29 Temmuz 2014 Salı

TAYYİP CUMHURBAŞKANI OLURSA NELER OLACAK?


TAYYİP CUMHURBAŞKANI OLURSA NELER OLACAK?

Tayyip ve rüşvetçi çetesi için Cumhurbaşkanlığı makamı, çantada keklik…
Halk oylamasıyla Tayyip’in birinci adam olacağı kesin…
Her türlü sahtekarlık projeleri tamam…
Yüksek Seçim Kurulu’nun bilgi işlem merkezi Tayyip’e çalışacak…
İlçe Seçim Kurulu Başkanları Hakimlerimiz Tayyip’e çalışacak…
Yine yüz binlerce Suriyeli, Iraklı, Afrikalı göçmen kardeşlerimiz, her ay devletten aldıkları bin liralık yardımın karşılığını sandıkta Tayyip’e oy vererek minnetini gösterecek.
Yine mezarda yatan on binlerce cesedimiz Tayyip’e oy verecek…
AKP denen zift karası partinin namussuzları her türlü “sadakat projesi”ni dizayn etti.
Sahtekarlara ceza da yok…
Hatırlayın yerel seçimleri…
Binlerce sahtekarlık ve hırsızlık tutanağı tutuldu…
Bir tanesi bile Yargı’ya ulaşmadı, İl Seçim Kurulu Başkanları Hakimler tutanakları yırttı.
Çünkü hırsız namussuz sahtekarların hepsi AKP’liydi…
Bu olay bir ilkti, son olmayacaktı…

***

Ülkemizde her şey değişti
Değişmeyen ne kaldı, bulamıyorum.
Kapatılan Atatürkçü siteler bir yana…
İnternette bir tane bile porno sitesi kalmadı.
Demek ki sapıklarımız porno seyretmek için başka yollar deneyecek.
Mesela gizli kameralar, röntgenler falan…
Yakın bir gelecekte gözleri oyulmuş sapıklarımız teşhir edilebilir.
Olacağına bak…

***

Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Ordu, şimdi Tayyip’in uydusu.
GIK’ları çıkmıyor…
Çünkü yöneticilerinde korku var: GÖT KORKUSU…
“Bismillah” denecek ve Yeni Anayasa yazılacak.
Sistem ne olacak?
Başkanlık sisteminde Cumhuriyete yer yok…
Ülkemizin adı ne olacak?
Türkiye Devleti mi olacak?
AMD mi olacak? (Anadolu Medeniyetleri Devleti).
Tayyip, “Türk” kelimesinden nefret eder.
Milliyetçilikten nefret eder.
Türkiye demek, Türklerin yaşadığı ülke demek.
Ülkemizin adının değişmesi söz konusu.
Yardımcı olmak boynumuzun borcu:
Selçuklu Devleti’nin kurucusu kimdi?
Selçuk Bey…
Osmanlı Devleti’nin kurucusu kimdi?
Osman Bey…
Tayyipli Devleti neden olmasındı?
Ya da TEYYUPLU DEVLETİ…
Tayyip’in asıl ismi Teyyup… Rahmetli Rum dedesinin adı: TEYYUP…
Teyyup Bey’in, Osman Bey’den, Selçuk Bey’den nesi eksik?
İkisi de Türklüğünden utanmamış mıydı?
Türk adı altında devlet kurmak varken, neden Osmanlı, neden Selçuklu?
… ve şimdi neden olmasın TEYYUPLU?

Bence en uygunu bu: TAYYİPLİ RUM DEVLETİ…
Tayyip’in anne tarafı Gürcü yahudisi, baba tarafı Rum olduğu belgeli iken…
Devletimizin isminin değiştirilmesi konusunda şüphe duymak hakkım.
O şüpheyi Türk Milleti olarak hepimiz duymalıyız.
Kaygı içinde Yeni Anayasa’nın yazma işlemini takip etmeliyiz.
Tayyip’in ve çetesinin, yaklaşık on iki senedir yaptığı icraatlar ortada:
Okullarımızın tamamı İmam Hatip’lere dönüştürüldü.
Bunun adı DARBE mi? DEVRİM mi?

Adı ne olursa olsun, adı darbeciye çıkmış emekli komutanlarımıza hak verir oldum.
Olabilecekleri görmüşler, gerektiği yerde muhtıra, gerektiği yerde darbe…
Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası adına irtica ile savaşmak…
Sitemlerim şudur ki devamını görememişler:
Günün birinde intikam hırsıyla kodeslere tıkılacaklarını…
Kodeslerde çürütüleceklerini tahmin edememişler.
Şimdiki akılları olsa, olaylara karışmış gençlere işkence etmez, onların yerine Tayyip’in din maskeli akıl hocalarını bir bir sallandırırlardı:
Mason Fetullah, Kürt Milliyetçisi Korkut Özal, Girit Rumu Bülent Arınç…
Bu konuda pişmanlık duyduklarına inanıyorum.
Fakat henüz geç değil…
Sabah olmadı…
Güneş doğmadı…
İntikamsa… İntikam…
Adını da koyalım: İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI
Bu savaşta OY’lar Ekmel İhsanoğlu’na akmalı…
Gazamız mübarek olsun…
Rabb’im utandırmasın… 

(Kenan Akkuş)



TAYYİPİN KAÇAK VİLLALARINA NE OLDU?
Hırsız Tayyip’in İzmir/Urla sınırları Zeytineli dolaylarında kendisi ve ailesi için yapılan villaların bulunduğu arazinin 1. derece sit alanı olmasına rağmen usülsüz şekilde 3. derece sit alanı haline getirilmesi, imara açılmadan arazi üzerinde binaların yapılmaya başlanması büyük bir skandaldı fakat örtbas edildi.

Aslında Latif Topbaş, deniz koyunu özel tahsisli olarak imara açtırarak yaptığı kaçak villaları yasal hale getirmek istemektedir.

Kaçak villaları yaptığı koy 1. Derece Sit Alanı içinde bulunması sebebiyle imara açılamamış, arazinin imara açılabilmesi için 2 villa Hırsız Tayyip’e rüşvet olarak verilmiştir.
HIRSIZ TAYYİP, RÜŞVETÇİ LATİF TOPBAŞ VE ÇETESİNE SUÇLAMALAR İŞTE:

-Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak, Yönetmek, Üye Olmak, Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek
-Rüşvet Vermek, Rüşvet Almak, Rüşvete Aracılık Etmek
-Resmi Belgede Sahtecilik
-İhaleye Fesat Karıştırmak
-İrtikap
-İmar kirliliğine yol açmak
-Pasaport Kanuna Muhalefet
-Suçtan Kaynaklanan Malvarlığını Aklama

Suçlamalar ve belgeler bu ülkenin Başbakanı’na yönelik olduğu için iddianame yazılamamakta, dava açılamamaktadır.

Bu kaçak villaları yıkma teşebbüsü üzerine hırsız Tayyip, İzmir Valisi Cahit Kıraç’ı görevinden almıştır.
VİLLALARI YIKMA TEŞEBBÜSÜ VALİYİ UÇURDU

Arazinin imara açılabilmesi için 1. Dereceden 3. Derece Sit alanına dönüştürülmesi gerekmiştir.

Bu aşamada, 2012 Şubat ayında dönemin İzmir Valisi M.Cahit Kıraç’ın SİT alanında bulunan Topbaş’ın daha önce yaptığı villaları “Yıkacağım” demesi üzerine Topbaş valiyi Erdoğan’a şikayet eder.

Konu ile ilgili 05.01.2013 tarihinde MUSTAFA LATİF TOPBAŞ ile 9053XXXXXXXX numaralı telefonu kullanan R. Tayyip ERDOĞAN arasında 16:47 sıralarında gerçekleşen görüşmede;

M.LATİF TOPBAŞ: “Abi bunu söylemeyi unuttum ya abi şu İzmir Valisi’ne telefon açtırsan da bizim oraları biraz şey yapıyor adam yani”
R. TAYYİP ERDOĞAN: “Ne yapıyor?”
M.LATİF TOPBAŞ: “Yıkmak mıkmak diye bir şeyler yapıyor.”
R. TAYYİP ERDOĞAN: “Büf…”
M.LATİF TOPBAŞ: “Ha evet bazı yerleri…”
R. TAYYİP ERDOĞAN: “Yani evlerle ilgili mi?”
M.LATİF TOPBAŞ: “Ha evlerle ilgili falan onu biz zaten mahkemeye gittik onu birinci dereceden üçüncü dereceye çevirmek için müracat ettik, orda zaten birinci derecelik bi şey yok, yani tarih eser yok, bi şey yok, birisinden bi haber atarsanız inşallah”
R. TAYYİP ERDOĞAN: “Nerden çıktı bu?”
M.LATİF TOPBAŞ: “Vallah bilmiyorum işte herkes bi şey karıştırıyor yani mühim bi şey değil de…”

Bu görüşmeden sadece 4 ay sonra Mayıs ayında Vali Mustafa Cahit KIRAÇ kararnameyle İzmir Valiliğinden alınıyor.

ŞİMDİ VALİLER BAŞSAVCI…
SAVCILAR EMRİ VALİLERDEN ALIYOR…
ESKİŞEHİR BAŞSAVCISI GÜNGÖR AZİM TUNA’YI GÖREVE DAVET EDİYORUZ:
AKP KURUCUSU KATİL ILGAZ MAFYASININ KAÇAK VİLLALARI KONUSUNDA SORUŞTURMA BAŞLATINIZ…
İZMİR URLA’DAKİ BAŞBAKAN’A AİT İKİ ADET LÜKS VİLLA HAKKINDA VERİLEN YIKIM KARARI EMSALDİR…
LÜTFEN İLGİLİ MAKAMLARI GÖREVE DAVET EDİNİZ…
ESKİŞEHİR VALİSİ GÜNGÖR AZİM TUNA’YA 

Eskişehir Odunpazarı Sümer Mahallesi’nin ortasında yer alan 2600 yıllık Frigya höyüğünün çevresi (45 kaçak villa dahil, Sarar Tekstil fabrikası dahil, yol kenarında sıralanmış fabrika binaları dahil, Fahri'nin arazisi dahil) Porsuk Çayı ile Kütahya yolu arasında kalan toprak altında antik şehir vardır ve Eskişehir turizmine kazandırmak için 10 senedir mücadele ediyorum.

Konuyla ilgili siz Sayın Vali'ye iki sorum var:

SORU 1). 2863 sayılı sit alanı yasası, nasıl ki Fahri'ye kendi arazisinde çivi dahi çaktırmıyorsa, Ilgaz mafyasının 45 kaçak villası, Sarar Tekstil fabrikası ve yol kenarındaki fabrika binaları yıkılmak zorundadır. Şehir içinde başka fabrika bırakılmadığından, Sarar Tekstil de zaten yasa gereği şehir dışına taşınmak zorundadır.

Yılmaz Büyükerşen, Ilgaz mafyasına "yüzde 10 inşaat yapabilir" belgesi verirken, aynı araziyi paylaşan Fahri'ye çivi dahi çaktırmamaktadır. Çünkü Fahri, Yılmaz Büyükerşen'e rüşvet yedirmemiştir. Fahri, kendi arazisinde ailesiyle birlikte bir konteynerde yaşamaktadır.

Yılmaz Büyükerşen'e milyonlarca dolar rüşvet veren Ilgaz mafyasına paşa muamelesi yapılırken, konteynerde yaşayan Fahri'ye köpek muamelesi yapılmaktadır.

Eskişehir’de Adalet bu mudur?

SORU 2). 45 kaçak lüks villanın yer aldığı Ilgaz sitesinin tam ortasından geçen “Eski Değrimen Yolu”, Odunpazarı Belediyesi’nin kayıtlarında “umuma açık” olarak gözükmektedir. Bu yolun her iki girişinde barikatlar vardır ve özel güvenlik elemanları tarafından korunmaktadır.

Bu durum Anayasal suçtur. Umuma açık olan bir yolu hiç bir şahıs kapatamaz, halkın geçmesi engellenemez.

Eskişehir’de Adalet bu mudur?

Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, bu iki adaletsizlik örneği hakkında işlem yapmalıdır.

Saygılarımla… 18/02/2014
Kenan Akkuş


ÖZERK KÜRDİSTAN EYALETİ BAKIN NASIL KURULUYOR
TAYYİP’İ YÖNLENDİREN YAHUDİ KADIN: AYLA BAKKALLI
Fotoğrafta Tayyip’i yönlendiren Yahudi çete örgütünü görmektesiniz.

Kendisini Kırım Türkleri’ne adayan(!) Ayla Bakkallı da bu Yahudi çetesi içinde ve Yahudi Tayyip’e ayar veriyorlar.

Mason iş adamlarından yüklü meblağlarda para temin ederek Tayyip’in seçim çalışmalarına destek sağlıyorlar.

ŞİMDİ KONUMUZA GELELİM:

Tayyip Erdoğan cezaevinden çıktıktan hemen sonra 16 Temmuz 2000 tarihinde, American Jewish Comitte(Amerikan Yahudi Komitesi)’nin davetlisi olarak ABD’ye gitti. Ayrıca burada JINSA(Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü) yetkilileri ile de görüşmeler yaptı… Fetullah’ı ihmal etmedi, çiftliğine giderek elini öptü, AKP’nin temeli burada atılarak hocasından icazet aldı.

Tam bir sene sonra 2 Temmuz 2001 tarihinde Bakkallı adlı lobi şirketi, Recep Tayyip Erdoğan’a bir yazı gönderdi. New York’tan gönderilen ve ismine memorandum denilen bu yazıdaki belirtilen talepler, Tayyip Erdoğan tarafından Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne hemen hemen aynı ifadelerle geçirildi. Bu talep şuydu:
“TÜRKİYE’NİN ŞEHİR DEVLETLERİNE AYRILMASINI TALEP EDERİM”

Bakkallı Lobi Şirketi, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçilerinden Abramoviç tarafından yönlendirilmekteydi. Abramoviç ise CFR üyesidir. (CFR, Councel of foreign Relations (CFR) adlı kuruluş, ABD merkezli ve dünya egemenliğini amaçlayan üst düzey elitlerin üye olduğu küresel bir masonik kuruluş olarak biliniyor

Lobi şirketinin sahibi olarak görülen Ayla Bakkallı ise uzun yıllar önce Türkiye’den Amerika’ya göç etmiştir. Ayla Bakkallı, 2002 yılında Güney Afrika’da düzenlenen ve başkan Bush’un da katıldığı “Dünya Forumu”nu da yöneten kişidir.

2 Temmuz 2001’de kendisine gönderilen memorandumun hemen ardından Tayyip, 4 Temmuz 2001’de özel davetle ABD’ye çağırıldı… Dünyayı yönetmeyi amaç edinmiş CFR’nin en büyük isteği şehirleşme adı altında eski Yunan tarzı şehir devletleri modelini gündeme getirip, devlet yöneticilerine teklif ediliyordu.

Tayyip Erdoğan’a da, “bu politikaya uyması halinde destek göreceği” söylendi. Erdoğan da onları kırmadı ve “küreselleşmenin şehir devletleri planı”nı, parti programı haline getirdi... AKP Programı ve Tüzüğü, memorandumda belirtilen küreselleşmenin olmazsa olmaz kuralları olarak anlatılan hükümler gereğince hazırlanmıştır…

İşte New York’tan "siyonist Amerika"dan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderilen söz konusu memorandum:

“Mr. Erdoğan,

Sizin küreselleşme ile demokrasi ilişkilerini bağdaştırma yönündeki adımlarınız, Türkiye’ye kriz sırasında destek olan uluslararası güçler tarafından da kabul görecektir. Ankara, küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp, kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir…Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız…”

Belgede “dünya” kelimesiyle kastedilen, uluslararası güç merkezleridir. Yani dünya hükümeti kurmaya çalışan örgütlerdir. “Ankara” kelimesinden de Genelkurmay anlaşılmalıdır!

Şimdi de Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne bir göz atalım:

Ak Parti’nin kuruluşuna temel dayanak olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yanında, “başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi olmak üzere TBMM tarafından onaylanmış uluslar arası belgeler” gösteriliyor (Ak Parti Tüzüğü, S.15)…

Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye’de kurulan bir siyasi parti için yeterli bir dayanaktır. Uluslararası belgelerin bir siyasi parti kuruluşuna dayanak olarak gösterilmesi ilk defa rastlanan bir durumdur!

Tüzükte, “Ak Parti, insanların farklı inanç, düşünce, ırk, dil, ifade etme, örgütlenme ve yaşama gibi doğuştan var olan tüm haklara sahip olduklarını bilir ve saygı duyar. Farklı olmanın, ayrışma değil, pekiştirici kültürel zenginliğimiz olduğunu kabul eder” deniliyor( Ak Parti Tüzüğü, S.17).

Kurucular Kurulu kitabının 10′uncu sayfasında “Toplum içindeki farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesini ve çoğulculuğu takip edilmesi gereken sosyal ilkeler olarak görürüz” denilerek aynı bakışın altı çiziliyor…

Bu ifadelerden anlaşılan, milletin ortak değerlerini öne çıkarmaya dayalı uluslaşma süreci yerine, milletin farklı özelliklerini ortaya çıkarmaya dayalıküreselleşme adlı şehir devletleri sürecinin benimsenmesidir…

Parti programının 16′ıncı sayfasında “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, toplumumuzun çimentosudur”…

Programın 15′inci sayfasında “Resmi dil ve eğitim dili Türkçe olmak şartıyla, Türkçe dışındaki dillerde yayın dahil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesini, partimiz ülkemizdeki birlik ve bütünlüğü zedeleyen değil, güçlendiren ve pekiştiren bir zenginlik olarak görmektedir”…

Parti kurucularının tanıtıldığı Kurucular Kurulu kitabının 8′inci sayfasında “Partimiz merkeziyetçi devlet anlayışından vazgeçilmesini öngörür” denilmektedir… Merkeziyetçilikten vazgeçileceğinin öne çıkarılması, söz konusu memerandumda “küreselleşme” diye dayatılan politikaların uygulanacağının bir başka göstergesidir!..

Yine Kurucular Kurulu kitabının 11′inci sayfasında da “Partimiz küreselleşmenin gerektirdiği yapısal dönüşümlerin kaçınılmazlığını ve en az maliyetle gerçekleştirilmesini savunur” denilmektedir…

Hemen arkasından 12′nci sayfada, “Partimiz, eğitim hizmetlerinin yerelleşmesinden ve özelleştirilmesinden yanadır” ifadeleri ise, “eğitimde birlik” anlayışına son verme isteklerinin bir göstergesidir..

Programın 35′inci sayfasında, “Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağıdır” denilmesi, Tayyip Erdoğan’a verilen memorandumdaki taleplerin birebir kabul edildiğini ortaya çıkarmaktadır…

Erdoğan’ın, kendisine verilen memorandumdaki dayatmaları aynen kabul ettiğinin bir göstergesi de, programın 35′inci sayfasındaki, “Partimiz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olarak, anayasal sistemimize yerel yönetim hakkının dahil edilmesini sağlayacaktır. Yerel yönetimlerin yargı yoluna gidebilme hakkı dahil ilgili tüm düzenlemeleri gerçekleştirecektir” ifadesidir…

Kısacası Ak Parti programı, tüzüğü ve Kurucular Kurulu kitaplarından yaptığımız bu alıntılar göstermektedir ki Tayyib, kendisine gönderilen memorandumdaki “Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” talebine itaatsizlik etmemiştir!

8 Ağustos 2001’de, İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short, parti kurma hazırlıklarını sürdüren eski İstanbul Belediye başkanı Tayyip'i ziyaret eder… Ziyaretin ardından yaptığı açıklamada Short, şunları söyler: “Bildiğiniz gibi biz, çoğulcu demokrasiden yanayız. Bu parti(AKP) de bu düşünceyi destekliyor. Böyle bir partinin kurulması bizi mutlu eder”…

Tayyip'in nerelere gittiğini işte yukarıdaki sözler belgeler... Amerikan sisteminde var olan Başkanlık Sistemi benimsenmiş, şehirler ve bölgeler ise "eyaletler" şekline dönüştürülürken, özerklik sunulacak eyaletler arasında "Kürdistan devleti" değil, "Kürdistan Eyaleti" de yer alacaktır. Yani: "Laz Eyaleti", “Boşnak Eyaleti", "Çerkez Eyaleti", (Kürt eyaleti) değil Kürdistan Eyaleti...

Bu sistem içinde "Türk Eyaleti"ne yer yok...

Kenan Akkuş(esrehber)


TAYYİP CAMİLERE 100 BİN MELE (MOLLA) ATADI
Elli bin adet MELE (molla), Tayyip’in emriyle sözleşmeli personel olarak devlet kadrolarına atandı.
Elli bin tanesi de yolda… 
Camilerde Kur’an eğitimi verecek.
BDP’li seçmenin aklını çelecek…
Ülkeye barış gelecek…
Cemaati, İslam Ordusu’nu örgütleyecek…
Kimler camiye gelmiyor, fişleyecek…
Ajanlık yapacak…

****
Mele denilen bu ajanların MEDRESE isimli okullarda yedi sene eğitim aldıkları…
Bu okulların, mezunlarına “icazet” adı altında belge düzenledikleri…
İslami konularda uzman yetiştirdikleri söyleniyor.

Olmayan aklımın almadığı konuları dile getirmek istiyorum:

Tekke ve zaviyelerin kanunlarla yasak olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde MEDRESE ne demektir?

Her eğitim kurumunda olduğu gibi bu medreseler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı mıdır?

Medreselerin müfredatı nasıldır?

Öğretim üyeleri kimlerdir?

Verdikleri “icazet” yasal mıdır?

Kanunlarımızda yeri neresidir?

Hayatımda hiç görmediğim bu medreseler nerededir? Hangi şehirdedir? İsimleri nelerdir?

Yasal olmayan bu medreselerin hazineden payı ne kadardır?

Emniyet Müdürlüklerinde ve polis merkezlerindeki mescitlere kaç tane mele atanmıştır?

Türk Silahlı Kuvvetleri mescitlerine kaç tane mele atanmıştır?

Camilerde görevli hocalara ve imamlara maaş ödenirken, üçüncü bir şahıs olan melelerin atanması ruh hastalığı mıdır?

Meleler, İlahiyat Fakültesi mezunlarından daha mı uzmandır?

Devletin resmi okulu İmam Hatip’ler varken… İlahiyat fakülteleri varken, medreselerden mele atamak nedendir?

Eğer bu ülke demokrasi ile yönetiliyorsa, başımızdaki devlet büyükleri de kendi çıkardıkları 3071 sayılı kanuna uyuyorlarsa, bu sorularımın cevaplarını lütfedip versinler.

Ben bir vatandaşım. Bilgilendirilmek istiyorum kardeşim.

Kenan Akkuş (esrehber)


AKP’NİN ALIN TERİ ÇALAN NAMUSSUZLARI
Fotoğrafını gördüğünüz bu şahıs Ankara’da bir işadamı.
Adı Neşet Şengün…
Sahibi olduğu şirketlere bakılırsa yaptığı iş: Güvenlik, gıda, temizlik, ilaçlama vs…
Araştırdığımızda bu şahısın işadamı olmadığını öğrendik.
Bir taşeron…
Hiç tanımadığı, bilmediği kurumların çalışanlarını kendi şirketinde çalışıyor göstererek aracılık yapar ve bu iş karşılığında devletten işçi başına 450 TL alır.
Emrinde 50 bin işçi olduğu söyleniyor…
Eskişehir’de bile 500’den fazla işçinin taşeronluğunu yapıyor.
Ankara nere… Eskişehir nere…
Nasıl aldın bu işi taşeron Neşet efendi?
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir…
50 bin işçi çalıştırıp(!) kişi başına aldığı 450 TL’yi çarparsak…
Ayda 22 milyon TL cebine giriyor.
Eski paramızla 22 trilyon lira…
Aklınız alıyor mu?
Banka çalıştırıyor mübarek… Para basıyor…
… ve bu adamın hiçbir masrafı yok…
Yukarılara(!) yedirdiği köftelerden başka…
Peki köfteyi kimler yiyor?
İktidarda kimler varsa işte onlar: AKP’liler…
… ve Tayyip…
Ballı kaymaklı köfteleri vampir taşeronlarla paylaşmak varken…
Tayyip hazretleri neden işçileri taşeronların elinden kurtarsın da devlete kadrolu işçi yapsın, başına bela alsın?
22 trilyonu bir arada görmediğimiz için önemsemiyoruz.
Fakat gasp edilen her kuruş yetimin hakkı, fakirin hakkı, fukaranın hakkı, alın teri…
Tayyip denen gavat fakiri fukarayı, taşeron ünvanlı bu orospu çocuklarına mahkum ediyor…
Beş sene önce verdiği sözleri unutmuşa benziyor…
Ne diyelim?
Allah belanı versin Tayyip…
Boyun posun devrilsin…

Kenan Akkuş (esrehber)
Meraklısına, işte adresi: http://www.ongroup.com.tr/s-10/guvenlik-gida-temizlik-ilaclama-hizmetleri-genel/firma-profili.php


2600 YILLIK FRİGYA HÖYÜĞÜNÜN YAĞMALANMASINA
GÖZ YUMAN RÜŞVETÇİLER NE ZAMAN HESAP VERECEK?
Rüşvetçilerden biri öldü: Şimdi öbür dünyada hesabını veriyor…
Rüşvetçilerden ikincisi sürüldü…
Baş rüşvetçi ise hala görevi başında…

ESKİŞEHİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRÜR ALİ OSMAN GÜL

Birinci dereceden korunması gereken antik sit alanını yağmalattığın için…
2600 yıllık Frigya Krallığı mezarını yağmalattığın için…
70 adet sahte ruhsatlı kaçak villaya göz yumduğun için…
Seni Türkiye’nin en namussuz adamı ilan ediyoruz…

AKP’li Ilgaz mafyasından yediğin 2 milyon dolar götünden kan olup aksın…
Çoluğunun çocuğunun en ince yerinden çıksın…
Namussuz pislik…

Kenan Akkuş (esrehber)

22 Temmuz 2014 Salı

BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN RUH VE SİNİR HASTANESİ'NİN RÜŞVET KARŞILIĞINDA SAHTE RAPOR DÜZENLEYEN BEŞ OROSPU ÇOCUĞU DOKTORUNU DEŞİFRE



BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN RUH VE SİNİR HASTANESİ'NİN      RÜŞVET KARŞILIĞINDA SAHTE RAPOR DÜZENLEYEN
            BEŞ OROSPU ÇOCUĞU DOKTORUNU DEŞİFRE
 
 Eskişehir'de AKP kurucusu pislik bir mafyanın cinayetlerini ortaya çıkarmaya çalışıyordum.
Mafya olarak kamuoyuna sunduğum şirketin ismi Ilgazlar AŞ...
Patronları beş ortak:
Şenol Ilgaz, Mustafa Ilgaz, İsmail Ilgaz, Mehmet Ilgaz, Asım Çınar...
Üç pisliğin fotoğrafı işte:


Belgeli suçları: Beş cinayet, uyuşturucu ticareti, kara para aklama, antika kaçakçılığı, amirlere memurlara rüşvet, sahte ruhsatlı kaçak villa inşa etmek, sit alanlarını yağmalamak, vergi kaçakçılığı, hırsızlık, darp, gasp...

Bir gün polis tarafından gözaltına alındım. Nezarethaneye atıldım.

Eskişehir savcılarından Celalettin Karanfil ve Ekipler Amirliği'nde görevli Yozgatlı polis memuru Ömer tarafından şahsıma komplo kurulmuştu.

Bu komploya Eskişehir Devlet Hastanesi Doktorlarından Psikiyatri uzmanı Gönül Baylan Kaygısız'ı da dahil ettiler ve "Bakırköy Akıl Hastanesi'ne kapatılması uygundur" şeklinde sahte rapor düzenlettiler.

Ertesi gün iki polis nezaretinde İstanbul Bakırköy Akıl Hastanesine götürülerek  ADLİ SERVİS’e kapatıldım.

Daha önce Esk 3. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Murat Karahisar tarafından yargılanmıştım ve "İftira suçu işlediğim yolunda kuvvetli şüpheler bulunduğu" için beni Mazhar Osman'a sevk etmişti. 

Asliye ceza mahkemesine itiraz hakkı tanıyan hakim, işlediğim iftira suçlarını sorduğumda cevap vermemiş, mahkeme tutanağına ısrarla yazılmasını istemiştim. Fakat tüm hakimlerin yaptığını Murat Karahisar da yaptı, anlattıklarıma tutanakta yer vermedi.

Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne yazdığım itiraz dilekçem, bizzat Başsavcı Gökhan Karaburun tarafından yırtıldı.

İşte mahkeme kararı:


Mahkeme kararında görüldüğü üzere bir Adli Tıp Uzmanı ve Devlet Hastanesi Ruh sağlığı uzmanından bahsedilmektedir.

Bu iki uzman  beni muayene etmeden "Mazhar Osman'a sevki uygundur" raporu vermiş. Her ikisini de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbar ettim fakat sonuç alamadım. Eskişehir Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Gönül Baylan Kaygısız'ın sahte raporu, sahtekar savcılarca her iki kuruma gönderilmiştir. (Adli Tıp ve Bakırköy Mazhar Osman).

BAŞSAVCI GÖKHAN KARABURUN'UN YIRTTIĞI İTİRAZ DİLEKÇEM İŞTE





 
 İstanbul Bakırköy Hastanesi’nde heyete dahi girmeden  deli raporu sahibi oldum.
Yüzünü görmediğim, bilmediğim doktorlar, uydurma raporun altını imzalamışlardı.


RÜŞVET KARŞILIĞINDA İSTANBUL BAKIRKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTANESİ'NİN
          HEYETE GİRMEDİĞİM HALDE ŞAHSIMA DÜZENLEDİĞİ SAHTE RAPOR İŞTE BU


ŞAHSIMA RÜŞVET KARŞILIĞINDA UYDURUK DELİ RAPORU DÜZENLEYEN  OROSPU ÇOCUKLARININ İSİMLERİ:
Dr. Latif Ruhşat Alpkan (Bakırköy Akıl Hastanesi Başhekim Yardımcısı)
Dr. Niyazi Uygur
Dr. Nevzat Satmış
Dr. Cem Tüz
Dr. Şeref Özer
Dr. Fatih Öncü
...VE RÜŞVET YİYEREK DELİ RAPORUNA ÖNCÜLÜK EDEN İKİ OROSPU:

Dr. Gönül Baylan Kaygısız
Eskişehir Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı

Dr. Bilge Akyüz
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hast. Pratisyen Doktor.

POLİS ZORUYLA  BAKIRKÖY AKIL HASTANESİNE KAPATILDIĞIMIN BELGESİ

İnternet siteleri yapmaya, hakimlerin ve savcıların nasıl yasadışı işlere bulaştıklarını ayrıntılarla anlatmaya çalıştığım bir sırada yine gözaltına alındım. Yine mahkeme düzenlenmiş. İfadem yok, savunmam yok, itiraz hakkı, tebligat, hiçbir şey yok… Tekrar Akıl hastanesine kapatıldım. Fakat bu defa bana zırdeli muamelesi yapıyorlar, çok ağır ilaçlar verip iğne yapıyorlardı. Kafamı kaldıramıyordum, bana neler yapıldığını anlayamıyordum. Ellerim ve yüzüm sürekli uyuşuyor, parmaklarımın ucuna kramplar giriyordu.
 
Akıl hastanesinde 120. günümdü. Beni yavaş yavaş öldürüyorlardı. Kaçmaya karar verdim. Bir yolunu bulup hastaneden kaçtım. Üzerimde pijama ve terlik… Paramı hastane görevlileri almıştı. Parasız pulsuz İstanbul’dan Eskişehir’e nasıl gidebilirim, düşünmek istiyordum fakat olmuyordu. Kütahyalı olduğunu söyleyen bir kamyoncuya anlattım derdimi,  yardımcı oldu. Beni Adapazarı’na kadar getirip bıraktı. Adapazarı’nda birkaç kamyoncuyla konuştum, derdimi anlatamadım, hiç kimse kamyonuna almak istemedi.  Çöplerden ekmek yedim, hatta Bilecik’te bir çöp bidonunda poşette pasta bulmuş ve yemiştim. Adapazarı’ndan Eskişehir’e yürüyerek  dört günde perişan bir vaziyette geldim. Ayağımdaki terlik parçalanmıştı. Tam altı ay kendime gelemedim. Bakırköy Akıl Hastanesi’nde başlayan elimdeki uyuşmalar, vücudumdaki kasılmalar hala devam ediyor. Kısacası sağlığımı elimden aldılar.
 
34 gece nezarethane… 64 gün cezaevi… 60 adet iftiralarla süslü dava…  14 sene hapis… 28 internet siteme kilit… Deli raporu… 120 gün tımarhane …
 
Artık nüfus kağıdım da yok… Kim olduğumu dahi ispatlayamıyorum. Hiçbir yerde işlem yaptıramıyorum. Çok uzaklardaki çocuklarıma para dahi gönderemiyorum.
 
Tek suçum yasadışı işleri ihbar etmekti.
 
Cinayetler, tarihi eser kaçakçılığı, sahte ruhsatlı kaçak villalar, uyuşturucu ticareti, banka horumlama, hırsızlık, sahte çek, darp, gasp…
 
Bunları yapanlar AKP’liydi…
… ve bir CHP’li ortak: Yılmaz Büyükerşen…
 
Yasadışı işler yapmak, rüşvet almak, rüşvet vermek, işte bu şahıslar için o kadar olağan bir işti ki, Eskişehir’deki hemen hemen tüm resmi makamlar, kanun tanımayan bu ortakların kuluydu, kölesiydi…

 
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI, BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN HASTANESİ'NİN YUKARIDAKİ
    RAPORUNU  KABUL ETMEYEREK MAHKEMELERİN VERMİŞ OLDUĞU KARARLARI BOZDU...

ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI, YEDİKLERİ EŞEK YÜKÜ RÜŞVETLERİ HAK ETMEK İÇİN...

GERİYE DÖNÜK OLARAK ESKİŞEHİR 4. SULH CEZA MAHKEMESİ'NDE (HAKİM NADİR SERBEST) SAHTE BİR MAHKEME KARARI ÇIKARTTILAR, BENİ (GIYABIMDA) İSTANBUL ADLİ TIP KURUMU'NA SEVK ETTİLER... 

ESKİŞEHİR DEVLET HASTANESİ PSİKİYATRİ UZMANI GÖNÜL BAYLAN KAYGISIZ'IN "MÜŞAHADE ALTINA ALINMASI GEREKMEKTEDİR" SAHTE RAPORUNU DA GÖNDERDİLER. 

ADLİ TIP KURUMU BAŞKANI YALÇIN BÜYÜK, RÜŞVET KARŞILIĞINDA, ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU'NA  GERİYE DÖNÜK BİR TARİHLİ SAHTE RAPOR HAZIRLATTI VE ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA GÖNDERDİ.

ADLİ TIP KURUMU'NDA GÖZLEM ALTINA ALINDIĞIMI GÖSTEREN BU RAPORUN SAHTELİĞİ DE BELGELİYDİ. 

BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN HASTANESİ'NİN RAPORUNDAKİ TARİHLE ADLİ TIP KURUMUNUN HAZIRLADIĞI RAPORUN TARİHİ AYNIYDI.  

İKİ AYRI KURUMDA AYNI GÜN HEYETE GİRMEMİN MÜMKÜN OLMADIĞINI BELGELİYORDUM. 

FAKAT İDDİALARIMI VE İHBARLARIMI KABUL EDECEK BİR DEVLET MAKAMI BULAMIYORDUM.

DAHASI: BENİ BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN'A SEVK EDEN ESK. 3. SULH CEZA MAHKEMESİYDİ (HAKİM MURAT KARAHİSAR)... 

ADLİ TIP KURUMU'NA SEVKEDEN ESK.4.SULH CEZA MAHKEMESİ (HAKİM NADİR SERBEST)... 

MAHKEME TARİHLERİ VE SEVK TARİHLERİ DE AYNIYDI... 

İKİ AYRI MAHKEME BENİ İKİ AYRI KURUMA GÖNDERMİŞ, GÖZLEM ALTINA ALINMAM VE HEYET SONRASINDA RAPOR TALEP ETMİŞTİ...

ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN SAHTEKAR GİRİŞİMLERİ SONRASINDA İKİ DELİ RAPORU SAHİBİ OLMUŞTUM. 

ANAYASA MAHKEMESİ'NE AÇTIĞIM BİREYSEL DAVAYI  ETKİLEMEK İÇİN,  MAZHAR OSMAN'IN SAHTE RAPORU HÜKÜMSÜZ OLUNCA, GERİYE DÖNÜK OLARAK ALDIKLARI  ADLİ TIP KURUMU RAPORUNU ANAYASA MAHKEMESİ'NE GÖNDERDİLER.

DAHASI: DOSYAMIN YARGITAY'A TEMYİZ İÇİN BENİM AVUKATIM TARAFINDAN GÖNDERİLDİĞİNİ BELİRTMİŞLER. BENİ MÜDAFA EDECEK HİÇ BİR AVUKATIM OLMADIĞI GİBİ, HANGİ AVUKATA TEMYİZ ETTİRDİKLERİNİ DE BİLMİYORUM. 

ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI  ŞAHSIMA HİÇ BİR SURETTE BİLGİ VERMİYOR.   YAPTIKLARI TEK İŞ RÜŞVET KARŞILIĞINDA AKP KURUCUSU  KATİLLERE HİZMET EDİYORLAR, BU NAMUSSUZLARI KURTARMAK İÇİN SAHTE BELGELER DÜZENLİYORLARDI.

ESK 4. SULH CEZA MAHKEMESİ'NİN SAHTE MAHKEME KARARI VE ADLİ TIP KURUMU'NUN DÜZENLEDİĞİ SAHTE RAPORUN  YARGITAY'DA OLDUĞUNA DA İNANMIYORUM.

SAHTE DELİ RAPORLARIM YARGITAY'CA ONANMADIĞI HALDE, ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI ISRARLA BENİ AKIL HASTANESİ'NE KAPATMAYA ÇALIŞIYOR. YARIM KALAN TEDAVİMİ (!) TAMAMLATMAYA ÇALIŞIYOR. SÖZÜN KISASI BENİ ÖLDÜRTMEYE ÇALIŞIYOR.

TÜM SAHTECİLİKLERE ÖNCÜLÜK EDEN BAŞSAVCI GÖKHAN KARABURUN İZMİR'E TAYİN EDİLDİKTEN SONRA, ŞİMDİKİ SAHTEKARLIKLARA BAŞSAVCI ORHAN ÇETİNGÜL ÖNCÜLÜK EDİYOR.

EĞER ÖLDÜRÜLÜRSEM ÖLÜMÜMDEN BAŞ SORUMLU OLAN ŞAHIS ORHAN ÇETİNGÜL'DÜR.

ESKİŞEHİR BAŞSAVCISI ORHAN ÇETİNGÜL RÜŞVET YİYEREK  ANAYASA MAHKEMESİ'NDEKİ DAVAMI NASIL ETKİLEDİ?

İŞTE BELGESİ:
ESKİŞEHİR BAŞSAVCISI ORHAN ÇETİNGÜL, SAHTE MAHKEME KARARLARI VE SAHTE DELİ RAPORLARIYLA ANAYASA  MAHKEMESİ'Nİ KANDIRDI:


Yargıtay'ın onadığı bir suçum yok... Hal böyle iken suçum sabitmiş....
İŞTE BUNA ADALET DİYORLAR...
DEVLETİMİZ VE MAAŞLI HİZMETÇİLERİNİN RÜŞVET KARŞILIĞI SAHTECİLİKLERİNİ İZLEDİNİZ...
YARDIM İSTEYEBİLECEĞİM HİÇ BİR MAKAM YOK...
ÇÜNKÜ DEVLET YOK...
Kenan Akkuş (esrehber)
 YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA SUÇ DUYURUSUDUR

 
Konu: Adli Tıp Kurumu, heyete girmediğim halde şahsıma sahte bir rapor düzenlemiştir. Suçlu şahıslar bu raporla şahsım susturmak ve tecrit etmek istemektedir. Adalet dağıtması gerekenler, adalet çetesi kurmuş, ihbarcı dürüst vatandaşları linç etmektedirler.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na,

KONU 1).

Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt'un talebiyle (Dosya No: 2007/1005) İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda bir defa heyete girdim. Mahkeme duruşma tutanağı ilişiktedir.
Heyete girdiğim tarih: 26/01/2009
Adli Tıp No: 2008 / 68811
4. İhtisas Kurulunda heyete girdiğimin belgesi ilişiktedir.
Bunun dışında hiçbir zaman Adli Tıp Kurumu’nda heyete girmedim.

Oysa Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi’ne 02/09/2009 tarih ve 2009/1995 Adli Tıp Kurumu numaralı rapor göndermiştir.

Heyete girdiğim tarihten 8 ay sonra tekrar heyete girdiğim görülüyor.

Öyle anlaşılıyor ki, uyduruk deli raporu karşılığında Adli Tıp Kurumu Başkanı ve 4. İhtisas Kurulu üyeleri rüşvet yemedilerse, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı sahtekarlık yapmış ve benim yerime başka bir Kenan Akkuş’u Adli Tıp Kurumu’nda heyete sokmuşlar.

Zaten nüfus kağıdım ellerindeydi ve sahtekarlık yaparak benim kimliğimle başka bir şahısı heyete sokmuş olmalılar.

KONU 2).

Anayasa Mahkemesi’nin şahsıma gönderdiği yazısının OLAYLAR VE OLGULAR bölümünün 3’üncü maddesinde belirtilmiştir ki: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2009/16954 soruşturma numaralı iddianamesi ile Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış.
Bu dava sonucunda şahsımı Adli Tıp Kurumu’na sevk etmiş…
Oysa bu tamamen sahte bir dava olup, gerçek dava dosyasında görüldüğü üzere (ilişikte)
şahsım Adli Tıp Kurumu’na değil, Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kapatılmamla ilgilidir.

Davanın müştekileri: Yılmaz Büyükerşen, vekili Cemal Okan Yüksel, Eski Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’dir.
Mahkeme kararı ilişiktedir.

Savcı ve hakim sahtekarlık yapmasına rağmen bu dava UYAP yargı sisteminde silinmiştir. Belgesi ilişiktedir.

Gıyabımda yapılmış ve sahte olsa da bu dosyanın UYAP yargı sistemine kaydedilmemesi suç değil midir?

Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hiçbir zaman yargılanmadığım gibi yüzüme okunmuş bir karar yoktur.
Bu mahkemede 2013 yılında açılmış ilişikte iddianamesini sunduğum dava (Müştekiler: Mehmet Ali Şahin, Murat Mercan) dosyasının tebligatı şahsıma hiçbir zaman gönderilmediği gibi, yargılama gıyabımda yapılmaktadır.


KONU 3).

Anayasa Mahkemesi’nin şahsıma gönderdiği 04/10/2013 tarihli karar yazısının 6’ncı maddesinde belirtildiği üzere (ilişikte) Adli Tıp Kurumu şahsıma 02/09/2009 tarihli rapor düzenlemiş.

Bu raporun sahte bir rapor olduğunu ispat edebilirim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararı ilişiktedir.

Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/03/2010 tarihli kararında, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’nden alınmış bir raporla şahsıma güvenlik tedbiri uygulanması talep edilmiştir.

Adli Tıp Kurumu’ndan alınan rapor 02/09/ 2009 tarihli olduğuna göre, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/03/2010 tarihli kararında “Adli Tıp Kurumu”ndan alınmış olan raporun belirtilmiş olması lazımdı.

Mahkeme kararından 6 ay önce alınmış bir rapor mahkeme kararında belirtilmiyor, Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’nin 2009/2161943 dosya nolu rapor (ilişikte) belirtilerek şahsıma güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik onay bekliyorlar.

Söz konusu Adli Tıp Kurumu’nun vermiş olduğu 02/09/2009 tarih ve 2009/1995 nolu rapor sahtedir ve bu raporla ilgili hiçbir zaman heyete girmedim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararında yazılıdır ki:

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 1 fıkrasında belirtilen: Uzman hekim önerisi yoktur. Eğer bir uzman hekimden şahsım için sahte rapor alınmış ise, uzman hekimin kim olduğu tespit edilip dava açılması gerekir.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 2 fıkrasında belirtilen: Şahsıma bir müdafi görevlendirilmemiştir. Eğer bir müdafi belirlenmiş ise, görevini yapmayan ve yasaları bilmeyen müdafi hakkında da dava açılması gerekmektedir. Bu müdafinin tespit edilmesi gerekmektedir.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 3 fıkrasında belirtilen: Şahsımın Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altına alınması konusudur. Şahsım hiçbir zaman Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altına alınmamıştır. Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’nde 15 gün gözlem altına alındım fakat Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin talebiyle ilgili değil, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 04/06/2009 tarihli kararıyla ilgilidir. 2009/717 nolu bu dosya UYAP yargı sisteminden silindiği gibi, daha sonra tedavi maksatlı olarak polis zoruyla Bakırköy’e kapatıldığım davalar da sistemden silindi.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 4 fıkrasında belirtilen : Gözlem altına alınma kararına karşı itiraz yoluna gidemedim. Çünkü bu davadan hiçbir zaman haberim olmadığı gibi duruşmalar gıyabımda yapılmış. Eğer varsa Müdafi karara itiraz etmemiş. İtiraz edilmediği için karar durdurulmamış. Anayasal haklarım yok sayılmış. Mahkeme dosyasında şahsımdan alınmış bir ifade olmadığı gibi savunma da yoktur. İtiraz hakkı da tanınmamış. Her şey gıyabımda yapılmış. Adalet bu mudur?

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 5 fıkrasında belirtilen konular, hakim, savcı ve Adli Tıp Kurumu heyetinin işbirliği yaparak, şahsıma sahte bir rapor düzenleyerek şahsımdan kurtulmak istedikleri anlamına gelir ki, Bakırköy’de heyete girmediğim halde şahsıma düzenlenmiş sahte bir rapordan sonra heyete girmediğim halde Adli Tıp Kurumu’ndan da sahte bir rapor alınmış olmalı.

Adli Tıp Kurumunda bu tür sahtekarlıklar bu kadar basit ve kolay mı?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararı 05/04/2011 tarihlidir. Bozma gerekçesi ise “Adli Tıp Kurumu yerine başka bir kurumdan alınan yetersiz, onaysız, rapor fotokopisi esas alınarak yazılı biçimde karar verilmesi ve yasaya aykırı bulunması…”

Bozma kararından sonra geriye dönük olarak önceki bir tarihli sahte raporun Yargıtay'da işleme gireceğini düşünerek rüşvet karşılığında temin ettikleri ortadadır. Belgelerle ispatladığım cinayetlerden, tarihi eser kaçakçılığından, sit alanı yağmacılığından, hortumculuktan, hırsızlıktan, rüşvetten, dolandırıcılıktan, uyuşturucu ticaretinden kurtulmanın yolunun, şahsıma verilen sahte raporlarla kurtulacaklarını sananlara cevabı yargıtay Ceza Daireleri verdi: Yasadışı bir şekilde yargılanarak şahsıma yağdırılan tüm cezaları Yargıtay esasına bakmadan bozdu.

Şahsıma iftira yoluyla yüklenmeye çalışılan suçların tamamı Yargıtay'dan dönmüştür. Onanmış hiç bir davam yoktur. Hal böyle olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nin kararında görüldüğü üzere "üzerime atılı suç sabit"miş. Savcıların rüşvetler karşılığında şahsıma yüklediği ve hakimlerin rüşvetler karşılığında onayladığı, Yargıtay'ın ise bozduğu tüm davalarda yeniden yargılanmak için ilgili mahkemelere başvuracağım.

Yukarıda belirttiğim üzere 5271 sayılı CMK’nun 74’üncü maddesinin fıkralarındaki hükümlere hiçbir surette uymayan Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi, Anayasal Hakları uygulamak yerine şahsımı linç etmeye çalışan savcı ve heyete girmediğim halde şahsıma rapor tanzim eden Adli Tıp Kurumu heyeti suç işlemiştir.

Adli Tıp Kurumu’nun şahsıma düzenlediği raporun, yukarıdaki sebeplerden dolayı hiçbir hükmü yoktur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyorum, Anayasa Mahkemesi’nin kararının (ilişikte) incelenmesi ve yalan beyanlarla suç işleyen Eskişehir hakim ve savcıları hakkında HSYK’ya suç duyurusunda bulunulmasını istirham ediyorum.

Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim… 28/12/2013

Kenan Akkuş
             


                              

HADİ ŞİMDİ SÖYLEYİN...
Hangi savcı bu hainler için iddianame hazırlayabilir?
Hangi hakim yargılayabilir?
... ve hangi gazete yayınlayabilir?

Bu cinayeti benden başka kamuoyuna sunan var mı?

Öldürülmeyi çoktan hak ettim de...
Beceremiyorlar...

 
Eğer ki bu hırsızlar yargılansaydı...
Binali'nin de kellesi kopardı...
Hırsız Tayyip'in de...
Tornavidacı Feridun ötmeye karar verince...
Adalet Bakanı Bozeşşeğin emriyle dava kapatıldı...
Kenan Akkuş (esrehber)


5 Temmuz 2014 Cumartesi

ESKİŞEHİR'DE AKP'LİLERİN FUHUŞ SKANDALI



ESKİŞEHİR'DE AKP'LİLERİN FUHUŞ SKANDALI...

HIRSIZ TAYYİP’TEN İL SEÇİM KURULU BAŞKANLARINA TEHDİT



HIRSIZ TAYYİP’TEN İL SEÇİM KURULU BAŞKANLARINA TEHDİT…

http://esweb.de.ki/

İl seçim kurulu başkanı hakimleri tek tek arayan baş hırsız Tayyip, “Cumhurbaşkanı seçilemezsem kendine haritadan bir yer seç” diyerek tehdit etti.
İl seçim kurulu başkanları, hakimlikten aldıkları maaş tutarının iki katı maaşı da il seçim kurulu başkanlığından alıyor.

Bu dolgun maaştan olmak istemeyen hakimlerimiz, her türlü sahtekarlığı yaparak Tayyip’i Cumhurbaşkanı yapacaklar…

Hem de sürülme derdinden kurtulacaklar…

Evi taşı, yerleştir… Yeni işine alış… Yeni komşular… Arkadaşlar… Çocukların problemleri…

Baştan sona her şeyleri değişecek…

Değer mi ya?

Üç maaş alıp sahtekarlıkla Tayyip’i Cumhurbaşkanı yapmak varken…

Sözün kısası:

İl Seçim Kurulu Başkanı Hakimlerimiz sayesinde hırsız Tayyip yüzde 51’le Cumhurbaşkanı…

Pardon… BAŞKAN…

Cumhuriyet'e rahmet…

Kenan Akkuş (esrehber)

http://esweb.de.ki/