alınması...

Bu cinayetleri örtbas etmekten başka ne yapmıştır ülkemizin Atatürkçü Başbakanı Recep Tayyib Erdoğan?

Dört senedir iddia ettiğim gibi, Ruhi Güner isimli şahıs, Ilgaz mafyası içinde şöför olarak değil, motor ustası olarak senelerce çalıştı.

"Alkolik" olduğuna dair raporlar olmasına rağmen, Ilgaz mafyasının dört numaralı babası Mehmet Ilgaz, önünü dahi göremeyen bu şahısı mazot yüklü tankere zorla bindirdi. Önünü dahi görmeyen bu şahıs da mazot yüklü tankerle elektrik direğine çarparak cinayete kurban gitti.

Bu ifadelerimi doğrulayacak dört adet görgü şahidi vardır. Bunlardan ikisi hala Ilgaz Mafyası içinde çalışmaktadır.

Israrla suç duyurularıma devam etmem sonrasında, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bu olayda Ilgaz mafyasının suçlu olmadığını tarafıma yazıyla bildirmiş, şahsımdan ifade almak yerine internet sitelerimdeki iki adet cinayeti kasıtlı olarak birbirine karıştırmış, sümenaltı etmeye çalışmıştır.

Bu iki cinayetle ilgili ısrarla şahsımdan ifade alınması taleplerim reddedilmiş, Ilgaz mafyası korunmaya devam edilmiştir, cinayetler zaman aşımına uğratılmaya çalışılmıştır.

Savcıların görevi adaleti yanıltmak değil, suçlu olanı adalete teslim etmektir.

Bu olayın, tarafsızlığını yitirmiş Adalet Bakanlığımızca değil, İnsan hakları mahkemelerinin özellikle incelemesini beklemekteyim.

Dört senedir ilgili makamlara sunduğum ayrıntılı dilekçelerimin Ağır Ceza Mahkemesinde incelenmesi gerekmektedir.

Ruhi Güner'in eşi, kızı ve polis olan damadı, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasından korktukları için davacı olmamışlardır.

Makamına giderek bizzat şikayetlerimi ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer'in şahsıma söylediklerini, isbat edeceğimi taahhüt ederek aynen aktarıyorum:

"Mektubunun hiç bir tutar yanı yok. Kim okusa sana deli olduğunu söyler. Hani hırsızlığın belgeleri, göster bakalım? Bir adam ölmüşse sana ne? Yok mu bunun ailesi, onlar şikayetçi olsun. Sana ne oluyor? Kaçak villalar hani nerede? Hangi paftada, hangi parselde? Deli zırvalarıyla oyalama, vaktim yok. Çarşı polis karakoluna ifade mi verdin? Hadi isbat et? (Şahitimle birlikte verdiğimiz dilekçeleri yırtıyor. Yırttığı bu dilekçelerin içeriği: Şenol Ilgaz ve çetesi şahsıma pusu kuruyor, zorla bir çok belgeleri imzalatmaya çalışıyor. Bir şahit ve ses kayıtları mevcut.)" Başsavcı Vekili'nin de ses kayıtları şahsımda mevcuttur.

Kenan Akkuş (esrehber)




12 Haziran 2013 Çarşamba

MİT MENSUPLARINA CİNAYET İŞLEMEK, UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPMAK SERBEST



MİT MENSUPLARINA CİNAYET İŞLEMEK SERBEST

Başbakan Tayyip, yeni MİT yasasıyla Anayasa’yı askıya alıyor, Cumhuriyet’i MİT CUMHURİYETİ’ne dönüştürüyor:

“Madde 4/c: Anayasal düzene ve milli menfaatlerin gerçekleştirilmesine engel olan veya engel olması muhtemel iç tehdit odaklarına karşı her türlü istihbari ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak.”

“Madde 4/d - Milli menfaatlerin korunması ve temini amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik dış tehdit unsurlarının imkân ve kabiliyetleri hakkında istihbari faaliyetler yürütmek ve gereğinde başbakanın onayı ile yurtdışında her türlü operasyonel faaliyetlerde bulunmak.”


“Madde 4/I - Psikolojik istihbarat faaliyetlerinde bulunmak, iç ve dış tehdit odakları tarafından yürütülen psikolojik hareket çalışmalarına karşı koymak.”


“Madde 4/h - Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında görev alacak üst kademe yöneticilerden müsteşar, genel müdür, vali, büyükelçi, en az genel müdür veya üstü düzeyindeki müstakil birim amirleri ile bunların yardımcıları ve yurtdışı teşkilatında sürekli görevlendirilecek personel ile MİT’te çalıştırılacaklar hakkında güvenlik soruşturması yapmak.”


“Madde 4/f - Milli güvenliğin sağlanması amacı ile ihtiyaç duyulan her türlü sinyal istihbaratını toplamak.”

“Madde 4/j - Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat çalışmalarına yönlendirilmesi için Milli Güvenlik Kurulu ve başbakana tekliflerde bulunmak.”

“Madde 6/b - Bakanlıklar, yargı organları, diğer tüm kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, özel hukuk tüzel kişileri ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşların görevleri kapsamında elde ettikleri her türlü bilgi veya veriyi devlet istihbaratının oluşturulması amacı ile talep edebilir. Bu bilgi ve veriler MİT’e aktarılır. İlgililer mevzuatta yer alan özel düzenlemeleri öne sürerek bilgi ve veri vermekten kaçamaz. Bu talepler hakkında 04.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesi uygulanmaz. Bu bilgi belge ve veriler 19.10.2005 tarihli 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73. maddesi kapsamında sırrın ifşası sayılamaz.”

“Madde 6/j - MİT bu kanunda belirlenen görevleri yerine getirirken, kamu kaynağı kullanan kurum ve kuruluşlara ait bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim altyapılarından faydalanabilir.”



“MİT Müsteşarlığı; 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’na dahil değildir. Her türlü mal ve hizmet alımları yapım işlerine dair usul ve esaslar yönetmenlikle düzenlenir.”

…VE MİT, İŞTE BU MADDEYLE  ESRAR EROİN TİCARETİ BİLE YAPABİLECEK:

“Muafiyetler” başlıklı 23. madde şöyle:

“MİT’in ihtiyaçları kapsamında yurtdışından ithalat veya hibe yoluyla temin edilecek her türlü malzeme, araç, gereç, silah, teçhizat, mühimmat, makine, cihaz ve sistemleri ve bunların araştırma, geliştirme eğitim üretim modernizasyon ve yazılım ile yapım, bakım ve onarımlarında kullanılacak yedek parçalar, akaryakıt ve yağlar, hammadde malzeme, gümrük vergisi özel tüketim vergisi, katmadeğer vergisi ile diğer her türlü vergi, resim, fon, prim ve harçlardan muaftır. Bu muafiyetle, müsteşarlık adına yurtdışına onarım ve modernizasyon, bakım, mehrece, iade değiştirme maksadıyla kati çıkış, geçici çıkış, bedelsiz ithalat ve giriş işlemlerinde de kullanılır. MİT’in asli görevlerinin yürütülmesinde ihtiyaç duyduğu her türlü cihaz, sistem, araç, gereç, silah, silah malzemesi, mühimmat ve malzemelerin ithalatında ve yurtdışına çıkış aşamalarında, kamu kurum ve kuruluşlarından gerçek ve tüzel kişilerden alınması gereken izin ve uygunluk belgeleri aranmaz. MİT her türlü mal ve hizmet alımı ile yapım işleri veya projeler için herhangi bir izne tabi olmaksızın gelecek yıllara yaygın yüklemeye girişebilir.”

İŞTE AYRINTILAR:

Diktatörleri aratmayan sert ve inatçı tutumuyla Türkiye’yi 15 gündür süren kesintisiz çatışmalara sürükleyen, ülkeyi savaş alanına döndüren Başbakan Erdoğan, katıksız bir faşizme geçmeye hazırlanıyor. Hazırlanan bir yasa teklifiyle MİT, İran’daki “Devrim Muhafızları”na döndürülüyor. MİT’e her türlü fişleme, operasyon, cinayet ve toplu infaz yetkisi veriliyor. Anayasa fiilen askıya alınıyor ve Türkiye Cumhuriyeti, adeta MİT Cumhuriyeti’ne dönüştürülüyor. 

Taraf Gazetesi’nden Mehmet Barasu’nun haberine göre; Başbakanlık ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yeni bir yasa teklifi hazırladı. Teklifin adı, “2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı”. Teklifle mevcut MİT Yasası’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Teklif, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a iletildi.

Haberde, Taraf’ın AKP’nin yürüttüğü “gizli” yasa tasarısı teklifine ulaştığı vurgulanırken, çalışmanın 14 sayfadan oluştuğu belirtiliyor. Hiçbir demokratik hukuk devletinde olmayan sadece diktatörlükle ya da şeriatla yönetilen ülkelerde olabilecek düzenlemeyi hazırlayanların da MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala ve MİT 1. Hukuk Müşaviri Ulvi Canikli’nin olduğu vurgulanıyor.

“OLASI İÇ TEHDİT OPERASYONU”

Barasu’nun haberinde yer alan bilgiler, “Bu tam bir Hitler yasası” dedirtiyor. Buna göre; teklifle, MİT’e “muhtemel iç tehditlere karşı” operasyon yetkisi veriliyor. MİT bu operasyonları mahkemelerde izin almadan yapabilecek.

“Muhtemel iç tehdit” çok muğlak bir kavram. Tıpkı askerin fişleme ve darbe amacıyla kullandığı “iç tehdit” gibi. Yani MİT, AKP Hükümeti, kimi tehdit sayarsa onları “iç tehdit” diyerek operasyonlar başkınlar yapacak, bunlar için savcılardan mahkemelerde izin almak zorunda olmayacak. Düzenleme yaygın keyfiliklere, insan hakları ve hukuk ihlallerine neden olacak. 

İşte yapılması planlanan o değişiklik: 

“Madde 4/c: Anayasal düzene ve milli menfaatlerin gerçekleştirilmesine engel olan veya engel olması muhtemel iç tehdit odaklarına karşı her türlü istihbari ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak.”

İç tehdit kavramı daha önce Milli Güvenlik Kurulu belgelerinden çıkarılmıştı. MİT kanunuyla tekrar geri getiriliyor. Bu maddeyle MİT, eskiden sadece istihbarat toplarken, şimdi hem istihbarat hem de operasyon yapma yetkisine kavuşuyor. Polis’in ve Jandarma’nın yetkilerini devralıyor. Yargının kontrolü dışına çıkarılması da tehlikeli. Normal kolluk kuvvetleri yargının kontrolünde operasyon yapıyorken, MİT kimseye sormadan iç tehdit adı altında operasyon yapacak. Asıl görevi istihbarat olan bir birime operasyon yetkisi verilmesi demokrasideki tüm kazanımları yok edecek.

BU YETKİ SAVAŞ NEDENİ OLABİLİR

Hâlihazırda yurtdışı operasyon yetkisi, Anayasa’ya göre TBMM’nin izniyle silahlı kuvvetler tarafından kullanılabiliyorken, anayasa bir yana bırakılarak başbakanın onayıyla bu yetki de MİT’e verilecek: “Madde 4/d - Milli menfaatlerin korunması ve temini amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik dış tehdit unsurlarının imkân ve kabiliyetleri hakkında istihbari faaliyetler yürütmek ve gereğinde başbakanın onayı ile yurtdışında her türlü operasyonel faaliyetlerde bulunmak.”

MİT’e, Anayasa gereği TBMM’nin yetkisinde olan dış operasyon yapma yetkisi sadece başbakanın onayıyla veriliyor. Ülkeler için, başka bir ülkenin kendi toprakları içinde operasyonda bulunması savaş nedeni olarak sayılıyor. Bu yetkinin kontrolsüz kullanılması halinde, Türkiye savaş tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Yurtdışı operasyon yetkisi, Anayasa’ya göre, Silahlı Kuvvetlerce ve TBMM’nin izniyle yapılabiliyor. Bu fıkra ile verilen yetki ülkenin bir anda bir savaşın içine girmesine neden olabilir.

Ayrıca böyle bir ifadenin kanuna yazılması ve bundan tüm dünyanın haberdar olması ülkeyi hedef durumuna getirecek. Başbakanların suçlanmasına veya her yerdeki faili meçhul operasyonların Türkiye’ye yüklenmesine yol açabilir.

ANDIÇ SİTELERİNE YASAL KILIF

Hazırlanan tasarıyla MİT’e psikolojik istihbaratta bulunma yetkisi de veriliyor. Yani artık andıçlama, karalama, gayrimeşru internet siteleri kurma yetkisi MİT’te:

“Madde 4/I - Psikolojik istihbarat faaliyetlerinde bulunmak, iç ve dış tehdit odakları tarafından yürütülen psikolojik hareket çalışmalarına karşı koymak.”

Askerin bu yetkiyle AKP’yi ve Fetullah Gülen Cemaati’ni bitirmek için “İnternet Andıcı” operasyonunu bu kapsamda yaptığı iddia edilmişti. Bu kapsamda Albay Dursun Çiçek dahil birçok asker tutuklanmıştı. Şimdi aynısını yapma yetkisi MİT’e veriliyor.

MİT’Çİ OLMAYAN ÜST DÜZEY BÜROKRAT OLAMAYACAK

Devlet üst kademesi artık MİT’in vereceği rapor kapsamında atanacak. Bu maddeyle istihbarat devleti ve fişlemelere hukuki dayanak oluşturulmaya çalışılıyor: 

“Madde 4/h - Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında görev alacak üst kademe yöneticilerden müsteşar, genel müdür, vali, büyükelçi, en az genel müdür veya üstü düzeyindeki müstakil birim amirleri ile bunların yardımcıları ve yurtdışı teşkilatında sürekli görevlendirilecek personel ile MİT’te çalıştırılacaklar hakkında güvenlik soruşturması yapmak.”

Bu düzenlemeyle kişiler liyakate göre değil; yine dil, din, ırk, düşünce ve mezhepsel ayrılıklara göre fişlenecek. MİT elemanlarının subjektif değerlendirmeleri ya da gelen ihbarlarla oluşturulan, doğrulanmamış bilgiler,“bizden, bizden olmayan” ayrımını daha da artıracak. Liyakatsiz kişilerin üst kademelere atanmasına olanak sağlayacak. Aynı zamanda, MİT’le iyi geçinmeyen ya da MİT’e çalışmayan bürokratların önünü kesecek, söz konusu bürokratları MİT’in adamı olmaya zorlayacak.

Yıllardır fişleme adı verilen ve herkesin şikayetçi olduğu bu işlemler, düzenlemeyle tamamen yasal bir dayanağa kavuşturulacak. 1980 darbesiyle benzer bilgiler fişlere girilmiş ve 2010 Anayasa değişikliği referandumuna kadar da bu bilgiler kullanılmıştı. Bu düzenlemeyle Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm demokrasi kazanımları, bir çırpıda MİT eliyle ortadan kaldırılacak.

12 EYLÜL REFERANDUMU RAFA...

MİT’e milli güvenliğin gerektirdiği her türlü sinyali toplumu yetkisi veriliyor. Teklifin buna ilişkin maddesi şöyle:

“Madde 4/f - Milli güvenliğin sağlanması amacı ile ihtiyaç duyulan her türlü sinyal istihbaratını toplamak.”

Bu madde uyarınca, mahkemeler devredışı bırakılarak mahkeme kararı olmadan, kişilerin gittikleri mekanlar, buluştukları insanlar, telefon konuşmaları doğrudan MİT tarafından dinlenecek. Bu da MİT söz konusu olduğunda, temel hak ve hürriyetler hiçe sayılacak. 12 Eylül referandumuyla yapılan olumlu değişikliklerden biri olan “özel yaşamın gizliliği”, “haberleşme özgürlüğü” ortadan kaldırılacak. Böylece AKP’nin söz konusu referandumla getirdiği tek olumlu düzenleme olan kişisel özgürlüklerin korunması bu düzenlemeyle rafa kaldırılacak .

HERKES ARTIK MİT AJANI OLACAK

Teklifle bütün kamu kuruluşları MİT'in birer şubesi haline getiriliyor: 

“Madde 4/j - Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat çalışmalarına yönlendirilmesi için Milli Güvenlik Kurulu ve başbakana tekliflerde bulunmak.”

MİT hem darbe hem de darbeleri yapanların yetkisini alıyor. Darbelere bu kadar karşı olduğunu söyleyen hükümetin kapalı bir istihbarat kurumuna böylesi yetkiler vermesi demokrasi ve insan hakları ile bağdaşmayan bir düzenleme:

“Madde 6/b - Bakanlıklar, yargı organları, diğer tüm kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, özel hukuk tüzel kişileri ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşların görevleri kapsamında elde ettikleri her türlü bilgi veya veriyi devlet istihbaratının oluşturulması amacı ile talep edebilir. Bu bilgi ve veriler MİT’e aktarılır. İlgililer mevzuatta yer alan özel düzenlemeleri öne sürerek bilgi ve veri vermekten kaçamaz. Bu talepler hakkında 04.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesi uygulanmaz. Bu bilgi belge ve veriler 19.10.2005 tarihli 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73. maddesi kapsamında sırrın ifşası sayılamaz.”

“Madde 6/j - MİT bu kanunda belirlenen görevleri yerine getirirken, kamu kaynağı kullanan kurum ve kuruluşlara ait bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim altyapılarından faydalanabilir.”

Bu düzenlemeler aynen yasalaşırsa MİT kamu kuruluşlarındaki vatandaşlara ait her türlü bilgiye dilediği gibi ulaşacak. Banka hesap hareketlerini, ne tür rahatsızlıklar geçirdiklerini, ne tür tedaviler gördüklerini öğrenip, insanlara karşı nasıl istiyorsa öyle kullanacak.

MİT’TEN HESAP SORULAMAYACAK

MİT’e tüm kamu kurum ve kurumlarına tanınmış istisnaların toplamından fazla hatta onların da çok çok ötesinde geniş istisnalar tanınıyor. MİT’e yürüttüğü görev ile ilgisine bakılmaksızın mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde tanınan istisnaların yanısıra çok ciddi yetkiler tanınıyor. 

“Mal ve hizmet alımları ile yapım işleri” başlıklı bölümde yer alan 22. madde şöyle:

“MİT Müsteşarlığı; 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’na dahil değildir. Her türlü mal ve hizmet alımları yapım işlerine dair usul ve esaslar yönetmenlikle düzenlenir.”

Maddeyle MİT her türlü denetimin dışına çıkartılıyor. MİT, adeta devlet içinde devlet, Türkiye Cumhuriyeti de MİT Cumhuriyeti’ne dönüştürülüyor. Sayıştay kurumun hesaplarını denetleyemeyecek. MİT yöneticileri harcamalarından ötütürü Meclis; yani halk adına denetim yapan Sayıştay’a bile hesap vermeyecek. MİT yöneticileri istedikleri gibi yolsuzluk yapabilecekler. MİT yöneticileri isterse halkın vergileriyle alınan arazileri, malları kafalarına göre satabilecek. MİT’te ihale yolsuzluğu yapılsa bile hesap sorulamayacak, halkın parasını çalanlar yargı karşısına çıkartılamayacak.

“Muafiyetler” başlıklı 23. madde şöyle:

“MİT’in ihtiyaçları kapsamında yurtdışından ithalat veya hibe yoluyla temin edilecek her türlü malzeme, araç, gereç, silah, teçhizat, mühimmat, makine, cihaz ve sistemleri ve bunların araştırma, geliştirme eğitim üretim modernizasyon ve yazılım ile yapım, bakım ve onarımlarında kullanılacak yedek parçalar, akaryakıt ve yağlar, hammadde malzeme, gümrük vergisi özel tüketim vergisi, katmadeğer vergisi ile diğer her türlü vergi, resim, fon, prim ve harçlardan muaftır. Bu muafiyetle, müsteşarlık adına yurtdışına onarım ve modernizasyon, bakım, mehrece, iade değiştirme maksadıyla kati çıkış, geçici çıkış, bedelsiz ithalat ve giriş işlemlerinde de kullanılır. MİT’in asli görevlerinin yürütülmesinde ihtiyaç duyduğu her türlü cihaz, sistem, araç, gereç, silah, silah malzemesi, mühimmat ve malzemelerin ithalatında ve yurtdışına çıkış aşamalarında, kamu kurum ve kuruluşlarından gerçek ve tüzel kişilerden alınması gereken izin ve uygunluk belgeleri aranmaz. MİT her türlü mal ve hizmet alımı ile yapım işleri veya projeler için herhangi bir izne tabi olmaksızın gelecek yıllara yaygın yüklemeye girişebilir.”

Madde, Türkiye’yi MİT için cennete, Türkiye sınırlarını da yol geçen haline döndürüyor. Sözgelimi; MİT elemanları sınır kapılarından isterlerse nükleer füze bile geçirebilirler. MİT, dışarıdan parça getirip atom bombası bile üretebilecek. Türkiye’yi yıllarca yükümlülük altına sokabilecek ihaleler, işler yapabilecek. Kimse de “Niye böyle yaptınız kardeşim” diyemeyecek.

MİT’ÇİLERE ÖZEL MAHKEME GELİYOR

Türkiye sanki devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemelerden az çekmiş gibi bir MİT’e özel mahkemeler kuruluyor. MİT’te çalışan beyefendiler bir suç işlediğinde, kendilerine özel kurulmuş mahkemelerde yargılanacaklar; yani yargılanmayacaklar, aslında aklanacaklar. 

“Yargılama” başlıklı o madde şöyle:

“Madde 26/b - MİT mensupları hakkında 3713 sayılı kanunun 10. maddesine göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca Ankara ilinde görevlendirilecek özel yetkili ağır ceza mahkemesinde görülür. Bu mahkemede görülecek davalar, 3713 sayılı kanunun 10. maddesinde öngörülen soruşturma ve kovuşturma usulü uygulanır. Bu mahkemenin görev alanına giren işlerde, hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hâkim görevlendirilir.”

POLİSİ, JANDARMAYI DA KAPATIN BARİ

MİT’e tüm kolluk yetkileri verilecek: “Madde 6/c - MİT mensupları kolluk kuvvetlerine tanınmış hak ve yetkileri kullanabilir. Kolluk yetkisinin kullanımına dair usul ve esaslar yönetmenlikle düzenlenir.”

İRAN, SURİYE BENZERİ YETKİ

MİT, bu tasarıyla Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir yapıya dönüştürülüyor. Bu kanun taslağı hazırlanırken, birçok istihbarat teşkilatının mevzuatı incelenmiş ancak örnek olarak DMO yapısı esas alınmış. İran’da DMO tüm güvenlik birimlerinin üstünde, Ayetullah Ali Hamaney’e bağlı, yetkilerinin sınırı olmayan, hiçbir kanun hukuk tanımaz bir yapıya sahip. MİT’e mevcut yapısıyla yargı ve kolluk kuvvetlerinin üstünde bir konum verilmesi de aynı.

MİT’ÇİLERE CİNAYET, GÖSTERİ SERBEST

MİT personeli ve haber elemanlarının, mevcut yürüyen davalarında suç işleyenleri kurtarmak için de maddeler yazılmış. “Soruşturma izni” başlıklı 26. madde şöyle:

“MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa ermek üzere kamu görevlileri arasında başbakan tarafından görevlendirilenlerin, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması, başbakanın iznine bağlıdır. MİT personeli ile MİT tarafından görev verilen diğer kişiler, görev alanındaki örgütün suç oluşturan eylemlerinden sorumlu tutulamaz.”

Bu maddeyle 1990’lı yıllardaki yargısız infazları bile aratacak türlü cinayetin ve suçun işlenmesinin yolu açılıyor. MİT görev alanıma giren bir iş diye cinayetler işleyip, toplu infazlar bile yapabilecek. Üstelik sadece MİT’çiler değil, MİT’in, MİT’çilerin kullandığı adamlar da cinayetler ve inflazlardan bile sorumlu tutulamayacak. Oysa, Anayasa ve kanunlarımız, kimseyi işlediği suçtan dolayı dokunulmaz kılmamakta. Böyle bir görevlendirme yapılacaksa bunun CMK’da olduğu gibi hakim kararıyla olması gerekiyor. Bu madde ayrıca KCK davası kapsamında, suç işleyen, cinayet gerçekleştiren, MİT’le irtibatlı çalışanların hepsinin kurtulmasını sağlayacak bir af maddesi niteliğinde.

BU MADDE SURİYE'DEKİ İSTİHBARATÇILAR İÇİN

Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casuslukla ilgili de yeni düzenleme yapıldı. Buna göre “iade ve takas” maddesi şöyle: “Madde 26/c - Türk Ceza Kanunu’nun 2. kitap 4. Kısım 7. bölümde tanımlanan suçlardan dolayı tutuklu veya hükümlü bulunanlar MİT müsteşarının talebi, Adalet bakanının uygun görüşü ve başbakanın onayı ile başka bir ülkeye iade edilebilirler veya başka bir ülkede tutuklu veya hükümlü bulunanlarla takas edilebilirler.” 

Bu maddeyle MİT’in her türlü takas yapmasına olanak sağlanırken, maddenin Suriye’de tutuklu olduğu söylenen ancak MİT’çe yalanlanan Türk istihbaratçılar için teklife yazıldığı merak konusu oldu.

Başbakanlığın emri ile MİT’in hazırlayıp, bir gece yarısı Meclis’ten geçirmeye çalıştığı bu düzenleme, MİT’in “Yetkimizi daha fazla nasıl artırabiliriz ve kendimizi daha fazla nasıl koruma altına alabiliriz”demesinden başka bir şey değil. Sorgulanmadan, yargılanmadan, denetlenmeden, hesap vermeden nasıl görevimizi yürütebiliriz tasarısı.


https://www.facebook.com/photo.php?fbid=415129058593945&set=a.119966268110227.21113.100002905645532&type=1&theater

https://www.facebook.com/eskisehir.kenanakkus


11 Haziran 2013 Salı

Sevgili Eylemciler, muhatap olduğunuz Tayyip bir insan değil, bir canidir.





SEVGİLİ EYLEMCİLER,

Sizler yanlış adama tosladınız.
Muhatap olduğunuz adam insan değil, bir canidir.
İnsanlıkla zerre kadar alakası yoktur.
Vicdanı olmayan birinden merhamet mi dileniyorsunuz?
Özgürlük mü istiyorsunuz?
Katillerin koruyucusundan, uyuşturucu satıcısından,
rüşvetçiden, hırsızdan, uğursuzdan namussuzdan
merhamet mi bekliyorsunuz?
Özgürlüğü söke söke almasını bilmiyor musunuz?
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda
mevcuttur...
Yılmak yok... İleri...
Sonuna kadar destekçinizim...
Tayyip'in saltanatını bitiresiye kadar...


Kenan Akkuş

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=414623581977826&set=a.119966268110227.21113.100002905645532&type=1&theater

10 Haziran 2013 Pazartesi

TAYYİP, AK GENÇLER’İNE POLİS ÜNİFORMASI GİYDİRİYOR




TAYYİP, AK GENÇLER’İNE POLİS ÜNİFORMASI GİYDİRİYOR

Kamuoyuna duyurudur,

Tüm ülke çapında AKP gençlik kollarına mensup seçilmiş kişilerle gizli toplantı ve haberleşme başlamış, verilen bilgiler sadece ağızdan ağza hiçbir iletişim cihazı kullanılmaksızın kanıt bırakılmayacak şekilde aktarılmaktadır.

Taksim, Ankara ve İzmir olaylarına müdahale etmek için çevik kuvvet polisi kılığına sokulup polis gücünün sayısı arttırılacaktır. Kimin hangi bölgeye gideceğini sadece kendisine söylenmektedir.

Eylemcilere müdahale etmek adına polisle çatışmaya girebilecek kişiler seçilip eylemcilerin arasına sokulmakta veyahut eylemcilere yakın bölgede çatışma çıkarıp polisi eylemcilerin üzerine sürmek amaçlanmaktadır.

PKK ve BDP’li terörist gruplar desteklenerek başlatılan açılım, barış süreci, akil insanlar gibi durumların tekrar gündem olmasını ve gezi parkı eylemlerinin terörize olarak daha kolayca dağıtılması amaçlanmaktadır. Öcalanın yaptığı açıklama neticesinde AKP desteğiyle özellikle Taksim meydanı PKK mitingine çevirilmeye uğraşılacaktır.

Olayları terörize etmek için toplanan PKK ve destekçilerini engellemeye çalışan kişilere karşı gelinecek, saldırılacak ortamda karmaşa çıkarılacaktır. böylece gezi parkı ve ülke çapında yapılan eylemler haksız duruma düşürülerek terörist faliyet görüntüsü verilecektir.

Kamuoyuna saygıyla iletiriz.

Özgür Türkiye Ordusu adına Vatandaş Kenan



6 Haziran 2013 Perşembe

TAYYİP, YAPACAĞI TOPÇU KIŞLASI'NI FETTAH TAMİNCE'YE PEŞKEŞ ÇEKMİŞ...


TAYYİP'İN NEDEN TOPÇU KIŞLASI'NI DİRETTİĞİ ANLAŞILDI...

TAYYİP, YAPACAĞI TOPÇU KIŞLASI'NI FETTAH TAMİNCE'YE PEŞKEŞ ÇEKMİŞ...

FETTAH TAMİNCE KİMDİR?




TAKSİM GEZİ PARKI PLATFORMU BU MADDELERİ LİSTESİNE İLAVE ETMEZSE, İNANDIRICILIĞI KALMAZ, TÜRK HALKI DESTEK VERMEZ…



TAKSİM GEZİ PARKI PLATFORMU BU MADDELERİ LİSTESİNE İLAVE ETMEZSE, İNANDIRICILIĞI KALMAZ, TÜRK HALKI DESTEK VERMEZ…

1). Almanya Deniz Feneri Hırsızlıkları Dosyası açılarak suçlular yargılanmalı.
2). Türkiye Deniz Feneri Dosyası açılmalı, dolandırıcılar yargı önüne çıkarılmalı.
3). Siemens Rüşveti Dosyası açılmalı, suçlular yargılanmalı.
4). Kimse Yok mu Derneği hakkında dolandırıcılık davası açılmalı.
5). Bank Asya’nın tüm defterleri incelenmek üzere Danıştay’a dava açılmalı.
6). İmamın Ordusuna asker yetiştiren  Birlik Vakfı hakkında soruşturma başlatılmalı.
7). Dilenci haline getirilen halka  seçim zamanları AKP’nin dağıttığı sadakaların kaynağı hakkında soruşturma açılması…

Kenan Akkuş (esrehber)



5 Haziran 2013 Çarşamba

FETOŞ’UN MÜRİDLERİ ILGAZ MAFYASINI TANIYALIM



FETOŞ’UN MÜRİDLERİ ILGAZ MAFYASINI TANIYALIM

               1. AKP'li Şenol Ilgaz: Evli kadınları parayla kandırarak kendine "metres" yapmakla ünlüdür. İspatlıdır, dileyen bana ulaşsın. Bu hainin hobisi kadın, fobisi Kenan'dır. Beş adet cinayeti vardır. Mafya şirketinin başıdır, tüm işleri yasadışıdır. 300 bin YTL harcayarak ve AKP'li delegelere rüşvetler dağıtarak, sahte ruhsatlı 35 kaçak villalasına ruhsat alabilmek için   2002'de Murat Mercan'ı millete "vekil" eyleyen bir sülüktür. Vergi vermeyi hiç sevmez, zaten vermez. Rüşvet yiyeni ve hırsızı çok sever. Çalıştırdığı işçilerini "eşeği" gibi kullanır, sonra da parasını ödemez. "Eşek işçileri" de Şenol Ilgaz'ı önce kireç çukuruna atar, sonra da alıp dağa kaldırır,  münasip yerine şişe sokarlar. Antika kaçakçısı… Sit alanı yağmacısı… Banka hortumcusu… Uyuşturucu satıcısı… Vergi kaçakçısı… Tokatçı, hırsız, dolandırıcı, sahtekar… Uçkur düşkünü namussuz mafya babası…

               
2. AKP'li Mustafa Ilgaz: Mafyanın 2 numaralı babasıdır. Hobisi de, fobisi de yoktur. Ot gelmiş ot gitmektedir. İşi gücü, dini imanı paradır. Sahtecilikte üstüne yoktur. Yılmaz Büyükerşen'e yedirdiği milyon dolarlar karşılığında "sahte ruhsatlı" lüks villaları inşaa eden Palet Ltd. Şti'nin sahibidir. 2005 Haziran ayında, "maşaları" Murat Mercan sayesinde TBMM'de sahte ruhsatları inşaat ruhsatına dönüştürülmüş olsa da, yaptığı 70 havuzlu lüks villalarının yakında yıkılacağını bilir. Mafya dünyasında "Baron" lakaplı bu şahıs Osmangazi Üniversitesi'ni talan eden, sahteciliklerle vurgunlar yapan, yaptığı binaların yüzde ellisi hileli olan biridir. Eskişehir’de çok sayıda içkili barın işletmecisidir. Fetullahçıdır.

               
3. AKP'li İsmail Ilgaz. Banka hortumcusu, tarihi eser kaçakçısı, karapara aklayıcısı, uyuşturucu satıcısı, tokatçı ve hırsızdır… Aslında "zavallı" biridir. Hobisi küfür, fobisi Kenan'dır. Kulağının kesileceği günü sabırla bekler. Metres düşkünü babası yüzünden başına gelmeyen kalmamıştır. Babası yüzünden, Dilek İnşaat Mafyası İsmail Ilgaz'ı otomobille ezik ezik ezmiştir. AKP'nin "meclis kurucu üyesi"dir. Yalancı, sahtekar ve alkoliktir. Uyuşturucu kullanır. Ilgaz mafyasında Audi ve Volkswagen servisinden sorumludur fakat alakası yoktur. Milletvekili Murat Mercan'la beraber, şirketin yasadışı işlerini "yasal" hale getirmek için uğraşır. Kabadayılığı ve tehditi çok sever. Sahtekarlıkta ve küfür etmede  üstüne yoktur. Gün görmemiş tehdit ve küfürlerinden örnek verecek olursak: " "Sen hamsalaksın götoğlan." ,  "Aç dinle korkak pezevenk." ,"Senin de sonun böyle olacak hamsalak.", "Çulsuz ibne", "Vilayet meydanında götüne sokarım.",  "Sende sike sürülecek akıl yok." ,  "Kalan aklını da yakında alacaklar.", "Ananın amına taşı sümüklü", "Ananın amında babasına göt vermiş sümüklü", vs... Utanç içinde okuduğunuz bu küfürlerin sahibi takke giyip namaz kılıyor, 222 isimli restauranttan çıkmıyor, ortağı olduğu BUDA BAR'ın müdavimi... Üstelik bir AKP'li... AK PARTİ'nin kurucu üyesi... Çok şükür cinayeti yok. Fakat her an cinnet geçirebilir. Tabii babası yüzünden...                  

             
  4. AKP'li Mehmet Ilgaz: Ayyaşın biridir. Viskiyle havyarı, bir de siyah BMW'sini çok sever. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'nü haraca bağlamıştır. Şirketin "hırsızlık" ve "tokat" işinden sorumludur.  "Sarı Memed" lakabıyla "mafya dünyasında" ünlüdür. Allah'ı, Kitab'ı ve bir de babası metres düşkünü Şenol Ilgaz'ı tanımaz. İncesinden bir adet cinayeti ve  müthiş bir silah koleksiyonu vardır.  Ortak olduğu kendi şirketini soymanın yollarını arar ve işçileriyle birlik olup soyar. Beyin özürlü lüzumsuz biridir. 

            
  5. AKP'li Asım Çınar: Mafya içinde geri planda bulunur ve rüşvet vermede üstüne yoktur. "Çınartaş" adıyla başka (medikal) ticari işlerde de bulunur ve tüm yasadışı işleri kitabına uydurur. Ilgaz mafyasının ortak olduğu BUDA isimli BAR'a  "extacy" sağlar, bu ticaretten müthiş gelir elde eder. Gençlerimizi zehirleyen bu şahıs ülkemizin geleceği  adına tehlikedir.

06/06/2013


Kenan Akkuş (esrehber)