30 Mart 2014 Pazar

NÜFUS KAĞIDIMI ELİMDEN ALARAK BENİ MAĞDUR EDEN OROSPU ÇOCUKLARI İŞTE






YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI ve YARSAV'IN DİKKATİNE:

Anlattığım bu olayların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca araştırılması ve gerçekleri ortaya çıkarması zorunluluğu vardır. 

Bu davanın içinde beş adet cinayet, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığı, birinci dereceden korunması gereken sit alanlarının yağmalanarak sahte ruhsatlı kaçak villalar yapılması, kamu makamlarına rüşvetler dağıtılması, kamu makamlarından anlaşmalı hırsızlıklar yapılması, devletimizin bankası Emlakbank’ın hortumlanması, Eskişehir Subay Orduevi’nde binayı ayakta tutan kolonlardan birinin patlatılması, karapara aklanması ve uyuşturucu ticareti vardır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı ve YARSAV'ı son defa uyarıyorum.

Kenan Akkuş

SAVCI OLSAYDIM, ESKİŞEHİR’DE KİMLERİ CEZAEVİNE SOKARDIM?

Önce AKP Eskişehir eski milletvekili Hasan Murat Mercan’ı domaltır, kodese sokardım.
Sarar Tekstil’in sahibi Cemalettin Sarar’ı…
Eskişehir Devlet Hastanesi Doktoru Gönül Baylan Kaygısız’ı…
Eskişehir Subay Orduevi Müdürü Albay Mehmet Güldoğan'ı vatana ihanetten asardım...
Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’i…
AKP Odunpazarı Belediye Başkanı Burhan Sakallı’yı…
Ilgaz Mafyasının beş patronu: Şenol Ilgaz, Mustafa Ilgaz, İsmail Ilgaz, Mehmet Ilgaz, Asım Çınar… (Bu pisliklerin karıları dahil)
İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi doktorları: Dr. Latif Ruhşat Alpkan (Bakırköy Akıl Hastanesi Başhekim Yardımcısı), Pratisyen Doktor Bilge Akyüz, Dr. Niyazi Uygur, Dr. Nevzat Satmış, Dr. Cem Tüz, Dr. Şeref Özer, Dr. Fatih Öncü’yü…
Savcı Celalettin Karanfil'le bir olup bana tezgah hazırlayan Ekipler Amirliği'nden Ömer isimli Yozgatlı polis memurunu...
Eskişehir Adliyesi'nin en alt katında görev yapan Adli Tıp doktorunu...
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Hasan Gönen’i…
Odunpazarı eski belediye başkaları: Ayhan Boyer, İsmail Haşim Ateş…
Eskişehir İl Kültür Müdürü Ali Osman Gül’ü…
Eskişehir Müze Müdürü Dursun Çağlar’ı…
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma(ma) Müdürü Hülya Çopuroğlu’nu…
Ilgaz’ların avukatı Banu Bazarkaya İnce’yi…
Büyükerşen’in avukatı: Cemal Okan Yüksel’i…
Eskişehir Defterdarı’nı…
Eskişehir TCK Bölge Müdürü Nuri Akgül…
Eskişehir TCK Müdürlüğü’nde amir Nilgün Hanım…
Eskişehir Çokurhisar Jandarma Karakolu’nda görev yapan bazı astsubaylar.
Eskişehri Kaçakçılık Şubesi Personelinin tamamını…
Eskişehir Çukurhisar Bölge Trafik’te bazı polis memurlarını…
Eskişehir eski Valisi Mehmet Kılıçlar’ı, Kadir Koçdemir’i…
Eskişehir Başsavcıları: Gökhan Karaburun(İzmir), Orhan Çetingül’ü…
Eskişehir Başsavcı Vekili: Coşkun Mutluer’i(Bursa)…
Eskişehir Savcıları: Celalettin Karanfil, Hasan Gönen, Cemal Gürsel Sarıca(Kocaeli), Salih Gündeş, Erdal Yatmış, Metin Kurt, Galip Karayazı…
Eskişehir Hakimleri: Rasim Manav, Berrin Kanagöl Yeşilyurt, Nevin Bal, Hakkı Aydoğan, Derman Çönk, Murat Karahisar, Nadir Serbest, Erol Özdemir, Ali Selman Erkuş…
Eskişehir Vali Yardımcıları (Dağıstan Kılıçarslan ve Mazot Kaçakçılığına karışan bir çok şerefsizin Aytemiz Petrol’le olan kirli ilişkileri).
Eşref Çakır’ı zehirleyerek öldüren çete (Tamamı devlet memuru ve kimler yok ki…)
… ve daha neler neler…

İYİ Kİ SAVCI OLMAMIŞIM…
ŞİMDİYE ÇOKTAAAAN EŞEK CENNETİNİ BOYLAMIŞTIM…

Kenan Akkuş (esrehber)

SADULLAH ERGİN'E DÖRT SENE ÖNCE (06/10/2009) GÖNDERDİĞİM MEKTUP AŞAĞIDADIR:

ADALET BAKANI’NA SUÇ DUYURUSUDUR

Sayın Bakan Sadullah Ergin,

Bu dilekçem, Eskişehir 2. Sulh Ceza Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt hakkında suç duyurusudur. Cinayetler işleyen bir mafyayı korumuş, kollamış ve çok sayıda Anayasal suçlar işlemiştir.

Aşağıda maddeler halinde sunacağım bu suçlarla ilgili, Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt hakkında soruşturma açılması gerekmekte.
Eskişehir’e iki Başmüfettiş gönderilmesi ve şahsımdan bilgiler almasını Türk Milleti adına talep ediyorum.

İşte Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt’un Anayasal suçları:

1). Cinayetler işleyen Ilgaz mafyasının şahsıma karşı açmış olduğu dört adet “hakaret davası”nda Hakim Berrin Hanım, duruşmalar esnasında sözlü savunma yapmamı sürekli engellemiş ve şahsımın Anayasal savunma haklarımı gasp etmiştir. Mahkemenin düzenini bozduğumu iddia ederek sürekli susturmuştur. Mahkeme tutanaklarında belgelidir.

2). Sözlü savunma yapamayınca, Anayasal yazılı savunma hakkımı kullanmak istedim ve yazılı savunma dilekçesi verdim. Hakim, yazılı savunma yapmamı da engelleyerek, dilekçemi Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne havale etmiş ve şahsımı hapsettirmiştir.

3). Kamu görevlisine hakaret ettiğim iddia edilerek bir ay cezaevinde susturulmam sonrasında, Ilgaz mafyası lehine hakimlik yaptığını iddia ederek Hakim Berrin Hanım’a “Reddi Hakim” dilekçemi sundum ve kendileri imzalayarak aldılar. Ancak, dokuz ay boyunca yargılamaya devam ettiler. Hakimi Red dilekçemi reddetmediği gibi, kabul de etmedi, fakat yargılamaya devam etti. Bu Anayasal bir suçtur.

4). Duruşmalarda şahsımı sabıkalı gösterdi ve tutanaklara “sabıkalı” yazdırdı. Oysa sabıkalı değilim. Bu da Anayasal bir suçtur. Hakim Berrin Hanım, Ilgaz mafyasının cinayetlerini örtbas etmek adına şahsımı sürekli suçlu göstermeye çalıştı.

5). Hakim Berrin Hanım, Ilgaz mafyasının yasadışı işlerinin belgesini, “geçerli değildir” diyerek elimden almadı. Belgelerden bir tanesini bile görmeden “geçerli değildir” kararı verdi. Oysa Ilgaz mafyasının cinayetleri, tarihi eser kaçakçılığı, sit alanı yağmacılığı, yetmiş adet süper kaçak villanın ruhsatsız olması, Emlak Bankası’nı hortumlaması, karapara aklaması, kamu makamlarına rüşvet dağıtması, hırsızlığı, sahtekarlığı belgelidir. Bir hakimin bu tür suçlarla ilgili belgeleri şahsımdan almaması Anayasal suçtur.

7). Mahkemeye, Ilgaz mafyasının yasadışı işleriyle ilgili iki şahit ismi sundum ve ifadelerine başvurulması gerektiğini talep ettim. İlk şahidim: Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı… İkinci şahidim Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel’di. Bu iki değerli şahısın destekleriyle Ilgaz mafyasının derisini yüzmüştüm. Hakim Berrin Hanım, bu iki şahidimin şahitliğini kabul etmedi ve Anayasal hakkım olan “şahit gösterme hakkım”ı gasp etti. Bu da Anayasal bir suçtur. Oysa Eskişehir’in yeni Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Ergenekon Davaları’nda tanık sıfatıyla ifadeler vermiştir. Bu nasıl bir adalettir?

. Hakim Berrin Hanım, Ilgaz mafyasının yasadışı işlerini kapatmak adına şahsımı İstanbul Adli Tıp Kurumu’na, “deli raporu” talebiyle ve müşahade altına alınması isteğiyle göndermiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun Akli ve Ruhi durumu yerinde raporu vermesine rağmen defalarca aynı Kurum’a göndermeye ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne kapattırmaya çalışmıştır. Bu çabasında başarılı olamamıştır. Ilgaz mafyasının cinayetlerini örtbas etmek için şahsıma deli raporu aldırma gayretleri içine giren bu hakim sürekli Anayasal suçlar işlemiştir ve bunları Adalet Bakanlığı’na elektronik posta ile bildirildiğim gibi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na çok kere suç duyurularında bulundum. Adalet Bakanlığı’ndan ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nden, şahsıma hiçbir surette olumlu cevap gelmemiştir. Cinayetleri örtbas eden hakimler ve savcılar, şahsımdan hiçbir surette ifade almayan Adalet Bakanlığı’nca sürekli AK’lanmıştır. Adalet bu mudur?

9). Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt, Ilgaz mafyasının şahsıma iftira ederek açtığı dört adet hakaret davalarıyla yargılamak istemiş, daha bir çok Anayasal suçlar işlemiştir. Bunlardan en önemli olanı: Şikayetçi olduğum bu Hakim, Eskişehir Savcılarından Hasan Gönen ve Ilgaz Mafyasının Avukatı Hatice Banu Bazarkaya ile suç birliği yapmış ve iddianamelerden biri sahtekarlık yapılarak değiştirilmiştir. Bu Anayasal bir suçtur. Şikayetçi olduğum Adalet Bakanlığı hiçbir surette soruşturma açmamıştır. Dahası: İftiralarla yargılandığım bu dört dava kaybolmuştur. Adalet bu mudur?

10). Mahkemeye iki defa reddi hakim talebinde bulunmama rağmen Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt, dördüncü defa İstanbul Adli Tıp Kurumu’na polis zoruyla göndermek istemiş fakat becerememiştir. Aynı gün (30 Nisan 2009), devletimin şahsıma verdiği nüfus cüzdanına el koymuş ve gasp etmiştir. Bu konuyla ilgili makamlara suç duyurularında bulunmama rağmen, hiçbir ilgili makam görevini yapmamış ve Anayasal suçlar işlemiştir. Altı aydır kimliğim yok ve hiçbir kamu kurumunda işlem yaptıramıyorum.

Sayın Adalet Bakanı’mız,

Yukarıda on madde halinde sunduğum yasadışı işlerin doğruluğunu taahhüt ederim. Hakim Berrin Hanım, cinayetler işleyen bir mafya adına hizmet vermekte ve asli görevine ihanet etmektedir. Mafyadan ne kadar rüşvet aldığını bilmiyorum ancak, şahsımı susturmak adına üç Eskişehir savcısının mafyadan rüşvet aldığını biliyorum. Bunlar: Savcı Hasan Gönen, Savcı Celalettin Karanfil ve Savcı Salih Gündeş’tir. Rüşvet yiyenlerden biri de Ömer isminde Yozgatlı bir polis memurudur. Bu polis memuru şahsıma komplo hazırlamıştır.

Bu dilekçemde doğruluğunu taahhüt ettiğim yasadışı işler hakkında şahsımdan ifade almanız ve Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt’la ilgili soruşturma açmanız gerekiyor. Bu yasadışı işler sizin sorumluluk alanınıza giriyor ve ilgilenmek zorundasınız. Türkiye Cumhuriyeti Adaleti adına araştırmak ve gereğini yapmak zaten mecburi göreviniz.

Eğer Allah’ınız ve Kitab’ınız varsa, ilgilenirsiniz ve gereğini yaparsınız.
Şikayetçi olduğum bu Hakim’in şu anda hakimlik yapması bile Anayasal suçtur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ülkemi ve adaletimi aşağılamak istemiyorum. Lütfen görevinizi yapınız.

Saygılarımla… 06/10/2009
Kenan Akkuş

DEVLETİN BİR HAKİMİ RÜŞVET YEYİP YASA DIŞI İŞLERİ NASIL ÖRTBAS EDER, BUYURUN OKUYUN:

ESKİŞEHİR 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE,

İKİNCİ REDDİ HAKİM TALEP DİLEKÇEM

Dosya No: 2008/685

Sayın Hakim Hakkı Aydoğan,

Mahkemenizde görülen ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bozarak iade ettiği dosyamdaki konuların tamamen devletimle ilgili olması sebebiyle…

Hiçbir surette hakaret içeren ya da “sövdüğüm” iddia edilen kelimelerin olmaması, sadece belgeli gerçekleri anlatmam sebebiyle…

Ayrıca bu dava ile ilgili iddianameyi düzenleyen Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın tamamen taraflı ve maksatlı ifade alması sebebiyle…

Ayrıca siz Sayın Hakim’in, belgeli gerçekleri anlattığım ve doğruluğunu taahhüt ettiğim 16/05/2005 ve 23/05/2005 tarihli toplam 11 sayfadan oluşan yazılı savunma dilekçeme itibar etmemesi ve araştırmaması sebebiyle…

Ayrıca, şahsıma ceza yağdırdığınız söz konusu mektubumdaki, devletimize karşı yapılmış bir düzine yasadışı işleri görmezden geldiğiniz sebebiyle…

Özellikle şahit olduğum bir cinayeti Mahkeme Kararı’nızda hiçbir surette belirtmemeniz sebebiyle ve devamı olan, aşağıda maddeler halinde sıraladığım konular sebebiyle, 07/04/2009 tarihinde huzurunuzda imzaladığım “hakimi red” dilekçemin Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddedilmesinden sonra, 17/07/2009 tarihinde ikinci defa Mahkemenize “hakimi red” dilekçesi sunuyorum ve kabulünü talep ediyorum.

HAKİMİ REDDETME NEDENLERİM:

Konu 1). Mahkemenizin 14/11/2006 tarihinde vermiş olduğu 2006/677 nolu GEREKÇELİ KARAR, adresim bilinmesine rağmen hiçbir surette şahsıma tebliğ edilmedi ve Mahkemeniz Anayasal bir suç işledi. Oysa bu tarihlerde Erdemli ilçesinde muhtarlığa kayıtlı ikamet ettiğim gibi, Eskişehir Başsavcısı, Erdemli Savcılığı aracılığıyla şahsımdan ifadeler aldırdı, belgelidir. GEREKÇELİ KARAR’ı “geç yazmaktan” Adalet Bakanlığı’nca soruşturma açılan Kartal Sulh Hukuk Hakimi Sevgi Övünç olayı emsaldir ve siz Sayın Hakim hakkında GEREKÇELİ KARAR’ı “hiçbir surette göndermemek” iddiasıyla soruşturma açılması gerekirdi. Şikayetlerimi ilettiğim Adalet Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, siz Sayın Hakim hakkında işlem yapmamıştır. Çünkü bu davanın şikayetçisi Milletvekili Murat Mercan’dır ve bu Milletvekili’nin mensubu olduğu parti iktidardadır. Mahkemeniz, GEREKÇELİ KARAR’ı geç göndermek bir yana, hiç bir surette tebliğ etmemiştir. Bu Adalet midir? Taraflı davranmanızın sebebi nedir? Devletime sahip çıkmam mıdır?

Konu 2). Mahkemenizde görülen bu dava ile ilgili olarak hiçbir surette hiçbir kimseyi müdafi tayin etmedim. Belgelidir ve dosyamda bulunmaktadır. Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın 23/04/2005 tarihinde şahsımdan almış olduğu ifade tutanağı incelenirse, “Sanık haklarını anladığını, avukat istemediğini belirtti” cümlesi görülecektir. GEREKÇELİ KARAR’ın şahsıma tebliğ edilmemesi ve hiçbir surette tanımadığım bir avukatın Yargıtay’a temyiz dilekçesi yazdırılması tamamen maksatlı ve taraflı bir tutumdur. Cezam şahsıma iletilmediği gibi, Yargıtay’a temyiz dilekçesi yazmam da engellendi. Yargıtay cezamı onasaydı şimdi 14 ay cezaevinde yatacaktım. Yargıtay’ın bozma kararı adresime tebliğ edildi ve bu şekilde Mahkemenizin verdiği cezadan haberim oldu. Türkiye Cumhuriyeti Adaleti bu mudur?

Konu 3). Mahkemenizde yargılandığım mektubumun tam metnini, Yargıtay’ın bozma kararından sonra katıldığım ilk duruşmada, yazılı savunma dilekçem ve ekinde bulunan belgelerle birlikte 25/12/2008 tarihinde Mahkemenizde bizzat siz Sayın Hakim’e teslim ettim. Oysa Mahkemenizde görev yapan Savcı Vedat Farmaka, yargılandığım mektubumu incelemeliydi ve anlattığım olaylar hakkında şahsımdan ifade almalıydı. Siz Sayın Hakim ve Savcı Vedat Farmaka, iktidar olan bir partinin Milletvekiline olan hakaretlerimi görüyordunuz, fakat yasadışı işlere bulaştığını ve bir mafya adına suçlar işlediğini görmek istemiyordunuz. Beş sene önce şahsımdan şikayetçi olan ve iddianamede “müşteki” olan Milletvekili Murat Mercan, kararın Yargıtay’dan bozulması sonrasında tutanaklarda “katılan” sıfatıyla yazılıyordu ve talimatla ifadesi dahi alınamıyordu. Cinayetleri kapattırmak, bir milletvekilinin görevi midir? Türkiye Cumhuriyeti Adaleti bu mudur?

Konu 4). Şikayetçi olup şahsımı cezaevine attıran Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’in yalanlarına Mahkemenizin GEREKÇELİ KARARI’nda özellikle yer verdiniz, fakat yazılı savunma dilekçelerimde ısrarla belirttiğim “yasadışı işleri kapattırdı” sözlerime yer vermediniz ve bu yasadışı işleri “usulsüzlük” olarak belirttiniz. Cinayet işlemenin adı usulsüzlük müdür? Devletin Bankası Emlakbank’ı hortumlamak usulsüzlük müdür? 3 bin yıllık tarihi yurt dışına kaçırmak usulsüzlük müdür? Birinci derece sit alanı üzerin 70’e yakın kaçak villa yapmak usulsüzlük müdür? Bu yasadışı işleri beş senedir ısrarla kapatmaya devam etmenin adı usulsüzlük müdür? Subay Orduevi’nin çökebileceği usulsüzlük müdür? Eğer ki bu bina çökerse, altında can verecek ordu mensuplarımız, usulsüzlüğe kurban mı gidecekler? Usulsüzlüğün ne anlama geldiğini bildiğinizden emin değilim. Oysa bu icraatın adı “usulsüzlük” değil, vatan hainliğidir. Dahası: İddianamede “18/06/2004 tarihinde Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet dilekçesi verdiğim” belirtiliyor. Siz Sayın Hakim bu dilekçemin tamamını incelediniz mi, şüphedeyim. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer 28/06/2004 tarihinde şahsımı makamına davet etti ve bol bol alay etti, ifademi dahi almadan kapı dışarı etti. Yalancı bir savcının ifadelerine GEREKÇELİ KARAR’ınızda yer veriyorsunuz, fakat iddianamede belirtilen 18/06/2004 tarihli dilekçemde ihbar ettiğim yasadışı işlerden bir tanesini bile yazdırmıyorsunuz. Bu Adalet midir?

Konu 5). İddianamede yazılıdır ki: “Şenol Ilgaz ile sanığın birbirleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımıza intikal eden karşılıklı şikayetleri bulunduğu…” Şenol Ilgaz ve ÇETE’si, 27/05/2005 tarihinde Mahkemenizde görülen ilk duruşmaya 8 adet iddianame sundular ve her biri ayrı ayrı şahsımdan 500 milyon TL istediler. Şahsımdan sözlü savunma almanızdan sonra bu sekiz iddiayı reddettiniz ve 27/05/2005 tarihli ilk tutanağa yazdırdınız. Böyle olmasına rağmen Mahkemenizin GEREKÇELİ KARARI”nda Ilgaz çetesinin Mahkemenize sunduğu iddialara yer vermediniz, reddettiğinizi de yazdırmadınız. Oysa Mahkemenizin bakmakta olduğu bu davanın Başrol oyuncuları Ilgaz mafyasıdır. Eğer bu mafya olmasaydı ve yasadışı işlerini ihbar etmeseydim, Coşkun Mutluer ve Murat Mercan şahsıma karşı “hakaret davası” açmayacaktı. Fakat üç adet cinayeti olan Ilgaz isminde bir suç şebekesi vardır, Coşkun Mutluer Eskişehir’de, Murat Mercan da Ankara’da görevlerini layıkıyla yapmışlar ve yasadışı işleri kapattırmışlardır. Mahkemenize sunduğum tüm yazılı savunmalarımda Ilgaz mafyasının yasadışı işleri sıralıdır. Fakat siz Sayın Hakim bu “usulsüzlükleri” hiçbir zaman tutanaklara yazdırmadınız. TC. Adaleti bu mudur?

Konu 6). Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın 23/04/2005 tarihinde şahsımdan almış olduğu ifade tutanağı incelenirse: “Ilgazlar AŞ'de bir buçuk sene çalıştım. Bana hırsızlık yaptırdıkları için buradan ayrıldım. Coşkun Mutluer'i, Adalet Bakanlığı'ndan gelen iki Başmüfettişe şikayet ettim. Tanımadığım insanlar aracılık yaptı, sen bizi kamuoyuna açıklama, sana istediğin kadar para verelim dediler.” Bu sözlerim belgelidir ve dosyamdadır. Ancak, Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın hazırlayıp Mahkemenize sunduğu iddianamede bu sözlerim olmadığı gibi, Mahkemenizin GEREKÇELİ KARAR’ında da yoktur. Siz Sayın Hakim’in dosyamdaki bu ifadelerimi okumaya zamanınız yoksa, aynı kürsüyü paylaştığınız Savcı Vedat Farmaka, neden dosyamdaki ifadelerime itibar etmemektedir? Bir savcı, başka bir savcının işlediği Anayasal suçlarını kapatmak zorunda mıdır? Savcı Cemal Gürsel Sarıca, söz konusu elektronik mektubumdan, aleyhime olan sözlerimi tespit ederek ifade aldı. Oysa bu mektupta, devletimize karşı yapılan 10 tane yasadışı işlerden de bahsediliyordu. Savcı Cemal Gürsel Sarıca Devletin savcısıysa, neden devlete karşı yapılan 10 tane yasadışı işi görmezden geldi? Neden bu konularla ilgili ifademi almadı? 25/12/2008 tarihli yazılı savunma dilekçemde bu konuyu özellikle bildirdim fakat siz Sayın Hakim, taraflı ve maksatlı ifade alan bu savcı hakkında ilgili makamlara suç duyurusunda bulunmadınız. T.C. Adaleti bunu mu emretmektedir? Devletin kanunları kimler için vardır ve kimlere uygulanır?

Konu 7). Savcı Cemal Gürsel Sarıca'nın "taraflı" ifade alma işinden hemen sonra, şahsımı tutuklayan ve cezaevine postalayan 25460 sicil numaralı nöbetçi hakim, duruşma esnasında "telefonumun mesajlar bölümündeki çok sayıda ölüm tehditlerini" gördü, mahkeme tutanağına yazdırdı. Şahsımı tutuklayan nöbetçi hakimin yazdırdığı tutanak dosyamda mıdır? Bu ölüm tehditleri neden iddianamede ve GEREKÇELİ KARAR’da yer almamıştır?

Konu . Susturulmak için 34 gün hapsedildiğim yerden Mahkemeye iki adet yazılı savunma dilekçesi gönderdim. İlk dilekçem 16/05/2005 tarihlidir ve 7 sayfadır. İkinci dilekçem 23/05/2005 tarihlidir ve dört sayfadır. Anayasal hakkım olan bu yazılı savunma dilekçelerimde yasadışı işlerden ısrarla bahsettim. Israrla mahkemenizin araştırmasını talep ettim. Fakat Mahkemeniz, doğruluğunu taahhüt ettiğim bir düzine yasadışı işi araştırmadığı gibi, Mahkemenizin vermiş olduğu kararda hiç biri, hiç bir surette yer almadı. Neden? Yargıtay'ın Mahkeme kararını bozacağı mı düşünüldü? Oysa GEREKÇELİ KARAR’da, mektubumdaki "aleyhime olan sözlerim"in hepsi mevcut. T.C. Adaleti bunu mu emretmektedir?

Konu 9). 27/05/2005 tarihli ilk duruşmada dedim ki: "Yasadışı işlerin ortaya çıkarılmasında Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı ve Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel destek verdiler." Eskişehir Emniyet Müdürü ve Eskişehir Valisi Mahkemenize davet edilip neden sorulmadı? "Kenan Akkuş doğru mu söylüyor, yalan mı?" Mahkemelerin görevi adalet dağıtmak değil midir? Doğru olanı ortaya çıkarmak değil midir ? Kanunlar ne için yapılır? Kimler için çıkarılır? Kimlere uygulanır?

Konu 10). Mahkemenize Erdemli ilçesinden 22/12/2005 tarihli mazeret dilekçesi gönderdim. Belgelidir. Bu dilekçemde "Eskişehir'de can güvenliğim olmaması sebebiyle Erdemli Mahkemelerinde yargılanmamı” talep ettim. Açık adresimi yazdım. Bu dilekçemdeki hususlar neden Mahkeme Kararı'nda yoktur? Oysa bu kararda, "Kenan Akkuş'u hiç bir surette görmedim ve tanımıyorum" diyerek yalan söyleyen bir Başsavcı Vekili'nin sözlerine yer vermişsiniz. İsmi Coşkun Mutluer olan bu Vekil, şahsımı tehdit bile etti. Şikayet dilekçemle birlikte Başsavcılığa gönderdiğim "BU GİDİŞ NEREYE, AB'YE Mİ?" başlıklı makalemi okumuş, makamında "Bu yazımı gazetelerde yayımlatabilirim" sözlerim üzerine demişti ki: "Hadi yayınlat da göreyim" ...

Konu 11). Erdemli'den Mahkemenize gönderdiğim 22/12/2005 tarihli dilekçeme cevap alamayınca, tam beş ay sonra, 29/05/2005 tarihinde ikinci dilekçemi yazarak Mahkemenize gönderdim. Bunun da belgesi vardır. İlk dilekçemdeki tüm konuları tekrarladım ve açık adresimi yazarak "Eskişehir'de can güvenliğim olmadığını" bildirerek Erdemli Mahkemelerinde yargılanmamı talep ettim. Bu dilekçemde ayrıca Ilgaz mafyasının ortaklarının şahsımı ölümle tehdit ettiğini, bunları tarihleriyle sıralayarak mahkemenize bildirdim. Mahkemeniz bu konuda ne yaptı? İspatlı olan ölüm tehditlerine 14/11/2006 tarihli Mahkeme Kararı'nda yer verdiniz mi? Israrla tekrarladığım yasadışı işlerden bir tanesi dahi Mahkeme Kararı'nızda yer aldı mı? Mesela cinayetler, tarihi eser kaçakçılığı, Subay Orduevi'nin çökebileceği. Yasadışı işler konusunda "yalan söylediğimi" iddia eden de çıkmadı. Demek ki "doğruluğunu" mahkemeniz de, savcılar da kabullendi. 29/05/2006 tarihli bu dilekçemin, mahkemenizdeki dosyamda olduğuna inanmıyorum. Çünkü bu dilekçem Başsavcı Gökhan Karaburun tarafından çalındı ve 1. Sulh Ceza Mahkemesi'ne götürüldü, şahsıma hakaret davası açıldı. Bu mahkemenin sorumlusu Hakim Erol Özdemir de cinayetleri görmedi. Fakat hakaretlerimi gördü ve 20 ay hapis cezasını gıyabımda verdi. Hem de hiç bir savunmam alınmadan... Bu adalet mi? 29/05/2006 tarihli bu savunma dilekçem neden mahkemenizde işleme girmemiştir? Mahkemeniz, Anayasal haklarımı neden gasp etmiştir? Erdemli'den gönderdiğim savunma dilekçelerim neden Mahkeme Kararı'nda yoktur? Adalet bu mudur?

Konu 12). Mahkemenize gönderdiğim yukarıdaki iki dilekçeden sonra, 04/05/2006 tarihinde Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı'nda görevli Savcı Hüseyin Akçay'a ifade verdim. Sözlü olarak verdiğim bu ifadede Ilgaz AŞ'nin devletimize karşı olan yasadışı işlerini sıraladım. Tehdit edildiğim için ailemi korumak adına Erdemli'ye kaçmak zorunda bırakıldığımı anlattım. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer ile aramda geçen konuşmaları anlattım. Milletvekili Murat Mercan'ın, yasadışı işleri örtbas ettiğini anlattım. 04/05/2006 tarihli bu ifademdeki konular, neden Mahkemenizin Gerekçeli Kararı'nda belirtilmemiştir? Mahkemenizin şahsıma olan düşmanlığı nedendir? Mahkemeniz şahsımı, Yunan vatandaşı olarak mı görmektedir? TC Devleti'ne karşı yapılan bir düzine yasadışı işi ihbar etmekle vatanıma ihanet mi ettim de mahkemeniz taraflı davranıyor? Türkiye Cumhuriyeti Adaleti bu mudur?

Konu 13). Mahkemenizdeki bu dava ile ilgili Erdemli Savcısı'na ifade verdikten bir süre sonra, Erdemli Asliye Ceza Mahkemesi'nde duruşmaya çıktım. Erdemli Asliye Ceza Hakimi'ne olan biten yasadışı işleri ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer'in şahsıma olan tutumunu anlattım. Ilgaz mafyasının yasadışı işlerini ortaya çıkarmakta kararlı olduğumu söyledim. Bu Mahkemeye, "Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmek" üzere 20 adet belge teslim ettim. Mahkemeler arasında "muhaberat" isminde bir sistem var. Erdemli mahkemesine teslim ettiğim belgelerin bu "muhaberat"ta yer aldığını biliyorum, çünkü Erdemli Asliye Ceza Kalemi, 20 adet belgeyi teslim ettiğimi tutanaklara yazdı ve Mahkemenize gönderdi. Fakat Başsavcı Gökhan Karaburun, Mahkemenizdeki dosyamdan bu belgeleri çaldı. Gönderdiğim belgelerin dosyamda olmamasına rağmen Yargıtay bu davayı bozdu. 20/05/2009 günü görülen duruşmada siz Sayın Hakim’den, dosyamdaki belgeleri görmek istediğimi talep ettim ve siz de reddettiniz. Dosyamı havaya kaldırarak salladınız ve: "Gönderdiğin her şey bu dosyanın içinde. Kaybolacak hali yok ya" dediniz. Oysa Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimi Erol Özdemir’den, “dosyamı incelemek ve fotokopi almak istediğimi” söyledim ve o da Anayasal hakkım olduğunu söyleyerek izin verdi, dosyamı inceledim. Sulh Ceza Hakimi “Anayasal hakkım” olduğunu söylerken, siz Sayın Hakim reddediyorsunuz. Bu nasıl bir Adalet’tir, beş senedir çözemedim.

Konu 14). Meslektaş olmanız ve aynı binada görev yapmanız sebebiyle Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’i kolladığınız ve sözlerine itibar ettiğiniz ortada. Üstelik Yüksek Yargı’da görev yapan bir şahısın, Coşkun Mutluer’in akrabası olduğunu da biliyorum. Dahası, bu Başsavcı Vekili’ne, yapmadığı hizmetlerden dolayı “başarı ödülü” verildiğini de biliyorum. Ancak, bizzat şahit olduğum bir cinayet de ortada ve aydınlatılmayı bekliyor. Mahkemenizde görülen bu davanın iddianamesini hazırlayan ve tamamen taraf tutan Savcı Cemal Gürsel Sarıca ile, yine bu davanın şikayetçilerinden olan Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’i ilgilendirmesi sebebiyle, “reddi hakim” talep dilekçeme son bir gerekçe ilave ediyorum: "Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na" hitaben bir dilekçe yazdım ve Başbakanlık Makamına 20/05/2004 tarihinde gönderdim. "Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesi" talebinde bulundum. Bu dilekçemin konusu: Ilgaz mafyasının, Ruhi Güner isimli şahısı nasıl bile bile ölüme gönderdikleriyle ilgilidir. 20/05/2004 tarihli bu cinayet ihbarımla ilgili, Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer ne yaptılar? İnternetteki sitelerimde yazdıklarımı okuyarak, kasıtlı olarak iki cinayeti birbirine karıştırmak suretiyle karartmak istediler. Bu belgenin tarihi 06/02/2007'dir. Savcı Cemal Gürsel Sarıca, Başsavcı ve Vekili’nin emirleriyle bu cinayeti neden kasıtlı olarak karartmak istedi? Bu "cinayet ihbarı" dilekçemden Eskişehir Adliye Binası’ndaki tüm savcı ve hakimlerin haberi vardır. Coşkun Mutluer, Başbakanlık Makamı’nın kendisine gönderdiği bu cinayet ihbarımla ilgili ne yapmıştır? Bu konuda hangi icraatlarda bulunmuşlardır? Cinayetleri ve bir düzine yasadışı işleri neden kapattırmıştır? Neden hiçbir savcı, cinayetlerle ilgili şahsımdan ifade almamaktadır? Neden hiçbir hakim, cinayet ihbarlarıma ilgi göstermemektedir? Eskişehir Adliyesi’ndeki tüm hakimler gözlerini kapatmakta, kulaklarını tıkamaktadır. Oysa yargılandığım tüm davaların başrol oyuncuları Ilgaz mafyasıdır. Savcılar ve hakimler, işte bu mafyanın elinde birer kukla olmuşlardır. Başbakan’ımız bunu emretmektedir. Çünkü Ilgaz soyadlı caniler AKP’nin kurucularıdır. Bu Adalet midir? Kimin adaletidir?

Yukarıda sıraladığım 14 maddelik haklı nedenlerimden sonra siz Sayın Hakim’in tamamen taraflı davrandığınız ortadadır. İddia makamı da Anayasal suçlar işlemiştir. Reddi hakim talebimi uygun görmeniz durumunda bu davaya bakacak bir başka hakimin, şahsıma sizden farklı davranmayacağını biliyorum. Fakat karşıma Devletimin bir hakimi çıkar ümidiyle şansımı denemek istiyorum. Eskişehir Adliyesi’nde görev yapan tüm savcı ve hakimler, yasadışı işlerde bile hem suç birliği yapıyorlar, hem güç birliği yapıyorlar. Kısacası Anayasal suç işliyorlar ve Yargıtay’ın üyeleri yasadışı yapılan her olan biteni biliyorlar. Olması gereken ADALET’in bir gün ülkemize de geleceğine inanıyorum ve sabırla savaşıma devam ediyorum.

İkinci “reddi hakim” talebimi yazılı olarak Mahkemenize sunduğum bu dilekçemin kabulünü istirham ederim.

Mahkemenize ve siz Sayın Hakim’e saygılarımı sunarım. 17/07/2009 Kenan AKKUŞ







BÖYLE ADALETİN İÇİNE SİZ OLSANIZ ÖTÜRMEZ MİSİNİZ? 

Beş sene öncesi…
Eskişehir Başsavcısı, onun vekili ve o zamanlar DSP'li Büyükerşen bir araya geliyor ve karar alıyorlar:
“Kenan denen bu orospu çocuğunundan kurtulmak için güç birliği yapalım, komplo hazırlayalım, kodese sokalım, kurtulalım…”
Dediklerini aynen yaptılar…
İftiralarla beni cezaevine soktular…
34 gün sonra mahkemeye çıktım: 
Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi…
Hakim: Erol Özdemir…
İftira atan şikayetçi Başsavcı Gökhan Karaburun izin alıp tüymüş…
İftira atan şikayetçi Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer “hastayım” diyerek mazeret dilekçesi göndermiş…
İftira atan şikayetçi DSP'li Büyükerşen’e “mahkemeye davet” için çağırı kağıdı gönderilmiş fakat ne kağıt dönmüş, ne Büyükerşen, ne vekili Cemal Okan Yüksel…

Hem şikayet edip davacı oluyorlar, beni cezaevine sokuyorlar…
Yargılama günü gelince şikayetçilerin hepsi ortada yok…
Hakim Erol Özdemir’e soruyorum:
“Hani nerede benden davacı olan beyefendiler?”
Hakim sırıtarak cevap veriyor:
“Onlar gelmek zorunda değiller ki…”
Aynen böyle…
Hakim Erol Özdemir, sabıkam olmadığını bildiği halde mahkeme tutanağına “sabıkalı” yazdırıyor.
Çünkü davacı olan ve isimleri yukarıda yazılı orospu çocukları öyle istemiş…
Bir buçuk sene boyunca yargılandım…
Şikayetçi Başsavcı her duruşma öncesinde mahkemeye mazeret dilekçesi vermiş…
Şikayetçi Başsavcı vekili her duruşma öncesi izin almış…
DSP'li Büyükerşen’e gönderilen çağrı kağıdı parçasının döndüğünü gören olmamış…

Velhasıl üçünü de mahkemede gören olmamış….
Karar verilmiş: Beş sene hapis….
Dosya Yargıtay’a gitti, bozuldu geldi….
İkinci defa yargılandığım bir zamanda Bakırköy’den rüşvet karşılığında deli raporu almışlar…
“Akıl hastasıdır, cezai ehliyeti yoktur, davanın düşmesine…”
İftirayı atanlar, beni cezaevinde toplam 64 gün boyunca susturanlar (yukarıda isimleri yazılı üç adet orospu çocuğu) yaptıklarıyla kaldılar ve…
Dava kayboldu…
Yanlış okumadınız…. Bu dava kayboldu….
Devletin resmi yargı sistemi UYAP’tan sildiler…
Çünkü baştan sona suç işlemişlerdi…
Savcısı, hakimi, Başsavcısı, Büyükerşen’i, piç Cemal Okan Yüksel’i…
Ne böyle bir dava açılmış, ne yargılanmışım, ne cezaevine girmişim…
Hatta bana deli raporu bile aldırmamışlar…
Bakırköy’e zorla sokmamışlar…
Her şeyleri silip yok ettiler…

Kimler?
İşte yukarıda isimleri yazılı orospu çocukları… 

Başsavcı Gökhan Karaburun : Şahit olduğum bir cinayete kaza süsü vererek örtbas etti. Çünkü katil AKP’liydi… Öldürülen şahısın adı Ruhi Güner...

Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer : Şahit olduğum tarihi eser kaçakçılarının yasa dışı işlerini örtbas etti. 77 adet sahte ruhsatlı havuzlu lüks villalarla ilgili suç duyurularımı örtbas etti. Çünkü kaçakçılar ve villa sahipleri AKP’li idi…

DSP'li Yılmaz Büyükerşen : Tam 10 senedir rüşvet yemekle ve hırsızlık yapmakla suçladım, hiçbir savcı ifademi almadığı gibi, AKP’lilerin sahte ruhsatlı kaçak 77 adet villaları konusunda Büyükerşen bir numaralı suçludur. 3 milyon dolar rüşvet yemiştir. İçişleri Bakanlığı’na “yargılanması” konusunda verdiğim dilekçeler reddedilmiştir. AK Parti iktidarı Büyükerşen’i korumaktadır. Çünkü kaçak villalar AKP kurucularına aittir.

Hakim Erol Özdemir : Beni yasadışı bir şekilde yargıladı ve iftiralarla süslü iddianamelerle toplam 5 sene hapis cezası verdi. Duruşmalarda anlattığım konuları tutanaklara yazdırmadı. Anayasal hakkım olan yazılı savunma dilekçemi kabul etmedi. Beni sabıkalı gösterdi. Reddi hakim dilekçemi elimden almadı. "Benden iyi hakim mi bulacaksın?" diyerek dalga geçti. Bilirkişi raporuna itibar etmedi. Adli Tıp Kurumu’ndan “sağlıklıdır” raporumu kabul etmedi. Şahsıma deli raporu alınması hususunda çok sayıda savcı ve hakimle işbirliği yaptı. Şahsımın kısıtlanması konusunda Sulh Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı…

Allah belanızı versin orospunun dölleri…
Gün ola devran döne...

Kenan Akkuş (esrehber)

NOT: Hakim Nadir Serbest, Savcı Hasan Gönen, Hakim Rasim Manav, Savcı Erdal Yatmış, Savcı Salih Gündeş, Savcı Cemal Gürsel Sarıca, Hakim Nevin Bal Öngüç’ün fotoğrafları, deşifre etmek için lazım. Elinde olan arkadaşların eskrehber@gmail.com adresime göndermelerini istirham ediyorum.
Kenan Akkuş (esrehber)



KAMUOYUNA

Bazı şahısların isimlerini deşifre edip onlara küfürler yağdırdığım için birkaç arkadaş rahatsız olmuş, bana özelden tepki veriyorlar.
Onlara diyorum ki: Benim paylaşımlarımı okumak zorunda değilsiniz kardeşim.
Küfürler yağdırdığım yazılarımın paylaşılmasını da istemiyorum. Zaten küfürlerime muhatap olan şerefsizler bu yazılarımı bekliyorlar ve zevkle okuyorlar.
.
Yapmak istediklerimi hala anlayamayan arkadaşlara bir daha açıklama yapayım:
Ülkemizde AKP iktidar olduğu için, suçlu AKP’li şahıslara yargı yolu tamamen kapatılmış durumda.
Bunu bizzat yaşayan ve çok kere şahit olan biriyim.

Katil AKP’liler adaletten tamamen muaf edildikleri gibi, işledikleri cinayetler örtbas ediliyor ve cinayetlere kaza süsü veriliyor.
Bu cinayetleri özellikle kapatanlar devletin maaşlı savcıları ve hakimleri…
Ben cinayetlerin üstünü ısrarla açtıkça, savcı ve hakim sıfatlı şerefsizler cinayetleri kapatıyorlar. Dahası beni cezalandırıyorlar.
Oysa yaptığım Türk Adaleti’ne yardımcı olmak.

Gördüğünüz üzere Tayyip sayesinde yargı tamamen tersine döndü: Cinayeti ben örtbas etmeliydim, devletin maaşlı savcıları ve hakimleri cinayetleri ortaya çıkarmalıydı ve yargılamalıydı.

Bir vatandaş olarak bu durum bana acı veriyor.

Hakimlerin ve savcıların bana yaptıkları işkence umurumda bile değil. Ben her çileyi çektim. Çekmeye de devam edeceğim.

Tek çekemediğim konu: Haksızlık… 
Onuruma dokunuyor. Küfrediyorum…
Muhatap olduğum orospu çocuklarının suratları iyice köseleşmiş olmalı ki, bir hakim, bir savcı olarak işledikleri suçu görmüyorlar, ana avrat küfürlerimi görüyorlar.

Onlara diyorum ki: Allah mısınız ulan şerefsizler? Kepaze olmak hoşunuza mı gidiyor?
Bir canım var onu mu alacaksınız Tayyip’in köpekleri?
Hadi alın da göreyim…
Alayınızın anasını sikeyim…

Eskişehir Adliyesi’nde görev yapan çok sayıda rüşvetçi isimleri bir daha sıralıyorum:

AKP’LİLERİN CİNAYETLERİNİ ÖRTBAS EDEN HAKİMLER ve SAVCILAR: 

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun, 
Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, 
Eskişehir Ağır Ceza Hakimi Rasim Manav, 
Eskişehir Asliye Ceza Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt 
Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Celalettin Karanfil, 
Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen, 
Eskişehir Sulh Hukuk Hakimi Nevin Bal, 
Eskişehir Asliye Ceza Hakimi Hakkı Aydoğan
Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Cemal Gürsel Sarıca, 
Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Metin Kurt, 
Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Erdal Yatmış, 
Eskişehir İcra Hakimi Derman Çönk, 
Eskişehir Sulh Ceza Hakimi Murat Karahisar, 
Eskişehir Sulh Ceza Hakimi Nadir Serbest, 
Eskişehir Sulh Ceza Hakimi Erol Özdemir, 
Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Salih Gündeş, 
Eskişehir Asliye Hukuk Hakimi Ali Selman Erkuş 
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Orhan Çetingül…
Eskişehir Savcısı Galip Karayazı

Şu garip hale bakınız ki, devletin sorumlu makamlarından bir tanesi bana demiyor ki: 
“Kardeşim sen bu şahısları suçluyorsun, hangi cinayeti örtbas ettiler, hangi soygunu örtbas ettiler, hangi uyuşturucu ticaretini örtbas ettiler, hangi sit alanlarını talan ettiler, hangi kaçak villaları inşa ettiler? Hadi ispat et?

Her birine tek tek ihbar ettiğim halde gık’ları çıkmayan bu makamlar kimler?
Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Eskişehir Valiliği, Eskişehir Emniyet Müdürlüğü, Eskişehir Başsavcılığı…

Yargıtay dışında beni dinleyen olmadı. Onlar da dilekçelerimi Adalet Bakanlığı’na havale ederek araştırılmasını talep etti. Adalet Bakanlığı da Yargıtay’ın havale ettiği tüm dilekçelerimi yırtıp attı.

Görüldüğü üzere AKP’lilerin yasadışı işleri örtbas ediliyor, bunu bilen AKP’liler daha çok yasadışı iş yapıyorlar.

Eğer devletin ilgili makamları bu yasadışı işleri görmezden gelip beni cezalandırıyorsa, ben de devletin bu makamlarına küfretmeyi, maşa olarak kullandıkları makamları cümle aleme kepaze etmeyi bir görev bilirim.

Eğer ben bu ülkenin bir vatandaşıysam ve yasalara uyup suç işlemiyorsam…
Suç işlemediğim halde nezarethanelerde, cezaevlerinde, tımarhanelerde cezalandırılıyorsam…
Elimden nüfus kağıdım bile alınıp tüm Anayasal haklarımın anası sikiliyorsa…
Ben de kendimde hak görüp bu ilgili makamların anasını sikerim…
Bu kadar basit arkadaşlar…

Beni anlamayan, küfürlerimi görmek istemeyen, tepki veren arkadaşlar lütfen beni listesinden çıkarsın…

Saygılar…

Kenan Akkuş (esrehber)
 

28 Mart 2014 Cuma

SEVGİLİ ESKİŞEHİR HALKI, ESKİ VALİMİZ KADİR ÇALIŞICI’YI BAŞKAN SEÇİN



SEVGİLİ ESKİŞEHİR HALKI,

ESKİ VALİMİZ KADİR ÇALIŞICI’YI BAŞKAN SEÇİN…
ESKİŞEHİR’DE DEĞİŞİMİ GÖRÜN…
RANT’A, SOYGUNA, HAİNE, NAMUSSUZA, ŞEREFSİZE SON…
SİZE SÖZ VERİYORUM…
KADİR ÇALIŞICI’YA DESTEK OLUN…
REFAHI, HUZURU, BOLLUĞU, GÜZELLİĞİ GÖRÜN…


Kenan Akkuş (esrehber)




27 Mart 2014 Perşembe

ADAM BİLDİĞİMİZ DÖRT ADET OROSPU ÇOCUĞU SAVAŞ ÇIKARMAK İÇİN TEZGAH HAZIRLIYOR



ULAN NASIL ULUSAL GÜVENLİKTEN BAHSEDERSİN ŞEREFSİZ TAYYİP

Ulusal güvenliğimizi tehdit edenler ne gazeteciler, ne internet, ne deşifre eden vatanseverler…
Ulusal güvenliğimizin tehdit edenler sen ve işte bu dört adet vatan haini orospu çocuğudur…
Ananızı sikeyim ananızı…

EY VATAN HAİNİ ŞEREFSİZ MÜSLÜMAN TAYYİP, ALLAH’IN ADIYLA OKU:

Adam bildiğimiz dört adet orospu çocuğu savaş çıkarmak için tezgah hazırlıyor:
Suriye’ye dört adam gönderip Türkiye’ye sekiz füze attırmayı planlıyor…
Süleyman Şah karakolundaki 25 askerimizi, El Kaide terör örgütüne öldürtüp, bunu savaş sebebi sayacaklarından bahsediyor…
Kim bunlar?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu…
Mit Müsteşarı Hakan Fidan…
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu …
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler…

Şu hale bakın ya…
Vergilerimizle beslediğimiz orospu çocukları sekiz füzeyle bir çok insanımızı katledecekler…
Özellikle Güneydoğu'daki Kürt halkımızı...
Süleyman Şah karakolundaki 25 askerimizi katledecekler…
Bunları El Kaide terör örgütü ve Esad’ın üzerine atacaklar…
Savaş çıkaracaklar…
Böylece seçimler ertelenecek…
Ananızı sikeyim ananızı…

Şerefli bir vatansever bu sesleri kaydedip deşifre ediyor, göt korkuları başlıyor, “ulusal güvenlik” diyerek milletle dalga geçiyorlar…

Anansını siktiğim orospu çocukları…
Sen nasıl ulusal güvenlikten bahsedersin?
Sizler komplolarla savaş çıkarırken ulusal güvenliğin anasını sikiyorsunuz …
İnsanlarımızı öldürmenin planlarını yapıyorsunuz…
Askerlerimizi El Kaide teröristlerine öldürtmenin tezgahını hazırlıyorsunuz…

Utanmadan bir de sesleri kaydedip kamuoyuna sızdırana “Alçak, namussuz, şerefsiz” diye bağırıyorsunuz…
Bağırıp çemkirmekten Şabaniye’ye dönmüşsün.
Alçak da sensin, namussuz da sensin, şerefsiz de sensin…
Sesleri kaydedip deşifre eden şahıs bu memleketin vatanseveridir, şereflisidir…
Çünkü sizin gibi milletini katledecek kadar gözü dönmüş orospu çocuklarını bize tanıtmıştır.
Bu sebeple “Alçak, namsussuz, şerefsiz” kelimelerini kullanan Davidoğlu da, Ermeni Bülent Arınç da sen Rum tohumu Teyyup da anası Ermeni altına yatmış mahluklarısınız…

Ananızı sikeyim...

Gizli kapılar ardında Türk milletini bitirmeye çalışan orospu çocuklarısınız…
Karınızı kızınızı sikeyim…

Ulan sizleri astırmazsam bana da Kenan demesinler…
Orospunun doğurdukları…
Şeresiz köpekler…

Kenan Akkuş (esrehber)

Not: Bu ses kaydını kim kaydedip deşifre ettiyse, onun ellerinden ayaklarından öpeceğim…
Bu vatansevere zerre zarar verecek adamın anasını sikip alnından mıhlayacağım…
Bekleyip görün…


26 Mart 2014 Çarşamba

TAYYİP SENİN ANANI, BACINI, KARINI, KIZINI SİKEYİM



KATİL TAYYİP'İN YATACAK YERİ YOK

HADİ SORUN BAŞBAKAN SIFATLI ŞEREFSİZE:

YALAN MI SÖYLÜYORUM?

Şahit olduğum bir cinayeti bizzat örtbas etti mi, etmedi mi?

Başbakan sıfatlı şerefsizin, belgeli bir cinayeti örtbas etme lüksü var mı?

Başbakan sıfatlı şerefsiz, şahit olduğum uyuşturucu ticaretini örtbas etti mi, etmedi mi?
Başbakan sıfatlı şerefsiz, şahit olduğum antika kaçakçılığını örtbas etti mi, etmedi mi?
Başbakan sıfatlı şerefsiz, şahit olduğum çok sayıda sahte ruhsatlı villaları örtbas etti mi etmedi mi?
Başbakan sıfatlı şerefsiz, şahit olduğum banka hortumculuğunu, devletten yapılan vurgunları, karapara aklamaları, vergi kaçakçılığını örtbas etti mi, etmedi mi?
Bu pislikler ortaya çıkmasın diye bana iki adet sahte deli raporu aldırdı mı, aldırmadı mı?
Susturulmam için bana yüzlerce dava açtırdı mı açtırmadı mı?
Nezarethanelerde aylarca süründürdü mü, süründürmedi mi?
Cezaevlerinde aylarca gezdirdi mi, gezdirmedi mi?
Sahte belgelerle bana 14 sene hapis cezası aldırdı mı, aldırmadı mı?
Aylarca beni tımarhanelere kapattırdı mı, kapattırmadı mı?

Yalan mı söylüyorum?
PTT makbuzunun üzerindeki tarihe bakınız, tam on sene oldu...
On senedir benim ve ailemin dünyasını zindan ettiler...
Ananızı sikeyim, ananızı...

Başbakan Tayyip'e gönderdiğim mektubun kopyasını Uğur Dündar'a da gönderdim...
Hadi sorun Uğur Dündar'a...
Anlattıklarım yalan mı, doğru mu?

Aşşağılık, şerefsiz, namussuz bir adet orospu çocuğuna hala oy vermeye devam ediyorsanız...
Ne diyeyim?
Alayınızın anasını sikeyim...
Sizin istediğiniz adaletli yaşamak, namuslu yaşamak, şerefli yaşamak değil...
Sizin yaptığınız orospu çocukluğu…
Hep öyle kalın pislik herifler…

Alın orospu çocuğunu çalın başınıza...
Hayırını görün göt kanseri pisliğin...

Kenan Akkuş (esrehber)







KATİL TAYYİP’İN CİNAYETİNİ ÖRTBAS EDEN SAVCI

HABİP KORKMAZ ŞİMDİ ÇORLU BAŞSAVCISI

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Tayyip'in emriyle kapatıldı)







HADİ ŞİMDİ SÖYLEYİN...

Hangi savcı bu hainler için iddianame hazırlayabilir?
Hangi hakim yargılayabilir?
... ve hangi gazete yayınlayabilir?

Bu cinayeti benden başka kamuoyuna sunan var mı?

Öldürülmeyi çoktan hak ettim de...
Beceremiyorlar...

Eğer ki bu hırsızlar yargılansaydı...
Binali'nin de kellesi kopardı...
Hırsız Tayyip'in de...
Tornavidacı Feridun ötmeye karar verince...
Adalet Bakanı Bozeşşeğin emriyle dava kapatıldı...

Kenan Akkuş (esrehber)





MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BAŞBAKAN TAYYİP ÖLDÜRTTÜ

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldüğü günden beri ısrarla “Hizbullah'ın suikastı sonrasında öldürüldüğünü” duyurmaktayım.

Ortada kazadan öte bir olay var ve devlet büyüklerimiz ilk beyanlarında (başta cinayetleri örtbas etmekle meşhur Cemil Çiçek ve Hizbullahçı Tayyip) “Bu bir kazadır” diyerek, suikast olabileceği akla dahigetirilmeyerek önyargılarını ortaya koymuşlardır.

Zaten enkaza ilk ulaşanların ve delilleri karartanların kimler olduğu ortadadır. 3 bin kişinin ve 25 helikopterin katıldığı kurtarma operasyonu tamamen fiyasko olduğu gibi, tamamen düzmece ve göstermelik bir senaryodur.

Eğer istenseydi, kazadan 10 dakika sonra, altı kişinin de üzerinde bulunan ve bunlardan sadece bir tanesinin cep telefonunun verdiği sinyallerle kazazedelerin tam yeri tespit edilebilir, kurtarma helikopterleri bölgeye ulaşırdı. Bilgi de, teknoloji de bu iş için ülkemizde vardır. 112’yi suçlamak ise sadece ahmak kafaların “sıyrılma” çaresidir fakat bunu Kenan yemez.

Maalesef ki Döngel Köylüsünün “köylerinin üstünden ve alçaktan uçan kırmızı bir helikopter geçtiği, daha sonra da patlama sesi duyduklarını, daha sonra bu durumu ilgili makamlara telefonla ilettiklerini”… Bu sözler gerçektir…

Döngel köylüsüne “konuşma yasağı koyan” kimler dersiniz? Enkaza ilk ulaşan köy korucularını susturan, ellerinden telefonlarını alan, koruculara “konuşma yasağı” koyan kimlerdir?

Hadi, sıkıysa konuşturun köylüleri… Aralarından bir tanesi konuşup, “faili meçhul” olmak ister mi acaba?

Bu konuda anlatacaklarım çoktur. Tezgah Fetullah Terör Örgütü’nündür, “Ergenekon safsatalarıyla ilişkilendirilmek adına” tezgahlanmıştır, fakat Vatandaş Kenan bunu yememiş ve “kaza”nın olduğu gün internet sitesinin en üst sayfasında yer vermiştir.

Ergenekon safsatalarının geçmiş dalgalarını hatırlayın. Geçin dalganızı bakayım… 11’inci dalga mıydı? “Baykal’a ve Bahçeli’ye de Ergenekoncular tarafından suikast düzenlenecekti…” Bu lafları ben etmedim. Hizbullahçı Tayyip’in Ergenekon savcıları haber verdiler. Fakat içlerinde Muhsin Yazıcıoğlu da var” diyemediler…

Oysa Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği kırmızı helikopter’in arka pervanesine “uzaktan kumandalı bombalı düzenek” kondu. Havalandıktan kısa bir süre sonra patlatıldı. Pilot ve yolcular yüksek gürültü çıkaran helikopterin motor sesi sebebiyle patlamayı duymadı fakat pilot kontrolü kaybederek uzun bir süre alçaktan uçtu. Üstelik pilot acemi ya da sıradan bir pilot değil, bir çok tehlikeli durumda bile kullandığı helikoptere hükmedecek tecrübeli bir pilottu ve bu olayda çaresiz kaldı, aracını yükseklere havalandıramadı.

Çok yoğun sis olduğu, dondurucu soğuk olduğu doğru fakat yoğun bir kar yağışı olduğu yalandır. Yoğun bir kar yağışı olsaydı helikopteri tamamen kapatırdı.

Helikopterde bir radar cihazı vardı ve yoğun siste bile karşısına çıkacak dağları ve tepeleri fark edebilirdi. Helikopter çok alçaktan uçarak 150 metrelik bir tepeye çarparak infilak etti. Oysa bu helikopterin yüzlerce metre yüksekten uçması gerekiyordu, çünkü yolu uzundu.

Yerden yüksekliğini gösteren cihazın çalışmaması söz konusu olamazdı. Pilot hatası olamayacağı gibi, pilotun Muhsin Yazıcıoğlu’nu bilerek ve isteyerek öldürebileceği de düşünülemezdi.

Bu tezgah Ergenekon safsatalarının bir parçası olarak düzenlendi fakat Fetullahçıların elinde patladı.

Bölgeye giden ve iki gün sonra ancak ulaşabilen ilk kurtarma timi gelmeden saatler önce Fetullah Terör Örgütü’nün elemanları olan subaylar, bildikleri tezgahın delillerini sildiler. Helikopterin içinden bazı cihazları sökerek yok ettiler.

Helikopter düştükten sonra İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servisi aramıştır. Bu konuşmada bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ'ın inlediğini, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe'den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ise ortada olmadığını söylemiştir.

Bu konuşmalar İsmail Güneş'in son konuşması olmuştur. Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dâhil 6 kişinin cesedi, arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulunmuştur.

Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil 115 km uzağındaydı.

Alman bilirkişilerin bile içinden çıkamayacağı bu tezgah öyle bir ustalıkla hazırlanmıştı ki, bu iş için uzmanlaştırılmış Fetullahçılar bile başarılarına hayran kaldı. Bundan daha temiz bir iş olamazdı.

Hadi buyurun, sıkıştırın Hizbullahçı Tayyip’i… Telefon sinyallerini birkaç dakikada kesin ve net bulabilecek bir teknolojiye sahip olan Türkiye, nasıl ve hangi sebeple 115 km ötede 48 saat oyalandı?

Enkazdan 500 metre uzaklıktaki gazeteciye, kurtarma timindeki 3 bin kişi ve 25 helikopter nasıl ulaşamadı? Donup ölmesi mi beklendi? Anlatacaklarını hiç kimsenin duymaması mı gerekti?

Acaba bu yaşananlar Tayyip’in helikopterinin başına gelseydi, Tayyip kaç saniye sonra kurtarılırdı?

Bu olayda en dikkat çekici kısım: Kurtarma timinin başına geçerek her yere telsiziyle emirler yağdıran ve köylülerin ısrarla işaret ettikleri yöne değil de ters yöne insanları gönderen bu Hizbullahçı zat kimdir?

İşte bu Hizbullahçıyı bulup konuşturursanız, Muhsin Yazıcıoğlu’nu Tayyip'in emriyle  Hakan Fidan ve MİT ajanları tarafından öldürüldüğünü bulursunuz...

Suç delillerini yok eden Binali Yıldırım ve çetesi...


11/11/2012

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Kapatıldı)




MİT, TAYYİP'İN EMRİYLE SUİKAST 
PLANLARI YAPMAYA DEVAM EDİYOR
ÇOK SAYIDA TOPLU KATLİAMLAR YAPACAKLAR
MİTİNGLERİ KANA BULAYACAKLAR




FACEBOOK,
TÜRKİYE'DEKİ TERÖRE
DESTEK VERİYOR

TAYYİP’İN EMRİYLE MİT, TEMİZLİĞE DEVAM EDİYOR
ANKARA’NIN GÖBEĞİNDE DEVLET TERÖRÜ


RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN KATLİAM EMRİNİ VERDİĞİNİ
 SEKİZ GÜN ÖNCE KAMUOYUNA SUNDUM, ERTESİ GÜN 
 https://www.facebook.com/esrehber 
İSİMLİ FACEBOOK SAYFAM KAPATILDI...


ULUSAL KATİLİMİZ TAYYİP VE  DEVLETİN TERÖR ÖRGÜTÜ MİT

Reyhanlı Katliamı:

52 kişinin öldüğü, 146 kişinin yaralandığı korkunç olayda Recep Tayyip Erdoğan, saldırının Suriye gizli servisi tarafından yapıldığı ileri sürdü. Katliamın arkasından El Kaide terör örgütü çıktı. MİT, katliamın yapılacağını bir ay öncesinden tespit edip Recep Tayyip Erdoğan’a bildirmesine rağmen hiçbir önlem alınmadı. Jandarma Eri Utku Kalın’ın istihbarat yazışmalarını Redhack’e sızdırmasıyla olay ortaya çıktı.  Reyhanlı Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, El Kaide teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Diyarbakır Katliamı:

Patlamadan birkaç gün önce bombayı koyan Orhan G’nin gözaltına alındığı  ve serbest bırakıldığı anlaşıldı.. Herkes miting meydanına didik didik aranarak girerken bu şahıs aranmadı. O kadar büyük bomba aranmadan miting meydanına soktu. Saldırgan bombayı bıraktıktan sonra elini kolunu sallaya sallaya alandan çıktı. Recep Tayyip Erdoğan PKK’yı suçlarken, katliamın arkasından IŞİD çıktı. Diyarbakır Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Suruç Katliamı:

Suruç Katliamının bombacısı Abdurrahman Alagöz olduğu ortaya çıktı. Katliamda canlı bomba olarak intihar etti. Abdurrahman Alagöz IŞİD terör örgütü üyesiydi.  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmada gizlilik kararı alındı.  Suruç Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı.

Ankara Katliamı:

Şimdi Ankara katliamı ve resmi makamlara göre 97 kişi öldürülmüştü…
Oysa gizlenen rakam 127 kişi…

Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmaya gizlilik kararı alındı…

Seçim arifesinde neden bu katliam tezgahlanmıştı?
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri, muhalefet partisine oy yerenlerin miting alanlarından kaçmasını mı istiyordu?

AKP mitinglerinde kuş uçurtmayan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin seçim mitinglerinde ve protesto yürüyüşlerinde halkın güvenliğini neden ihmal etmişti?

Ölen 97 kişinin arasında polis yoktu…
Her mitingde halkın arasında görev yapan sivil polisler ve MİT ajanları, Ankara mitinginde neden yoktu?

Katliam yapılacağını polis ve MİT biliyor muydu?

Evet…. Maalesef biliyordu…

Emir büyük yerden, Recep Tayyip Erdoğan’dandı…

Tezhag MİT’in ve Hakan Fidan’ın projesiydi…

Maşa her zaman olduğu gibi IŞİD militanlarıydı…

Kenan Akkuş (esrehber)
10/10/2015

NOTUlusal Katilimiz  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla bir çok Facebook sayfam kapatılmış, bir çok sayfam engellenmiştir. Devletin terör örgütü MİT, katliamlarda Facebook yönetimiyle ortaklık yapıyor. İhbarlar engelleniyor. Kamuoyuna suç duyurusunda bulunuyorum.


22 Mart 2014 Cumartesi

MUHSİN YAZICIOĞLU KATLİAMI, TAYYİP VE HAKAN FİDAN İŞ ORTAKLIĞIDIR



MUHSİN YAZICIOĞLU KATLİAMI, TAYYİP VE HAKAN FİDAN İŞ ORTAKLIĞIDIR

FACEBOOK'TA BANA “YALAN SÖYLÜYORSUN” DİYEREK KÜFREDENLERE CEVAP

AKP’li bir bayan, tarihler vererek bu haberin yalan olduğunu ispata çalışmış.
Diyor ki: “Muhsin Yazıcıoğlu 25 Mart 2009’da öldü…” Doğru…
Devam ediyor: “Hakan Fidan ise 25 Mayıs 2010’da MİT müsteşarı oldu. Yazıcıoğlu öldükten 14 ay sonra MİT müsteşarı oldu. Yalan söyleme kardeşim, biraz araştır ondan sonra insanlara iftira atmamayı öğren…”

ŞİMDİ DE BEN ANLATAYIM:

Başbakan Tayyip, iktidar olmadan önce de Hakan Fidan’la tanışıyordu. Bu iki şahsı birbiriyle tanıştıran CIA’dır.
Başbakan Tayyip’in partisi AKP 2002 sonunda iktidara geldikten sonra Tayyip, Hakan Fidan’ı bizzat 2003'te Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) Başkanlığına atadı.
Bu bir tesadüf değil, CIA’nın talebiydi.
Tayyip’le Hakan bu şekilde daha samimi oldular ve yurtdışı konularında Hakan Fidan sürekli görev aldı.
Yaptığı hizmetler ve bağlılıkla Tayyip’in gözüne girmeyi başardı.
Tayyip de Hakan Fidan’ı 14 Kasım 2007'de Başbakanlık müsteşar yardımcılığı görevine atadı ve daha yakın olmaya başladılar.
Hakan Fidan’a güveniyor ve bir çok kirli işlerini Hakan Fidan’a yaptırmaya başladı.
25 Mart 2009’da Muhsin Yazıcıoğlu’nun kaza(!) sonrası ölümünün üzerinden 22 gün geçmişti ki... 
Tayyip Erdoğan, başarısından dolayı ödül olarak 17 Nisan 2009'da Hakan Fidan’ı Millî İstihbarat Teşkilatı müsteşar yardımcılığına getirdi.
Öyle hemen MİT müsteşarı yapmanın mümkün olmaması sebebiyle Emre Taner’in görev süresinin dolması beklendi.
Başbakan Tayyip, güvendiği ve kirli işlerini yaptırdığı tek adam olan Hakan Fidan’ı 25 Mayıs 2010 tarihinde MİT Müsteşarı görevine atadı.
Bu tarihten sonra silah kaçakçılığı, altın kaçakçılığı yapmaya başladıkları gibi…
Bu kirli işlerinin ayyuka çıkmaması için gündemi sürekli değiştiriyorlar ve milletin ağzına kasıtlı olarak her gün yeni bir sakız veriyorlardı… 

Sözün kısası Muhsin Yazıcıoğlu katliamı, Hakan Fidan ve Başbakan Tayyip ortaklığıdır…
Bu konuyu kamuoyuna sunduğum için bana küfreden Alperenler konuyu araştırsın. 
İnsanlara küfretmek, karalamak çok kolaydır.
Araştırma yapıp gizlenmiş kirli işleri ortaya çıkarmak ise iğneyle kuyu kazmaktır.
Saygılar… 22 Mart 2014

Kenan Akkuş (esrehber)







KATİL TAYYİP’İN CİNAYETİNİ ÖRTBAS EDEN SAVCI

HABİP KORKMAZ ŞİMDİ ÇORLU BAŞSAVCISI

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Tayyip'in emriyle kapatıldı)







HADİ ŞİMDİ SÖYLEYİN...

Hangi savcı bu hainler için iddianame hazırlayabilir?
Hangi hakim yargılayabilir?
... ve hangi gazete yayınlayabilir?

Bu cinayeti benden başka kamuoyuna sunan var mı?

Öldürülmeyi çoktan hak ettim de...
Beceremiyorlar...

Eğer ki bu hırsızlar yargılansaydı...
Binali'nin de kellesi kopardı...
Hırsız Tayyip'in de...
Tornavidacı Feridun ötmeye karar verince...
Adalet Bakanı Bozeşşeğin emriyle dava kapatıldı...

Kenan Akkuş (esrehber)





MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BAŞBAKAN TAYYİP ÖLDÜRTTÜ

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldüğü günden beri ısrarla “Hizbullah'ın suikastı sonrasında öldürüldüğünü” duyurmaktayım.

Ortada kazadan öte bir olay var ve devlet büyüklerimiz ilk beyanlarında (başta cinayetleri örtbas etmekle meşhur Cemil Çiçek ve Hizbullahçı Tayyip) “Bu bir kazadır” diyerek, suikast olabileceği akla dahigetirilmeyerek önyargılarını ortaya koymuşlardır.

Zaten enkaza ilk ulaşanların ve delilleri karartanların kimler olduğu ortadadır. 3 bin kişinin ve 25 helikopterin katıldığı kurtarma operasyonu tamamen fiyasko olduğu gibi, tamamen düzmece ve göstermelik bir senaryodur.

Eğer istenseydi, kazadan 10 dakika sonra, altı kişinin de üzerinde bulunan ve bunlardan sadece bir tanesinin cep telefonunun verdiği sinyallerle kazazedelerin tam yeri tespit edilebilir, kurtarma helikopterleri bölgeye ulaşırdı. Bilgi de, teknoloji de bu iş için ülkemizde vardır. 112’yi suçlamak ise sadece ahmak kafaların “sıyrılma” çaresidir fakat bunu Kenan yemez.

Maalesef ki Döngel Köylüsünün “köylerinin üstünden ve alçaktan uçan kırmızı bir helikopter geçtiği, daha sonra da patlama sesi duyduklarını, daha sonra bu durumu ilgili makamlara telefonla ilettiklerini”… Bu sözler gerçektir…

Döngel köylüsüne “konuşma yasağı koyan” kimler dersiniz? Enkaza ilk ulaşan köy korucularını susturan, ellerinden telefonlarını alan, koruculara “konuşma yasağı” koyan kimlerdir?

Hadi, sıkıysa konuşturun köylüleri… Aralarından bir tanesi konuşup, “faili meçhul” olmak ister mi acaba?

Bu konuda anlatacaklarım çoktur. Tezgah Fetullah Terör Örgütü’nündür, “Ergenekon safsatalarıyla ilişkilendirilmek adına” tezgahlanmıştır, fakat Vatandaş Kenan bunu yememiş ve “kaza”nın olduğu gün internet sitesinin en üst sayfasında yer vermiştir.

Ergenekon safsatalarının geçmiş dalgalarını hatırlayın. Geçin dalganızı bakayım… 11’inci dalga mıydı? “Baykal’a ve Bahçeli’ye de Ergenekoncular tarafından suikast düzenlenecekti…” Bu lafları ben etmedim. Hizbullahçı Tayyip’in Ergenekon savcıları haber verdiler. Fakat içlerinde Muhsin Yazıcıoğlu da var” diyemediler…

Oysa Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği kırmızı helikopter’in arka pervanesine “uzaktan kumandalı bombalı düzenek” kondu. Havalandıktan kısa bir süre sonra patlatıldı. Pilot ve yolcular yüksek gürültü çıkaran helikopterin motor sesi sebebiyle patlamayı duymadı fakat pilot kontrolü kaybederek uzun bir süre alçaktan uçtu. Üstelik pilot acemi ya da sıradan bir pilot değil, bir çok tehlikeli durumda bile kullandığı helikoptere hükmedecek tecrübeli bir pilottu ve bu olayda çaresiz kaldı, aracını yükseklere havalandıramadı.

Çok yoğun sis olduğu, dondurucu soğuk olduğu doğru fakat yoğun bir kar yağışı olduğu yalandır. Yoğun bir kar yağışı olsaydı helikopteri tamamen kapatırdı.

Helikopterde bir radar cihazı vardı ve yoğun siste bile karşısına çıkacak dağları ve tepeleri fark edebilirdi. Helikopter çok alçaktan uçarak 150 metrelik bir tepeye çarparak infilak etti. Oysa bu helikopterin yüzlerce metre yüksekten uçması gerekiyordu, çünkü yolu uzundu.

Yerden yüksekliğini gösteren cihazın çalışmaması söz konusu olamazdı. Pilot hatası olamayacağı gibi, pilotun Muhsin Yazıcıoğlu’nu bilerek ve isteyerek öldürebileceği de düşünülemezdi.

Bu tezgah Ergenekon safsatalarının bir parçası olarak düzenlendi fakat Fetullahçıların elinde patladı.

Bölgeye giden ve iki gün sonra ancak ulaşabilen ilk kurtarma timi gelmeden saatler önce Fetullah Terör Örgütü’nün elemanları olan subaylar, bildikleri tezgahın delillerini sildiler. Helikopterin içinden bazı cihazları sökerek yok ettiler.

Helikopter düştükten sonra İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servisi aramıştır. Bu konuşmada bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ'ın inlediğini, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe'den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ise ortada olmadığını söylemiştir.

Bu konuşmalar İsmail Güneş'in son konuşması olmuştur. Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dâhil 6 kişinin cesedi, arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulunmuştur.

Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil 115 km uzağındaydı.

Alman bilirkişilerin bile içinden çıkamayacağı bu tezgah öyle bir ustalıkla hazırlanmıştı ki, bu iş için uzmanlaştırılmış Fetullahçılar bile başarılarına hayran kaldı. Bundan daha temiz bir iş olamazdı.

Hadi buyurun, sıkıştırın Hizbullahçı Tayyip’i… Telefon sinyallerini birkaç dakikada kesin ve net bulabilecek bir teknolojiye sahip olan Türkiye, nasıl ve hangi sebeple 115 km ötede 48 saat oyalandı?

Enkazdan 500 metre uzaklıktaki gazeteciye, kurtarma timindeki 3 bin kişi ve 25 helikopter nasıl ulaşamadı? Donup ölmesi mi beklendi? Anlatacaklarını hiç kimsenin duymaması mı gerekti?

Acaba bu yaşananlar Tayyip’in helikopterinin başına gelseydi, Tayyip kaç saniye sonra kurtarılırdı?

Bu olayda en dikkat çekici kısım: Kurtarma timinin başına geçerek her yere telsiziyle emirler yağdıran ve köylülerin ısrarla işaret ettikleri yöne değil de ters yöne insanları gönderen bu Hizbullahçı zat kimdir?

İşte bu Hizbullahçıyı bulup konuşturursanız, Muhsin Yazıcıoğlu’nu Tayyip'in emriyle  Hakan Fidan ve MİT ajanları tarafından öldürüldüğünü bulursunuz...

Suç delillerini yok eden Binali Yıldırım ve çetesi...


11/11/2012

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Kapatıldı)




MİT, TAYYİP'İN EMRİYLE SUİKAST 
PLANLARI YAPMAYA DEVAM EDİYOR
ÇOK SAYIDA TOPLU KATLİAMLAR YAPACAKLAR
MİTİNGLERİ KANA BULAYACAKLAR




FACEBOOK,
TÜRKİYE'DEKİ TERÖRE
DESTEK VERİYOR

TAYYİP’İN EMRİYLE MİT, TEMİZLİĞE DEVAM EDİYOR
ANKARA’NIN GÖBEĞİNDE DEVLET TERÖRÜ


RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN KATLİAM EMRİNİ VERDİĞİNİ
 SEKİZ GÜN ÖNCE KAMUOYUNA SUNDUM, ERTESİ GÜN 
 https://www.facebook.com/esrehber 
İSİMLİ FACEBOOK SAYFAM KAPATILDI...


ULUSAL KATİLİMİZ TAYYİP VE  DEVLETİN TERÖR ÖRGÜTÜ MİT

Reyhanlı Katliamı:

52 kişinin öldüğü, 146 kişinin yaralandığı korkunç olayda Recep Tayyip Erdoğan, saldırının Suriye gizli servisi tarafından yapıldığı ileri sürdü. Katliamın arkasından El Kaide terör örgütü çıktı. MİT, katliamın yapılacağını bir ay öncesinden tespit edip Recep Tayyip Erdoğan’a bildirmesine rağmen hiçbir önlem alınmadı. Jandarma Eri Utku Kalın’ın istihbarat yazışmalarını Redhack’e sızdırmasıyla olay ortaya çıktı.  Reyhanlı Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, El Kaide teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Diyarbakır Katliamı:

Patlamadan birkaç gün önce bombayı koyan Orhan G’nin gözaltına alındığı  ve serbest bırakıldığı anlaşıldı.. Herkes miting meydanına didik didik aranarak girerken bu şahıs aranmadı. O kadar büyük bomba aranmadan miting meydanına soktu. Saldırgan bombayı bıraktıktan sonra elini kolunu sallaya sallaya alandan çıktı. Recep Tayyip Erdoğan PKK’yı suçlarken, katliamın arkasından IŞİD çıktı. Diyarbakır Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Suruç Katliamı:

Suruç Katliamının bombacısı Abdurrahman Alagöz olduğu ortaya çıktı. Katliamda canlı bomba olarak intihar etti. Abdurrahman Alagöz IŞİD terör örgütü üyesiydi.  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmada gizlilik kararı alındı.  Suruç Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı.

Ankara Katliamı:

Şimdi Ankara katliamı ve resmi makamlara göre 97 kişi öldürülmüştü…
Oysa gizlenen rakam 127 kişi…

Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmaya gizlilik kararı alındı…

Seçim arifesinde neden bu katliam tezgahlanmıştı?
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri, muhalefet partisine oy yerenlerin miting alanlarından kaçmasını mı istiyordu?

AKP mitinglerinde kuş uçurtmayan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin seçim mitinglerinde ve protesto yürüyüşlerinde halkın güvenliğini neden ihmal etmişti?

Ölen 97 kişinin arasında polis yoktu…
Her mitingde halkın arasında görev yapan sivil polisler ve MİT ajanları, Ankara mitinginde neden yoktu?

Katliam yapılacağını polis ve MİT biliyor muydu?

Evet…. Maalesef biliyordu…

Emir büyük yerden, Recep Tayyip Erdoğan’dandı…

Tezhag MİT’in ve Hakan Fidan’ın projesiydi…

Maşa her zaman olduğu gibi IŞİD militanlarıydı…

Kenan Akkuş (esrehber)
10/10/2015

NOTUlusal Katilimiz  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla bir çok Facebook sayfam kapatılmış, bir çok sayfam engellenmiştir. Devletin terör örgütü MİT, katliamlarda Facebook yönetimiyle ortaklık yapıyor. İhbarlar engelleniyor. Kamuoyuna suç duyurusunda bulunuyorum.